Kişisel Gelişim

 

Kutuplaşmış Düşünme

A. Kadir Özer


Bu düşünce tarzı, dilimizde, "olaylara siyah-beyaz" bakma olarak zaten yer etmiştir. Bir başka şekilde tanımlarsak tanımlarsak, iki gözümüzün insanlar arası ilişkilerde algıladığı rengarenkliliğin üçüncü gözdeki resmi, siyah ve beyaz dışındaki tüm renklerden arındırılmıştır. Dolayısıyla, olaylar ile ilgili değerlendirmeler, "ya hep, ya hiç" veya "ya böyledir, ya şöyle" gibi kutuplar arası bir düşünme tarzına mahkûm edilmiştir.

"Bu iş ya böyle yapılır, ya da hiç yapılmaz", 

"Bu iş yerinde çalışanları, 'işini ciddiye alanlar ve almayanlar’ olarak iki gruba ayırmak gerekir. En ufak bir ciddiyetsizlik yapanı da tazminatını verip gönderirsin",

"Bu konuda ya beni desteklersin, ya da karşı tarafa geçersin",

"Bu işin ortası yoktur", "Hata yaptığın an gözümden düşersin",

Türü ifadeler, kutuplaşmış düşünme tarzının insanlar arası farklılıkların hakim olduğu bir dünyaya yaklaşımdaki acımasızlığı ve gerçekçilikten uzaklaşmışlığı açıkça sergilemektedir. Farklılıklar dünyasında, kutuplar arasında yapılan böylesi katı ve dar açılı bir yolculuğun herhangi bir ilişkide yaratacağı sürtüşmeleri ve kısıtlamayı düşünmek herhalde zor değildir.

iletişim becerisinin alt yapısını oluşturan dördüncü düşünce tarzına geçmeden önce, insanlar arası dünyanın rengarenkliliği ile örtüşen çok açılı ve olasılıklı düşünme tarzları yerine, bu rengarenkliliği önemli ölçüde ihlal eden "-meli,-malı’lı, doğruluk abideliği ve kutuplaşmış" düşünme tarzlarının nasıl bir gerekçeyle hayat bulmuş olabileceklerini tekrar hatırlamaya çalışalım.

Yaşamın herhangi bir kesitinde ve geleceğimizde, farklılık, çok açılılık veya seslilik , tartışma kabul etmez tek olgudur. Bu, olasılılıklar içinde yaşamak, geçmiş dışında her şeyin belirsiz olması demektir. Tıpkı sisli yolda olduğu gibi.

İnsan doğasında doğuştan var olan güdülerin başında, yaşama belirginlik kazandırma çabası gelir. Neyi ne zaman yapmalı veya yapmamalıyız? Kim bizi seviyor, kim sevmiyor? Belirli bir durumda nasıl karar vermeliyiz veya vermemeliyiz? Kim bize benzer, kim bizden farklı düşünür? Kime güvenmeli, kime güvenmemeli? Bu İş beni şöyle mi, yoksa böyle mi bir yere getirir? Patron benim hakkımda ne düşünüyor? Ahmet beni nasıl bir insan olarak görüyor? Bu liste alabildiğine uzayabilir. Her bir soru, biz insanların yaşamının bugünümüzde ve geleceğimizde belirginlik arayışlarımızın bir ifadesidir.

Kuşkusuz yaşam, belirsizlikler ve olasılıklar karşısında, belirli seçenekler karşısında kararlar vererek ilerleme becerisidir. Ancak bazılarımız, bu beceriyi sisin görünmeyen yerlerinde de kullanmaya kadar götürerek, yaşamı, sadece hayalimizde resmedildiği haliyle yaşama eğilimi gösteriyoruz. Bazılarımız için iki gözümüzün gördüğü çok renkli ve çok açılı dünya, hayalimizde tek renkten veya sadece dik açılardan oluşuyor ise, bu temelde, gerçekte çok seçenekli ve belirsiz olan yaşamı hiç değilse varsayımda, belirginleştirme çabasını yansıtacaktır. Temeli varsayıma dayalı bir düşünce tarzı, maalesef, zaman içinde bazılarımıza "gerçekte var olan doğrularmış" gibi gelebilmektedir. Örneğin, iş veriminin düşmüş olduğu bir iş ortamında, olası seçeneklerden sadece bir tanesi olan, "elemanların İşine son vermek”, kafamızda net bir doğru olmuş ise, bunun d ışındaki seçeneklere kapanacağız. Çünkü herhangi başka bir seçeneğin, böyle bir sorun karşısında belirsizlik yaratabileceğinden korkmaya başlayacağız. Belirsizlikle uğraşma yerine, dünyayı, kafamızdaki varsayımsal belirginliği koruma adına (iş verimi' düşerse, eleman çıkartılır) kendi eksenimiz etrafında dönmeye zorlamayı göze alabileceğiz! İşte,-meli’li, doğruluk abideliği ve kutuplaşmış düşünce tarzları, belirsizlik karşısında duyulan doğal veya içgüdüsel bir rahatsızlığı, abartarak tahammülü zor bir düzeye çıkardıktan sonra, sadece kendi kafamızda ve hayalimizde sağladığımız yapay bir belirginlikle giderme alışkanlığının en somut belirtileridir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült