Kişisel Gelişim

 

Modern Mutsuzluk: Modern Salgınlar

Kemal Sayar


“Kadere karşı sigortalanmak.” Karen Blixen, Avrupalının arzusunu böyle betimliyordu. Oysa Afrikalı onu doğallıkla kabulleniyor, buyur ediyordu. “Ölebilenler, özgürce yaşar” diye eklemişti yazar. Günümüzde doğum, ölüm, yaşlanma, cinsellik veya mutsuzluk gibi sıradan hayat süreçleri tıbbileştiriliyor. Artık rahiplerin veya imamların buyruklarıyla değil, hekimlerin, diyet uzmanlarının, terapistlerin önerileriyle hayatlarımızı şekillendiriyoruz.

Gündelik hayatın sorun ve sıkıntılarının tahammülfersa bulunduğu eşik giderek düşüyor. Hayat standardı konusundaki beklentiler yükseliyor. Sorunların çözülebilir olmasını istiyoruz. Ölüm bile çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada duruyor. Önceki çağlarda hayatın doğal bir parçası olan bedensel ve ruhsal belirtiler, bugün kaygı nedenimiz. Ağrı ve yorgunluk, geçen yüzyıl başından bugüne aynı. Ancak insanlar günümüzde bedenlerinden aldıkları sinyallere daha duyarlı ve bu sinyalleri bir hastalığa atfetme konusunda daha aceleci.

Oysa sağlık, Ivan Illich’in on yıllar önce büyük bir öngörüyle dile getirdiği gibi, insanın ölüm, acı ve hastalık gibi gerçeklerle başa çıkabilme yetisidir. Modern tıp ise bunları yok etmek için adeta bir ‘kutsal savaş’ ilan etmiş durumda. İnsanların modern hayatta yaşadıkları mutsuzluk, yeni histeri salgınları yaratıyor. Kronik yorgunluk, huzursuz barsak, fibromiyalji, tıbben açıklanamayan bedensel belirtiler gibi bir dizi yaygın durum, hastalık ile hastalık olmayan arasındaki gri bölgede duruyor. Bunlar, modern salgınlar ve ortaya çıkmaları yaşama biçimlerimizle çok alakalı. Rekabetçi, mükemmeliyetçi, zaman baskısı hisseden, içsel huzur duygusunu yakalayamamış insanlar, bu müphem sendromlara daha fazla yakalanıyorlar.

Dünya üzerinde beş yüz milyar dolarlık bir hacme ulaşan ilaç endüstrisi gözünü ‘fethedilmemiş topraklar’a, sağlıklı insana dikmiş durumda. Hastalık kavramı günbegün genişletilerek, sağlıklı insanlar hasta olduklarına ikna ediliyor.

Modernlikle birlikte değişim hızı da artmış durumda. Bu da, insanların kendilerini yetersizlik duygularına kaptırmalarına yol açıyor. Zihinsel, bedensel ve duygusal olarak bir şeylere yetişememe duygusu, modern insanın içini kemiriyor. Hız karşısındaki bu çözünme hali, kliniklerde karşımıza yaygın mutsuzluk, ağrı ve yorgunluk şikayetleriyle geliyor. Tanı kategorileri, bedenimizdeki fizyolojik veya biyokimyasal olayların birebir yansıması değil. Hastalıklar sosyal olarak da inşa edilebiliyor. Günün kültürel değerlerini ve sosyal şifrelerini, sınıf ve cinsiyet yapılarını, birey ve toplum arasında beklenen münasebetleri de yansıtıyorlar. Bir yüzyıl önce ABD’de, ‘efendi’lerinden kaçan siyah kölelerin akıl hastası olduğu düşünülüyordu.

Önceki çağlarda hayatın doğal bir parçası olan bedensel ve ruhsal belirtiler, bugün kaygı nedenimiz. Ağrı ve yorgunluk, geçen yüzyıl başından bugüne aynı. Ancak insanlar günümüzde bedenlerinden aldıkları sinyallere daha duyarlı ve bu sinyalleri bir hastalığa atfetme konusunda daha aceleciler.

Dünya üzerinde beş yüz milyar dolarlık bir hacme ulaşan ilaç endüstrisi gözünü ‘fethedilmemiş topraklar’a, sağlıklı insana dikmiş durumda. Hastalık kavramı günbegün genişletilerek, sağlıklı insanlar hasta olduklarına ikna ediliyor. Dünün mahcup çocukları, bugün toplumsal endişe bozukluğu tanısıyla ilaç alıyor. Sokaklarda özgürce tepinemediği için kurtlarını evde döken çocukların bir kısmına hiperaktif yaftası yapıştırılıveriyor. Hastalığın kendisini sınırlayan bir tarzı olması, iyi huylu seyretmesi veya kişisel başa çıkma stratejileri gözden kaçırılıyor. Hastalık ticareti, sıradan sıkıntıları tıbbi sorunlara dönüştürüyor; hafif belirtileri ciddi olanlara, kişisel sorunları tıbbi belirtilere, riskleri hastalıklara tahvil ediyor. Bugün tıp dergilerinde, ilaç şirketlerinin ürettikleri bilginin yerini bağımsız odakların ürettiği bilginin alması tartışılıyor. Çünkü bir çalışmada gösterildiği gibi, bir ilacın etkinliğini belirleyen en önemli değişken, o çalışmanın sponsor firması.

Geçtiğimiz yüzyılda halk sağlığı alanında büyük gelişmeler yaşanmış olmasına karşın, araştırmalar, bizim atalarımızdan daha fazla ve daha kötü tıbbi belirtilere sahip olduğumuzu gösteriyor. Sağlığın sadece dışarıdan alacağımız ilaçlarla sağlanmayacağını, sağlık için insanın etkin bir mücadele vermesi gerektiğini, sağlığın bizim çabamızı gerektiren bir şey olduğunu akılda tutmalıyız.

Kadere karşı sigortalanamayız. Istırap bir öğretmen. Tahammül ve direnç, insanın erdemleri. Bir ağrıyı bedenimizde gezdirip dinlendirerek de olgunlaşırız. Bir hüzün nöbetinden güçlenerek de çıkabiliriz. Ve nihayet hayat, çözülmesi gereken bir sorun değildir.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült