Kişisel Gelişim

 

Mutluluğun Formülü Çok Açık

Kemal Sayar


İçinde yaşadığımız çağ, insanın tamahkarlığını kamçılıyor. Üstelik ‘sosyal Darwinizm’in artık ruhlara işlemiş ilkeleri gereğince, kişi ancak başkalarından güçlü olmak suretiyle ayakta kalabileceğine inanıyor. Böylece insan, kendi durumunun iyiliğine, başkalarını göz ucuyla süzdükten sonra kanaat ediyor. Varsayalım ki, iki hayali dünyadan birisi arasında bir seçim yapmanız isteniyor: İlkinde yılda 50 bin dolar kazanıyorsunuz oysa diğer insanlar 25 bin dolar kazanıyor. İkincisinde yılda 100 bin dolar kazanıyorsunuz, oysa diğer insanlar yılda 250 bin dolar kazanıyor. Hangisini seçerdiniz? Bu soru, bir grup Harvard öğrencisine sorulmuş ve ezici çoğunluk ilk seçeneği işaretlemiş. Kendi durumları diğer insanlara göre daha iyi olduğu sürece, daha az kazanmaya razı olmuşlar. Başka bazı çalışmalar da aynı sonuca ulaşmış. İnsanlar, başkalarına göre kendilerini daha üstün konumda hissettikleri sürece, gelirlerindeki düşmeyi çok önemsemiyorlar. İnsanın gelirinden memnun olup olmaması, belirli bir normla yaptığı mukayeseyle ilgili. Bu norm da iki şeye bağlı; ‘diğer insanlar ne kadar kazanıyor’ ve ‘ben ne kadar kazanmaya alışkınım’. İlki sosyal mukayeseyle ilgili, İkincisi de süregiden duruma alışmayla.

İnsanların ufak arabalar sürdüğü bir mahallede arabanızdan rahatsızlık duymazsınız. Mütevazı bir arabanız varsa, diğer insanların gösterişli arabalara binmelerinden rahatsızlık hissedersiniz. Herkes gösterişli arabalara bindiğinde, bu durumun sağladığı haz, ufak arabalara binmekle eşiüenir. Ekonomik büyümeyle birlikte mutluluğun artmamasının en önemli sebebi budur. Gereksiz karşılaştırmalar, gerçekliği bozarak algılamamıza yol açar. Mutluluğun sırlarından birisi, şeylerden olduğu gibi hoşlanmak ve onları daha iyisi ile karşılaştırmamaktır. O halde sizden daha ‘varlıklı’, daha ‘başarılı’ insanlarla kendinizi mukayese etmeyi bırakın, siz sadece kendi kendinize neyi yapabildiğinize bakın.

İçinde yaşadığımız çağ, insanın tamahkarlığını kamçılıyor. Kişi ancak başkalarından güçlü olmak suretiyle ayakta kalabileceğine inanıyor. Böylece insan, kendi durumunun iyiliğine, başkalarını göz ucuyla süzdükten sonra kanaat ediyor.

Mutluluğu sürdürmek için elinizde olanı tutmak ve onun üzerine bir şeyler eklemek istersiniz. İnsan maddi şeylere çabuk alışır ve onların verdiği tatminle çabuk doyar. Reklamcılar da zaten buradan ekmek yer. Bu iptilayı yeni harcamalarla beslememizi isterler. İhtiyacımız olmadığı halde yeni cep telefonları, yeni giysiler, yeni arabalar alırız. O halde gerçekten ihtiyaç duymadığımız şeyleri satın almamamız ve zamanımızı dostluk, anne babalık, dayanışma gibi solmayan, kaybolmayan, alışıp bıkmayacağımız değerlere ayırmamız gerekir.

Mutluluk kendimize hedefler tayin edebilmemizle ilgilidir. Kolay ulaşılır hedefler bizi çabuk sıkar. Zor hedefler, hayal kırıklığı yaratabilir. İnsanın hedeflerini yaşadığı gerçeklerden hareket ederek tayin etmesi gerekir. Ulaşılması güç hedefler koyarak bu uğurda fazla yorulmak, bilinen depresyon nedenlerinden birisidir. İç sıkıntısı, bugün Batı toplumlarını içten içe kemiren bir illet. İnsanlar yeni şeyler peşinde koşmak yerine konforu seçiyor, iş dışında aktif olarak ilgilenecekleri uğraşlar bulmakta zorlanıyor. Bizim toplumuzdaki ezici çoğunluk gibi, hayatta kalmak için canlarını dişlerine takıp çaba harcamaları gerekmiyor. Bu da onları amaçsız, tüketim kölesi, televizyon bağımlısı, sıkıntılı insanlar haline getiriyor. Hepimizin, bizi zaman duygusundan kurtaran, adeta zamanın dışına çıkaran, yaptığımız işe gömüldüğümüz, ‘akış’ anlarına ihtiyacımız var. O halde işin dışında da, uğruna uçurtmalar uçurduğunuz ideal, uğraşı ve hedefleriniz olsun.

Gereksiz karşılaştırmalar, gerçekliği bozarak algılamamıza yol açar. Mutluluğun sırlarından birisi, şeylerden olduğu gibi hoşlanmak ve onları daha iyisi ile karşılaştırmamaktır.

İnsan sosyal bir varlıktır, dostluk ve ilişki arar. İlişki ve dostluklar, bize kişisel bir kimlik duygusu kazandırır. Sosyal varlıklar olarak birbirimize güvenmek isteriz. Batı toplumlarında daha fazla olmak üzere, genel olarak dünyada, güvenin azaldığı görülüyor. İşten çıkarmalar artıyor, evlilikler sıklıkla boşanmayla sonuçlanıyor, terör her yerde patlak veriyor. O halde güven yeniden inşa edilmeli, okullarda ve evlerde sağlam bir ahlak eğitimi sağlanmalı. Çocukların ve gençlerin sırtlarını dayayabilecekleri daha istikrarlı aile ve toplum yapıları inşa edilmeli. Yalan söyleyen, dünyayı kan gölüne çeviren siyasi liderler, sandıklarda mağlup edilmeli.

Mutluluk dış şartlar kadar içinizde neler yaşadığınızla da ilgilidir. Yani mutluluğun formülü çok açık: Bir sen, bir ben, bir de bebek! Yani sosyal bağ, insan ilişkisi. Kendimi onda seyredeceğim bir yüz. Bana dünya maceramı özetleyecek bir harita. Az daha unutuyordum, dahası da var: Bir kalp, bir ruh, bir de akıl!


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült