Kişisel Gelişim

 

 

Narsizm Ve Yanlış Çizilen Sınırlar

Sandy Hotchkiss


Doğamız Gereği sosyal yaratıklar olan bizler, ailelerimiz, dostlarımız ve toplumla kurduğumuz anlamlı ilişkiler sayesinde gelişiriz. Hepimiz kendimiz dışında bir şeylere “ait olmak” isteriz. Fakat aynı zaman şahsi düşünce ve hisleri olan sadece kendimize ait bedenlere sahip eşsiz bireyleriz de. Hiçbir yere bağlantısı olmayan adalarda kendimize yeterli şekilde yaşamak bize göre olmasa bile, yine de doğuşumuzdan itibaren özerk varlıklar olmaya programlanmışızdır. Biz ve diğerleri arasındaki sınırların sağlamlığı sadece kendimizi nasıl algıladığımızı değil, başka insanları nasıl gördüğümüzü ve bir ölçüye kadar da onlar tarafından nasıl muamele göreceğimizi belirler. Sağlam sınırların varlığı kişilerin birbirinden özgün olmasını sağlayarak, daha sağlıklı ilişkilerin önünü açar.

Narsistlerin benlik algılarında ciddi bir kişilik kusuru vardır. Bu kusur yüzünden narsist bireyler sınırları olduklarını unutur ve diğer bireylerin kendilerinin bir uzantısı olmadıklarını anlayamazlar. Başka insanlar onların ihtiyaçlarını gideremiyorsa, olmasalar da olurlar. Narsist, kendine haz veren bir kişiyi kendinin uzantısı olarak görecek ve ondan daha azını zaten ummayacaktır. Çünkü herkes onun beklentilerine karşılık vermelidir. Narsistin zihninde kendisi ve diğeri arasında bir sınır yoktur.

Narsistlerin böyle davranma sebebi çocukken yaşadıkları deneyimlere dayanır. Küçük çocuklarla biraz vakit geçirmiş olan biri, onların kendilerini çok önemli ve dokunulmaz sandıkları benmerkezci bir dönem yaşadıklarını bilir. Genelde yürümeye başladığı dönemle aynı zamanlara denk gelen bu olay, iki yaşına kadar devam eder. Çocuğun bu tür benmerkezci davranışları yetişkinler tarafından sevimli ya da tahammül edilemez bulunabilir. Fakat bu dönem çok önemlidir. Bu aşamadaki çocuk onunla ilgilenen insanlardan koparak, ilk defa bir birey olarak kendini algılamaya başlamıştır. Kendini üstün gören tavırları sayesinde etrafındaki dünyayı korkular ve kaygılar olmadan keşfeder.

Çocuklar bu döneme girmeden önce kendilerini, onunla en çok ilgilenen kişinin parçası olduklarını sanırlar. Çocuğun gözünde bu kişi harika ve güçlü biridir. Kendisini de öyle zanneder, çünkü henüz gelişen çocuk beynine göre zaten ikisi de aynı kişidir. Fakat kendisinin küçük ve çaresiz olduğunu görüp, asıl gücün diğer kişide olduğunu anladığı zaman, çocuğun bir parçası onunla ilgilenen kişiyle bir olduğu hayalinden vazgeçmek istemez. Eğer aralarındaki sınırlar kalkarsa, tüm ihtiyaçlarını karşılayan bu kişiyi kontrol etmeye devam edebilecektir.

Duygusal açıdan zayıf olduğu bu dönemde çocuğu sakinleştirmek, tek başına ve güçsüz sayılabildiği bu haldeyken dahi değerli olduğunu hissettirebilmek ebeveynin görevidir.1 Eğer ebeveynler çocuğa haddinden fazla önemli hissettirir ya da kontrolü onun eline bırakırlarsa, o da kendi kuvvetinin her şeye kadir ebeveynlerini yönetmekten geldiğini sanan çocukça hayalinden vazgeçmeyecektir. Bu durum kendi kabiliyetlerini takdir etmesine ve ayaklarının üzerinde duracak cesareti bulmasına engeldir. Bu durumda kendi eksikliklerini tamamlayacak veya ihtiyaçlarını karşılayacak birilerini arama yeteneğini geliştirir. Bulduğu bu kişileri kendinin özel biri olduğuna ikna edebilirse takdir görecek ve böylece onların gücünü kullanabilecektir. Bu çaresiz arayışı esnasında işe yaramayan insanları gözden çıkaracaktır. Ancak işe yarar kişilere (ebeveynlere) sanki kendisinin bir parçasıymış gibi, onların kendi varlıkları yokmuş gibi davranacaktır.

Bir gün evine geldiğinde oturma odasındaki tüm mobilyalarının kayınvalidesi tarafından değiştirildiğini anlatan bir danışanımı hatırlıyorum. Kayınvalide danışanıma sormadan salon için harika bir kanepe ve ona uyan koltuklar alır. Ayrıca eskilerini de evden atarak, danışanıma sürpriz yapmak ister. Bu, danışanım için gerçekten bir sürpriz olmuştu, fakat onu ürkütmüştü de. Evet, kendisi de bir süredir yeni mobilya almak istiyordu fakat bunun için alışverişe gitmeyi ve kendi seçimlerini yapmayı planlıyordu. Ancak danışanımın bunu yapmak isteyebileceği kayınvalidesinin aklının ucundan bile geçmemişti. Danışanım satın almadan önce ev kayınvalidenindi bu yüzden yaşlı kadın eve neyin yakışacağını çok iyi bildiğini düşünmüş ve onlara bir hediye vermek istemişti. Ayrıca genç çift (ikisi de) kadına ait bir işyerinde çalıştıkları için, kadın onların hayatını kontrol etmeye alışıktı. Kısacası bu ailede birçok sınır ihlali yaşanıyordu.

Böylesi sınır ihlallerine ses çıkarmayan kişiler, genellikle narsistler gibi kendilerini diğerlerinden ayıracak kadar güçlü bir benliğe sahip olmayan insanlardır. Bu kişiler büyüme çağlarındayken aileleri tarafından yapılan müdahalelere alışkındırlar ve kendi özerkliklerini geliştirmek için gereken desteği almamışlardır. Böylesi geçmişlerden gelen bazılarıysa kendilerini korumak için bu tür müdahalelere karşı aşırı duyarlaşmış ve diğerleriyle arasına aşılamaz sınırlar çekmişlerdir. Bu kişiler ilişkilerinde güven duyma ve yakınlık gösterme sorunu yaşarlar. Sanki başkaları onlara her an zarar verebilecekmiş gibi kaygılı ve endişeli tavırlar sergilerler. Ancak sağlıklı sınırların nasıl olması gerektiğini bilmedikleri için, bazen sınırlarının ihlal edilip edilmediğini anlayamaz ve emin olamazlar. Mobilyaları kayınvalidesi tarafından değiştirilen danışanımın durumunda söz konusu olan da buydu. Bu hediyenin onu mutlu etmediğini biliyor, ancak kendini değerbilmeyen biri olmakla suçluyordu. “Sonuçta kim yepyeni ve güzel mobilyalar istemezdi ki?” diyerek durumu akla uygun hale getirmeye çalışıyordu. Durumdan neden bu kadar rahatsız olduğunu anlayabilmesi için epey bir süre konuşmamız gerekti.

Aynı şekilde narsistler de, başkalarının sınırlarını aştıklarını fark edemezler. Postalar ve günlükler okunur; kapalı banyo ve yatak odası kapıları umursanmaz; cüzdan ve cepler karıştırılır; kıyafetler veya banyo malzemeleri “ödünç” alınır; başkaları gizlice dinlenir; insanların işine burnunu sokan sorular sorulur; istenmeyen fikirler açıklanır; fikirler araklanır; güvenlere ihanet edilir; karşıdakinin isteyip istemediği umursanmadan zorla ona dokunulur veya öpücükler verilir. Danışanlarımın çoğu bana şu cümleleri çok duyduklarını söylerler: “Aslında böyle hissetmiyorsun” veya “O senin düşüncen” ve hatta “Sen böyle birisin.” Sınırlarla karşılaşan narsistler çoğu zaman öfkelenir, hatta şaşırırlar. Engellerin olmadığı bir dünyada neden kapıları çalmak zorundadırlar ki?

Yedi Ölümcül Günah’ın birçoğu veya tümü tek bir bireyde görüldüğü bu nadir duruma Narsistik Kişilik Bozukluğu teşhisi konur. Amerikan Psikiyatri Demeği’nin tahminlerine göre sadece her yüz kişiden birinde bu yedi belirtinin hepsi birden görülür.2 Ancak bunlardan bazılarını ruhsal sorunlar çıkaracak ölçekte taşıyan ya da bu tip insanlara düzenli olarak maruz kalan birçok kişi vardır. Bu bireylerin çoğu utanca olan hassasiyetlerinden dolayı narsist olduklarını kabul etmeyip, çektikleri acılar için başkalarını suçlamaya daha yatkın olduklarından, asla (akıl sağlıkları için) bir uzmana danışmazlar. Bunu yapsalar bile kendilerine çoğu zaman depresyon, anksiyete, ilişki problemleri veya iş ile ilgili stres teşhisi konur ve bunların arkasında yatan Narsistik Kişilik Bozukluğu es geçilir. Terapistlerin çoğu bunu göremez ya da görmezden gelir. Çünkü bu terapilerin ücretlerini karşılayan sigorta şirketleri uzun vadeli seansları istemezler. Ne yazık ki bu terapilerde herhangi bir sonuca varılamaz. Çünkü bir insan ne kadar narsistik özelliklere sahipse tavırlarını değiştirmeye o kadar dirençli olur.

Narsistin tüm belirtilerini gösteren klinik tanılar belki nadir görülüyor olabilir (ayrıca başkalarını utandırabilecek böyle etiketlerden kaçınmalıyız), ancak narsisizmin bir süredir Amerikan toplumunda veba gibi yaygın olduğunu gösteren kanıtlar var (konuyla ilgili daha fazla bilgi için 19. kısma bakın). Büyük bir ihtimalle Yedi Ölümcül Günah’tan bazılarını, karşılaştığınız insanlarda veya kendinizde göreceksiniz. Bu kitap narsistlerle yaşadığınız deneyimleri anlamanıza ve özsaygınızı istismar edilmekten korumanıza yardımcı olması için yazıldı. Ancak kitabı okurken bu sağlıksız narsisizmin bir kısmına sahip olduğunuzu görürseniz şaşırmayın. Ebeveyninizden birinde ciddi oranda narsistlik varsa, bu sizin yetişme şeklinizi etkilemiş ve birçok yönden saldırılara açık bırakmış olabilir. Narsisizmin daha aşikar halleri olan başkalarının sınırlarını ihlal etme, utanca duyarlılık, gerçekliği çarpıtma veya sebebini bilmediğiniz öfke gibi belirtilere sahip olabilirsiniz. Ya da narsistik tiplere karşı bir çekim duyuyor da olabilirsiniz. Fakat sizin gücünüz, utanca karşı direnç göstererek sorununuzun ne olduğunu anlamak ve hayat kalitenizi yükseltecek değişiklikler yapmaktan geçiyor.

Ancak ilk önce bir narsistin nasıl bu hale geldiğini görerek, nasıl bir şeyle veya kiminle karşı karşıya olduğumuzu anlamak önemli. Sizin de görebildiğiniz gibi hepimiz doğal olarak narsistik bir süreçten geçiyoruz. Bunun ne kadarının hayatımızın ileri dönemlerine taşınacağını ise ebeveynlerimizin bizi yetiştirme tarzı belirliyor.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült