Kişisel Gelişim

 

Korkuyla Yaşamayı Öğrenmek

Jeanne Segal


Korktuğunuz şey sizi ele geçirir.

-Estonya atasözü

Sartre’ın Çıkış Yolunda, üç insan kişisel bir cehenneme hapsolurlar: garip, kapıları kilitli aynasız bir oda. Istırap çektikten ve yaşadıkları kötü durum üzerinde tartıştıktan sonra, bir kapı aniden açılır. Bu kapı özgürlüğe ve bilinmeyene giden bir kapıdır. Kendi kendilerine oluşturdukları hapishanede kalmaktansa gitmeye ve seçmeye özgürdürler.

Bizler de özgürlüğü seçebiliriz; ama seçiyor muyuz? Sevgi dolu ilişkilere, yakın arkadaşlıklara, yalnızca başka insanların sağlayabileceği sıcaklık ve ilgiye ulaşabiliriz; ama ulaşıyor muyuz? Dürüst olabilir, kendimize zaman ayırabilir, rahatlayabilir, yaşamın ve bize sunduğu fırsatların tadını çıkarabiliriz.

Acı ve Kayıp Refleksif Tepkileri Harekete Geçirir

Çok, çok uzun süredir doğal hislerimizi reddediyorduk. Gençlik dönemlerimizdeki sevgiden korkmanın ve sevgiyi kaybetme hislerimizin kaynağıydılar, ve çok derinlere gömülüler. Hepimizde, basıldığında kaynağını ve nasıl olduğunu açıklayamayacağımız hisleri açığa çıkaran düğmeler vardır. Bugün yaşanılan rahatsızlıklar, çocukken yaşanılan rahatsızlıklardan daha az yoğun veya daha az rahatsız edici değildirler. İki buçuk yaşındaki Johnny, üç tekerli bisikletini saadet içerisinde kendini kaptırmış bir şekilde sürüyor. Annesi bahçede oturmuş, Johnny’nin evin önündeki kaldırımda mutlu bir şekilde aşağı yukarı pedal sallayışlarını seyrediyor. Bir an yan komşu beliriyor ve bir kase un istiyor. Anne, bir dakika süreceğini düşünerek Johnny’e emri verir bir şekilde “kaldırımda dur” diyor ve komşusuna bir kase un vermek üzere içeri giriyor. Telefon çalıyor ve cevap veriyor. Bu arada Johnny kaldırımın tepesine çıkıp aşağıya roketledikten sonra caddenin tam kenarında durabileceğini keşfettiğinde heyecanlanıyor. Bunu birkaç kez neşe içerisinde deniyor ve annesiyle arkadaşı dışarı çıktığında yeniden roketlemeye hazırdır. Annesi onu bu şekilde görünce heyecanlanıyor ve tam aşağıya doğru roketlediği anda bağırıyor “Johnny, olmaz!” Johnny irkilerek zıplıyor, ayakları pedaldan çekiliyor ve caddenin ortasına doğru ilerliyor. Bisikleti ters döndüğünde acı fren sesini duyuyor.

Ciddi bir şekilde yaralanmaz ama ufak sıyrıklarla birlikte şaşkına dönmüş bir vaziyette kaskatı kesilir. Annesi, poposuna attığı şaplaklarla isterik bir şekilde bisikleti caddenin ortasında sürdüğü için Johnny’i azarlar ve bu davranışını onaylamayarak onu odasına yollar. Annesinin bu davranışından ötürü Johnny’nin kafası karışmış, utanmış ve korkmuştu. Ayrıca biraz ilerisinde duran arabanın görüntüsü ve sesinden dolayı da halen titriyordu.

Bugün kırkında olan John kızgınlığa karşı aynı şekilde tepki veriyor. Birisi ona kızdığında veya sesini yükselttiğinde güçsüz ve zayıf hissederek kendini geri çekiyor. Kızgınlık ve içerleme hislerine gömülüp odayı terk ediyor. John neden bu şekilde tepki verdiğini bilmiyor. Ama öyle.

Tabii ki tek bir negatif deneyim yaşam boyu süren savunmacı davranışlarımızın temelini oluşturmaz. Daha önce de tartıştığımız gibi, bu tepkiler yaşamımızdaki önemli kişilerden, temelde ebeveynlerimizden, aldığımız sevgi ve ilginin niteliğinin ürünüdürler. Kızgınlık ve kayba karşı verdiğimiz refleksif tepkiler çok önceleri çocuklukta yapılanmıştır. Artık bir yetişkin olarak böyle tepkiler hem uygunsuz hem de gereksizdir. Ayrıca, istediğimiz ya da umduğumuz kadar iyi, hoş, cömert veya sevilebilir olmadığımızı düşünüyoruz. Tekrar tekrar daha farklı ve uygun davranmaya çalışsak da bu yıkıcı kalıpları açığa çıkaran duygulara kapılıyoruz. Sonuçta gerçek değişimi sağlayamayacak kadar aciz hissediyoruz kendimizi.

Davranışımızı değiştirmek, istemekten çok daha fazlasını gerektirir. Hepimiz temelde bireysel dönüşüme istekliyizdir, zararsız, acısız ve kolaysa. Ancak kalıcı değişim hiçbir zaman kolay olmaz. Kendimizi derin bir şekilde deneyimlemek zor ve duygusal olarak acı vericidir. Derinlerde bir yerlerde gömülü bir anı, özenle inkar ettiğimiz duygularımızı deneyimlersek sonsuza dek kontrolden çıkacağımız ve “benliğimizi” kaybedeceğimiz korkusunun nedenidir.

Korku Doluyken Korkuyla Yüzleşmek

Kapılar ardına kadar açık olup da kaçış rotamız belli olsa bile korku bizi mahkum eder. Korkuyu yenmemiz, onun bizi kontrol etmesindense bizim onu kontrol etmemiz için, korkunun meydan okuyuşuyla yüzleşmemiz gerekir. Tek bir çıkış yolu vardır: Korkuyorken ilk adımı atmak.

Devam edebilmek için en çok korktuğumuz şeyleri deneyimlememiz gerekir.

John anlık bir aydınlanmayla açılmak için geleneksel terapide on yılını da harcasaydı, tepkileri bisiklet travması gibi sayısız olaya bağlı olduğu için, yerleşmiş kızgınlık/çekilme kalıpları yine de aniden ortadan kalkmayacaktı. Tepkisel davranışının “neden”i hakkında bir içgörü elde edecekti; ve yeterli derecede içgörü elde ettiğinde belki acıyı inkar edişi hakkında bazı temel kavramlar oluşturacaktı. Ancak duygularını hissetmektense onları devamlı entelektüelleştirerek büyük ihtimalle kendini onlardan uzaklaştıracaktı. Duygulardan uzaklaşma, insanların “daha iyi anlamalarına” karşın değişmemelerinin ana nedenidir.

Nedenler, küflenmiş korunma ihtiyaçlarımızın arkasındaki motive edici gücü anlamak için gereklidir, ancak bu nedenler üzerinde analiz yapmak dönüşümümüzü kösteklememelidir. Nedenler dönüşüm değil bilgi sağlarlar. Eğer bizleri anlayışa ve kaçınılmaz olarak da şefkate götürürlerse değer kazanırlar. Kendimizi eleştirip suçlamaktansa, tutumlarımızı bağışlamanın ışığında görmek gittikçe kolaylaşır. Tüm negatif tepkilerimizin kökeninde korku vardı. Korkuyu deneyimlemektense, kızgınlık, bunalım, çekilme veya cezalandırma ile bildik bir şekilde tepki vermek daha kolaydır.

Korkuyu Hissetmek

Artık kendini keşfetme sürecinin daha da zorlaştığı bir noktaya geliyorsunuz. Bir duyguyu zihinsel süzgeçten geçirmekle duyguyu deneyimlemek arasındaki fark çok büyük ve genellikle de ürkütücüdür. Gerçek çözüm kendimizi koruduğumuz duygulan tam anlamıyla deneyimleme de yatar. Çözümü sağlayan ve sonunda da bizi özgürlüğe götüren şey, en fazla inkar ettiğimiz bu ham duyguların deneyimlenmesidir.

Bazı korkularımıza. şöyle bir göz atalım. Kendimizi neden koruyoruz? Neden korkuyoruz? İşte en sık gözlemlediğim korkuların listesi; ancak kendi korkularınızı ekleyebilirsiniz.

1.       Aşkı kaybetmekten korkuyoruz.

2.       Hayatımızdaki amaç ve anlamı kaybetmekten korkuyoruz.

3.       Fiziksel yıkım, hastalık ve enerji kaybından korkuyoruz.

4.       Acıdan korkuyoruz.

5.       Sevdiklerimizi kaybetmekten korkuyoruz.

6.       Statü, iş ve maddi varlığımızı kaybetmekten özellikle de kimliğimizi bunlarla         özdeşleştirmişsek korkuyoruz.

7.       Yanlış yapmaktan, aptal ve cahil görünmekten korkuyoruz.

8.       Kontrolü kaybetmekten ve delirme olasılığından korkuyoruz.

9.       Ölümden korkuyoruz.

10.     Bilinmeyenden, denenmemiş olandan korkuyoruz.

11.     Hayattan, hayatın belirsizliği ve sorumluluğundan korkuyoruz.

Her ne kadar hepimiz listedeki korkuları bir dereceye kadar her zaman deneyimlesek de, birkaçı hiç şüphesiz daha derin veya daha güçlü tepkiler vermemizi sağlayacaktır. Her biri, kendimizi keşfetme sürecimizde birer başlangıç noktasıdır. En çok inkar ettiğimiz alanlara bakarsak bizi en çok korkutan şeyin de farkına varacağız.

John kendini hislerine açsaydı, kaynayan kızgınlığının altındaki korkudan etkilenirdi. Deneyimleyeceği en yoğun şey terk edilme, onaylanmama ve sevgiyi kaybetme korkusu olacaktı. Aynı zamanda da acı verici bir şekilde başkalarını sevmekten korktuğunun farkına varacaktı. Bir çocuk olarak, doğal merakı ve davranışlarından dolayı sıkça azarlanmıştı. Bisiklet örneği çocukluğuna dair tipik bir örnektir; annesinin kızgınlığından dolayı sıklıkla hayrete düşmüş, korkmuş ve odasına yollanmıştır. Böylesine duyarlı olduğu bir yaşta annesinin bu davranışını çocuğunun güvenliği hakkındaki korkusu, başkalarının önünde utanç verici bir duruma düşmesi, çocuğu üzerinde “kontrol” kurma ihtiyacı, suçluluk kökenli öfkesi olarak açıklamak bir yana anlayamamıştı bile. John bugün başkalarından kuşku duymaya ve onlara güvenmemeye devam ediyor.

Artık bir işimize yaramayan geçmiş deneyimler ve inanç sistemleri şu anki yaşantımızda büyük rol oynamayı sürdürüyorlar. Bunun uç ama iyi örneklerinden biri, kurtuluşu için savaşan genç bir kadın olan Laura’nın hikayesinde görülür.

Laura iki sene önce çaresiz ve korkmuş bir şekilde bana geldi. Duygusal kompulsif bir yeme bozukluğu olan blumiadan muzdaripti. Blumia hastası, ziyafeti için gerekli yiyeceği planlama, satın alma ve hazırlama için kayda değer bir zaman ve çaba harcar; kapasitesinin ötesinde yer; sonunda da rahatsız olur ve kusar. Geleneksel psikoloji yöntemleriyle tedavi uzun sürer ve kesin değildir.

Blumia, karmaşık ve güçlü bir kaçış yöntemidir ve Laura buna benzer bir davranışı sekiz yaşından beridir devam ettiriyor. Şu anda neredeyse otuz yaşında.

Laura, ziyafetlerden önce, ziyafetler esnasında ve ziyafetlerden sonraki duygularını hissedebilmek için çok uğraştı. Ayak tabanlarından başlayıp, göğsüne, kalbine ilerleyen ve kafasında biten acıdan bahsetti. Kendine karşı büyük bir nefretle doluydu. Kendine karşı duyduğu nefretin ardında keşfettiği şey anne babası için büyük bir hayal kırıklığı oluşu, onların beklentilerini hiçbir şekilde yerine getiremeyişiydi. Ölmeyi, kusmuk dolu bir havuzda bulunmayı ve ailesini yaptıkları baskıdan ötürü utandırıp pişman etmeyi düşünüyordu.

Laura, korkusu ile çaresizliğinin köküne inmek için duygusal ve fiziksel hislerinin su üstüne çıkmasına izin

verdi. Kendi değerini fark etmeye başlıyor ve kendini keşfetme sürecine büyük bir coşkuyla devam ediyor. Laura, hayatında ilk defa tatminkar ve destekleyici ilişkiler kurmaya başladı. Aynı zamanda ebeveynlerinin onu onaylamadığı ve hayal kırıklığına uğradıklarına olan inancının dörtbeş yaşlarındaki bir çocuk tarafından oluşturulmuş olduğunu ve algılamış olduğu şeyin “gerçeği” yansıtmadığını anlamaya başladı.

Laura da sizin gibi hayatı boyunca süren bir kalıbı geriye döndürüyor. Korumacı tepkilerle korkuyu uzaklaştırmaktansa, korkunun da içinde bulunduğu en derin hislerine açıyor kendini. Ölüp delirmektense, içinde devam etmek için var olan güç ve kudreti buldu. Sonunda yaşamını kontrolü altına aldı.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült