Kişisel Gelişim

 

 

Kendini Güvende Hissetme Kaygısıyla Kurulan İlişkiler

Mustafa Topkara


“Sezen, sürekli eşinden şikayet ediyordu. Eşinin erkek gibi davranmadığından yakınıp duruyordu. Onun yanında kendini güvende hissetmediğini söylüyordu. Yedi yıllık evli olmalarına karşın mutlu değildi.

Evde sürekli sinirliydi. Eşini her şeş> için azarlıyordu. Eşinin öfkelenmemesinden, kendine haddini bildirmemesinden, bu kadar korkak olmasından çok rahatsızdı. Onun kendisine olan ilgisinden de memnun değildi. Eşine karşı duygularının tükendiğinin bile farkında değildi

Onunla, evlenmekle hata yaptığını düşünüyordu, ancak kocasından ayrılmak da istemiyordu Ayrılırsa kendini suçlu hissedecekti.

Ona, acıyordu..

Eşi, ayrıldıktan sonra bir daha kendini topallaşamaz, öylece ortada kalırdı. O da kendini suçlu hissederdi. Oysa hissettiği acıma duygusu, gerçekte onu kaybetme korkusundan kaynaklanıyordu ama bunun farkında değildi. Acıma duygusu, suçluluk duygusu oluşturuyordu. Kendini suçlu hissetmemek için ondan ayrılmamalıydı.

Geçmişte de bu evliliği yapmasının nedeni onu kaybetmek istememesiydi. Sevmesi değildi. Yedi yıl öncesinde de bugün yaşadığı duyguların benzerlerini yaşamıştı. Çok hoşlandığı Selim'le eşi arasında kalmıştı. Ancak Selim 'in, sevgisine güvenememişti. Eşininse bundan haberi yoktu.

Yaklaşık altı ay kendi içinde mücadele etmiş ve hoşlandığı Selimden ayrılmaya karar vermişti. Çünkü Selim, ona ait olduğunu, onu sevdiğini hissettirmemişti. Selim'le evlense, onunla başa çıkamazdı. Onun yanında kendini eksik hissediyordu. Zayıf ve güçsüz hissediyordu.

Selim 'in, çevresinde pek çok kadın vardı ve onu çok kıskanıyordu.

Kıskandığı ortaya çıkarsa Sezen 'i zayıf bulur ve onu bencilce kullanır, onun duygularını önemsemez diye korkuyor ve duygularını göstermiyordu.

Ona karşı hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranıyordu. Selimden çok etkileme de ondan ayrılmalıydı. Onun yanında heyecan duyuyor, kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. Ama Selim 'in, duygularına güvenmiyordu.

Selimden ayrıldı, kendini eksik hissetti, o eksiği kapatmak için eşinin evlenme teklifini hemen kabul etti. Eşine Selim 'den hiç bahsetmedi. Onu sadece arkadaşı olarak biliyordu. Anlatırsa eşinin çok kırılacağından korkuyordu. Ona kırılırdı ve bir daha da Sezen'e güvenmez ve onu sevmezdi. Onu tamamen kaybetmiş olurdu.

Onu kaybederse bir daha kendisini bu kadar çok sevecek birini bulamaz, kendini çok eksik hissederdi.

Eşi hiçbir zaman Selim 'in, hissettirdiği duyguları hissettirmedi. Bu dizden onu sürekli eleştirdi. Sorun kendi sindeydi, ancak o sorunun eşinin zavı/lığı ve onun davranışları olduğunu düşünüyor, bundan yakmıyordu

Her eleştirisinde eşi, kendine olan güvenini kaybediyor, ilişki içinde silinip gidiyordu.

Kendimizi güvende hissettiren kişiyle yaşadığımız ilişkiler, diğer ilişki türlerine pek benzemez.

Erkek, gerek gelecekle ilgili gerekse ilişki içindeki tavırlarla kadına “kendini güvende” hissettirdiğinde kadının kendisine bağlanmasını sağlar. Bu duygu kadına, “güven vermekten” ziyade, kadının ilişki içindeki pozisyonuyla alakalı bir güç, kendini güvende hissetmeyle ilgili bir dengedir.

İlişki içinde, erkeğe karşı zayıf düşmeyeceği, erkekle mücadele ederken zorlanmayacağı hissi ile alakalı bir güç dengesidir bu ve erkek, kadına farkında olmadan bu güven hissini verir.

Kadın, terk edilmek, aldatılmak, başka birine tercih edilmek konusunda güven duyacaktır.

Daha doğrusu bu sorunlarla karşılaştığında, duygularını yaşarken kendini daha özgür hissedecektir. Kaybetme korkusu yaşamayacak, kızgınlığını, nefretini, kinini dilediği gibi yaşayacak ve göstermekten çekinmeyecektir. Naz yapabilecek, kaprislerini erkek ciddiye alacaktır. Bu duygularını rahatça yaşayacak, söyleyecek, davranışlarıyla gösterebilecektir.

Her duygunun ve düşüncenin dışa yansımasının getirdiği bir bedel, kişiden islediği bir sorumluluk vardır.

Birine kızdığınızda ya da karşı tarafı rahatsız edebilecek bir talebiniz olduğunda reddedilme ihtimali söz konusudur.

Böyle durumlarda, restleşmeler ve ardından ilişkinin bilmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, ilişki içinde duygularımızı içimizden geldiği şekilde yaşamakta zorlanırız ve çoğu zaman da yaşayamayız. İşte kadın, kendini güvende hissettiren biriyle ilişki yaşadığında, duygularını alabildiğine özgür yaşar ve korkusu olmadığı için özgürce, içinden geldiği gibi hareket eder.

Erkek, kendisini aldatamayacaktır, bundan bu kadar emin olmasının nedeni kendini çok güvende hissetmesidir.

Kadın, bu ilişkide rol aldığı için erkeğe büyük bir lütufta bulunmuştur. Erkeğin romantik ve alttan alan davranışları kadına bunları hissettirmekledir. Kadın, erkek yanlış bir davranışta bulunduğunda, kadını rahatsız edecek bir tavır gösterdiğinde ilişkiden çıkıp gidecek kadar kendini güçlü hissedecektir.

Kestirip atarken zorlanmayacaktır. Ayrıldıktan sonra hiç acı çekmeyecektir. Çünkü erkek ona kendisini güvende hissettirmiştir. Erkek ona düşkün olduğunu, onsuz yapamayacağını, ayrılsalar da kadını unutamayacağını, tüm sözleri ve davranışlarıyla hissettirmiştir.

Bu yüzden kavga edip ayrılsalar da geriye dönen erkek olacaktır. Kadın, bunu bekleyecektir. Ayrılan kendisi olduğu halde erkekten adım almasını bekleyecektir.

Çünkü erkek, kadına bu gücü ve hissi ilişkinin içindeyken vermiştir. Kadına her durumda ihtiyaç duyduğunu, ona karşı çok hassas ve zayıf olduğunu hissettirmiştir.

Kadın ona naz, kapris yaptığında paniklemiş, kendisini sevmediğini hissetmekten hep korkmuştur.

Ayrılmaların üstünden yıllar geçmesine rağmen kadınların ayrıldıkları erkeği beklemelerinin en önemli nedeni budur. Erkek kavgadan sonra; kadından iyi bir söz duymadan, ilişkisinin devam ettiğini, kendisini sevdiğini, ona ait olduğunu hissetmeden rahat edemez ve kaybetme korkusu erkeği huzursuz eder. Erkek bu tür bir gerginliğe hiç tahammül edemez.

Bir ilişkide, karşı taraf size karşı bu kadar hassas ise sizi kaybetmekten, sizin onu sevmemenizden, bu kadar çok korkuyor ve sevmeniz için bu kadar çok uğraşıyorsa o ilişkide kendinizi güvende hisseder, kaybetme korkusu yaşamazsınız. Duygularınızı içinizden geldiği gibi özgürce yaşarsınız.

Rahatsızlıklarınızı söylerken, gösterirken çok rahatsınızdır ve onu kaybetmekten korkmuyorsunuzdur. Karşı taraf da kaybetme korkusu yaşamayacak kadar sizi garanti görüyordur.

Kendinizi güvende hissediyorsanız rahatsızlıklarınıza bozulur, tepki gösterir ve sizden soğur diye korkmazsınız.

Bencilce bile olsa isteklerinizi çok rahatlıkla söylersiniz. Bunlar kabul edilecektir.

Çünkü karşı taraf size çok düşkündür. Sizi kaybetmekten çok korkuyordun Siz ise kaybetme korkusu yaşamadığınız için ilişkinin içinde kendinizi üstün hissedersiniz. Onunla olarak, zaten ona bağışla bulunmuşsun uzdur.

Karşınızdaki kişi sizden daha iyisini, daha güzelini, daha niteliklisini bulamaz.

Kaybetme korkusu yaşamadığınız, kendinizi ondan daha kıymetli, daha değerli, daha üstün hissettiğiniz için ilişki bilse de acı çekmeyeceğinizi, onun yokluğunu kısa zamanda atlatacağınızı düşünürsünüz.

Ayrıldığınızda, ondan çok daha nitelikli birisiyle birlikle olabileceğini düşünürsünüz. Zaten sizin asıl istediğiniz kişi de o değildir. O sizi sevdiği için sevmişsinizdir. Yoksa siz onu istemiş, sevmiş değilsinizdir.

Onu talepleri, rahatsızlıkları olan bir birey olarak değil gösterdiği ilgiyle, düşkünlükle hayalınızda var olabilir diye düşünürsünüz, birazları, beklentileri olursa bunları vermez, onun buna hakkının olmadığını düşünürsünüz.

“İstiyorsa kalır, istemezse gider” der ve onu ilişkide zorla tutmadığınızı düşünürsünüz. Ayrılsanız da o sizi aramaya, sizinle olmayı istemeye devam edecektir ve bu nedenle zaten onu gerçekte hiçbir zaman kaybetmiş olmayacaksınızdır. Bu duygular etrafında oluşur hisleriniz.

Erkeğin, başka bir kadını istemeyecek kadar bir kadına bağlanması, onu düşünmesi, istemesi kadının kendisini güvende hissetmesini sağlar. Kadın böylece ilişkiyi kaybetme korkusu yaşamayacak, kendini eksik, değersiz, yetersiz hissetmeyecektir. Yetersizliğin verdiği acıyı yaşamayacaktır.

İlişkinin içinde zaman zaman kendinizi değersiz, yetersiz, önemsiz hissedersiniz. Bu duyguları hissettiğinizde, karşı tarafa kendinizi anlatmak, anlamak islemediğinde de tepki göstermek zorunda kalırsınız.

Kadın, yaşadığı ilişkide kendini güvende hissettiği için bu can yakıcı duygulara kapılmak zorunda kalmaz, bu duygular için karşı tarafla bir uğraşı, çaba içine girmez. Erkek, gösterdiği düşkünlük ve kendini güvende hissettirme duygusuyla bu duyguların oluşmasına engel olur. Onun çabalamasına, uğraşmasına gerek yoktur çünkü erkek ilişkiyi sırtlamıştır.

“Kadınların güven duymadığı erkeklere bağlanmadığı” ile ilgili yargı, “kadınların erkeklerden güven beklediği” ile ilgili düşünce bu anlamda gerçek değildir.

Kadın, erkeğe güvenmek değil erkeğin kendini güvende hissettirmesini isler. Güven konusundaki bu yanlış algı, kadın erkek ilişkilerinin de yeterince anlaşılmamasına neden olmakladır.

Kadının ilişkiden beklediği güven duygusunun, aslında kendi güvenliğiyle ilgili olduğunu anladığınızda, kadının aldatıldığında neden ayrılmadığını, neden hırçın, agresif tavırlar geliştirdiğini, eleştiri, suçlama, yargılama davranışlarına neden baş vurduğunu, kırılmak yerine neden kızdığını, üzülmek yerine neden kin ve nefret duyguları geliştirdiğini anlamış olursunuz. Aksi takdirde yukarıda sayılan davranışlar oldukça anlamsız görülecektir.

Erkek, kadının kendisini güvende hissetmesini sağlayarak onun kendisini çok özel bulmasını, asla aldatılmayacağı, terk edilmeyeceği, başka bir kadınla kendisini kıyaslamakla ilgili korkular yaşamayacağını hissettirir.

Kadın kendini güvende hissettiği için ilişkiye bağlanır.

Ancak, kadın “erkeğe değil ilişkiye bağlanır”. Ama kadınlar böyle erkeklere değer vermez, değer vermeyi bilmez. Kadının güvenmek yerine kendini güvende hissetmeyi öncelemesinin doğal sonucudur bu tutumları...

Şermin’in öyküsü, erkeğe değil de kendisini güvende hissettiren yaklaşıma bağlanmayı örneklemesi açısından öğreticidir...

Şermin 27 yaşındaydı ve dört yıllık evliydi. Üç yaşında bir kızı vardı. Eşi, evlenmeden önce ona karşı çok ilgiliydi. Yanında olduğuna, hep yanında olacağını, ona çok sevdiğini ve her zaman sevileceğini hissettirmişti.

Onun sevgisine inanmıştı

Ona inandığı için onunla evlenmişti.

Ancak, kısa zaman içinde ilişkide somular haşlamış, eşi flört dönemindeki ilgisini kaybetmişti. Evlilik sonrası Şermin 'in rahatsız olacağı ama kendisi için önemli olan isteklere Serinin kayıtsız kalmıştı.

Bu davranışlar eşinde, kendisinin sevilmediği hissini yaşamasına neden oldu. Talepleri karşılanmadığı için ilişkileri sürekli gerilmeye başladı.

Özellikle annesiyle ilgili taleplerinin karşılanmaması, hu konuda onu hiç anlamaya çalışmaması, eşinin Serinin ’e olan duygularını köreltmişti. İlgilenmek geliniyordu içinden.

Şermin’in de kendine göre gerekçeleri vardı. Eşinin isteklerini karşılamamasıyla ilgili. Annesi onu alt sınıf kadım gibi görüyor, oğluna, “bula buta bu kadını bulduğu ” için sitem ediyordu.

Şermin, kayınvalidesinin aşağılamalarına dayanamadığı için oraya gitmek istemiyor bu durum her defasında evde kriz yaratıyor, eşi Serinin ’in kendisini yeterince sevmediğini düşünüyordu.

Şermin, ilişkilerinin başından bu yaşanan aile krizlerinden dolayı sürekli öfkeleniyordu. Bu hali eşiyle olan ilişkisine yansıyor, tartışmalar yaşanıyordu.

Tartışmalar sırasında çok ağır sözler kullanan Şermin, eşini annesinin kanatlan altından çıkamamakla, adam olmamakla suçluyordu. Onun hakkında bu kadar çok yanılmış olmasını ise hazmedemiyordu. Onunla evlenmesinin nedeni eşinin kendisini çok sevmesiydi. Bu kadar çok sorun yaşayacağını bilseydi eşinden önce aşık olduğu adamla evlenirdi.

Eşinin kendisini hep anlayacağını, her zaman onun duygularını önemseyeceğini düşünmüştü. Flört döneminde eşi böyle davranmıştı. Ama şimdi bambaşka biri vardı karşısında. Hem ona kızıyor, hem de kendisine öfkeleniyordu. Öfkeyle ağzından çıkanı hesap etmeden ağır sözler sarf ediyor, eşini kendisinden daha da soğutuyordu.

Eşinin bu suçlamalar karşısında sinirleri bozuluyor, evi terk edip çıkıyordu. Söylenenlerin doğru olduğunu iç derinliğinde bildiği için bu sözlerle her karşılaştığında kendine olan güveni sarsılıyor, kendini ezik hissediyordu.

Tartışmalar haşladığından beridir ona sıcaklığını kaybetmişti. Evliliklerinin ilk üç avında ortaya çıkan bu tartışmalardan sonra Şermin bu kez de eşinin ilgisizliğiyle onu suçlamaya başladı. İlgisizlikten gelen şikayetler, suçlamalar, o kadar artmıştı ki artık eşi eve bile gelmek istemiyordu.

Şermin eşinin ilgisizliğinden bunalmıştı.

Kendini bir kadın olarak eksik, değersiz hissediyordu. Komşusuyla yakınlıkları giderek artmıştı.

Arkadaşının kocasının eşine ilgisini gördükçe, kendi eşine daha çok sinirleniyor, komşusunu kıskanıyordu. Arkadaş olmalarına rağmen içindeki bu duyguları engelleyemiyordu. Zamanla arkadaşının eşine ilgi duymaya başlamıştı.

Baştan çıkartmak için çok uğraşmış, sonunda başarmıştı. Onunla, birkaç kez birlikte olduktan sonra da bu ilişkiyi bitirmiş, adamı öylece ortada bırakmıştı ve hayat ın hiçbir şey olmamış gibi devam etmişti.

Eşi kendisiyle ilgilenmiyordu.

Şermin, bundan sonra da eksikliğini hissettiği sevgiyi, ilgiyi başka erkeklerde aramaya devam etti...

Böyle Bir İlişkinin Erkeğe Bedeli;

Erkeğin davranışlarına bakıldığında, eleştirilecek bir taraf yokmuş gibi görünebilir. “Ne var ki bunda!” “Karşı tarafa güven vermeye çalışmak kötü bir şey mi?” denilebilir. “Karşı tarafa güven vermek, bir ilişkide zaten yapmamız gereken bir davranış değil mi?” diye sorulabilir.

Ekstra bir davranışla güven vermeye çalışmak, ilişkide sıkıntının olduğunun göstergesidir.

Güvensizlik oluşturacak bir şey yapmamış birinin, yapmış gibi sorumluluk üstlenmesi ve kadına güven vermeye çalışması, aşırıya kaçtığında ileride sorunların doğmasına neden olur.

Erkek, kadına güven vermek için pek çok rahatsızlığını içine bastıracak, pek çok talebini dile getirmeyecektir. Bu duygular, dile getirildiğinde karşı tara fin yanlış anlayarak, onu kullanacağı ile ilgili korkular geliştirecek ve güven duymayacak, bu nedenle de ilişkiye bağlanmayacak, erkeği sevmeyecektir.

Erkek böyle düşündüğü için ilişkide aldığından ve gördüğünden daha fazla değer vermek zorunda kalacaktır.

Böylesi bir ilişki bizi zayıflatır, kendimizi değersiz, güçsüz, yetersiz hissettirir. Ona değer verdikçe, kendimize verdiğimiz değer azalır.

Bir süre sonra ilişkinin içine o kadar çok girmiş, o kadar eksilmişizdir ki, çıkamayacağımızı düşünmeye başlarız. Ona verdiğimiz değer bizi küçültmüş, silik, değersiz yapmıştır. Böyle durumlarda kaybetme korkulan arlar.

Verdiklerimiz arttıkça, kaybetme korkumuz derinleşir. Kaybetme korkusunu azaltmak için onu kendimize bağlamak için daha çok veririz, daha çok verdikçe daha çok eksiliriz, daha çok eksildikçe, kendimize olan güvenimiz daha da azalır, eksilmiş özgüven ise korkularımızın daha çok artmasına neden olur.

Bu sarmaldan kendimizi kurtaramayız.

Ondan ayrılmak düşüncesi, bizi mahveder. Erkek, ilişki içinde duygularım göstermediği için kadının, ne kadar bağlı olduğunu göremez. Sanki ayrıldığında kadının hiç canı yanmayacaktır. Oysa hiç üzülmeyecek, onun yokluğunu hissetmeyecektir. Üzülen sadece erkek olacak, kadının yokluğunu arayan, acı çeken sadece erkek olacaktır.

Erkek bunları böyle hisseder.

Böyle hissetmesinin nedeni, ilişkide kriz çıkaracak duygulanın hiç söylememesi, söylese de davranışlarıyla bunu göstermemesidir. Bunları söylemiş, davranışlarıyla göstermiş olsa, kadının duygularını da görecektir.

Gerçekten seviyor mu?

Yoksa, gerçekten erkeğin korktuğu gibi ilişkiye hiç değer vermiyor mu?

Bu krizlerde, erkek, kadının duygularının kendisinin hissettiği gibi olmadığını, ilişkide davrandığından daha fazla içeride olduğunu görmüş olsa o kadar korkmayacak, kendini eksik, değersiz, yetersiz hissetmeyecektir.

Böyle hissetmediği için, ilişkide duygularını, düşüncelerini, beklentilerini, rahatsızlıklarım, içinden geldiği gibi söyleyecek, daha cesur olacak ve bunları davranışlarına dökecektir. Böylece evlendikten sonra kadının karşısına “yeni birisi” olarak çıkmayacaktır.

Erkek, zayıf yönlerini ilişkide saklar. Sabreder. Zaman geçtikçe kadın ilişkiye bağlanacak, eskisi gibi kapris yapamayacak ve eskisi gibi rest çekemeyecektir.

Kadın, tamamen ilişkiye bağlandığında ya da evlendiğinde erkeğin tüm korkulan kaybolur, gerçek duygulan ortaya çıkar. Bu tablo hiç de kadının hoşlanacağı bir tablo değildir. Kadın ne yaptığını fark ettiğinde anık iş işten geçmiştir.

Kadın, böylesi bir dununda sıkıntıda olanın sadece kendisi olduğunu düşünse de erkeğin durumu da çok parlak değildir. Erkek artık sırtında bir yumurta küfesi taşımak zorundadır.

Kadının suçlamalarından, yargılamalarından bıkar.

Ayrılmak ister ayrılamaz.

Kendini suçlu hisseder.

Kadın tarafından duyguları ajite edilerek suçlu hissettirilir. Mutlu değildir, mutlu olabilmek için başka kadınlarla olmaya başlar. Onun bu davranışlarına karşılık kadın ayrılmak yerine daha da sert tepkiler verir. Erkeğin durumu “Atsan atılmaz satsan satılmaz” bir eşyayla ilişki kurmak gibidir. Kadın zayıflığından, erkekse kadının zayıflığının getirdiği yükten dolayı ilişkiden çıkamaz.

Kadının Ödediği Bedel;

Kadının, kendini güvende hissetme ihtiyacı üzerine kurulmuş ilişkiler, gerçek ilişkiler değildir. İki taraf kendi dünyasında bir ilişki yaşar. Birbirlerini gerçek anlamda tanımaz, gerçek anlamda güven duygusu geliştirmezler.

İlişkinin değişmesiyle birlikte, asıl yük kadının üzerine biner. İlişkinin başında kendisini çok güvende hisseden kadın, ilişkiye dahil olduğunda ya da evlendiğinde tüm gücünü kaybetmiştir.

Erkekle mücadele edecek gücü olmadığı için dengesini yitirir ve garip tepkiler vermeye başlar. Eleştirmesi, suçlaması, yargılaması, hırçınlığı, saldırganlığı bundandır. Bu davranışların yerine tamamen kendinden vazgeçebilir, çekingen bir davranışla içine kapanabilir, hatta hayatıyla ilgili hiçbir sorumluluk almayabilir.

Nasıl davranırsa davransın, bu tür değişimlerin olduğu ilişkilerde, kadın kendini köşeye sıkışmış hisseder. Problemi çözemez ama ilişkiden de çıkmaz.

Hayatıyla ilgili sorumluluk almadığı için erkeğin de hayatını köşeye sıkıştırır. Erkeğe yük hissini verir. Kendisi de kötü durumdadır. İlişkinin başlangıcında avantajlı görünen, kendini güvende hissettiği için rahat olan kadının evlendikten sonra bütün keyfi kaçmıştır.

Böylesi bir ilişki modeli, erkeğin istek duygusunu sürekli körükler, takıntılı aşık davranışlarını ortaya çıkartır, ilişkiyi oyuna döndürür.

Kadına güven vermek için daha çok uğraşan erkek daha çok çabalamaya çalışır, her kendinden verişte ilişkinin içine daha çok batar. Verdikçe derinleşir. İstek duygusu daha körüklenir. Karşı tarafın kaçtığı hissini uyandıran bu durum, yakalamak için erkeği daha da hızlandırır.

Bunlar, kadın açısından kendini güvende hissettiği sürece keyif alınacak şeylerdir. Hem kendisini, çok özel, çok değerli hisseder ve böylece kendine olan güveni artar, hem de karşı tarafı kaybetmeyle ilgili hiçbir korku hissetmez,

Kadın “Kendini Güvende Hissetme” İhtiyacını Ne Zaman Bırakır?

Erkeğin, kadının kendini güvende hissettirdiği ilişkiler dışında kadının bu güven talebini bıraktığı ilişkiler de vardır. Bu ilişkilerde kadın, tıpkı erkek gibi davranır.

İlişkiyi ister, açıktır, duygularını içinden geldiği gibi yaşar.

Her duygusunu; sevgisini, aşkını, cinselliğini bu ilişki içinde açıkça onaya koyar. İçinden geldiği gibi yaşar ilişkiyi. Kendisi gibidir ilişkide. Erkeğin onun hakkında olumsuz şeyler düşüneceği ile ilgili tüm kaygılarını, korkularını bir kenara bırakmıştır ve yoğun şekilde onu istemektedir. Bu tür ilişkilerde, kadın karşı tarafı bir erkek, karşı cins olarak yoğun derecede önemser. Onunla olmak ister.

İlişkideki tutumu bildik kadın davranışlarına benzemez.

Kadın, böyle bir ilişkiyi ancak bir kez yaşar. Nadiren de birkaç kez... Böyle bir ilişkide bütün savunmalarını bıraktığı için çok fazla kırılıp, incinir. İlişki sırasında sergilediği davranışlardan dolayı kendini ilişki bittiğinde çok değersiz hisseder.

İlişki içinde kadının, çok açık olması erkek tarafından değer bulmaz, zayıflık olarak algılanır. Erkeğe cazip gelmez böyle bir ilişki. Kadın kendini değersizleştirecek pek çok şeyi yaşadıktan sonra ilişkiden çıkar. İlişkiyi bu kadar açıkça yaşayan kadın, birlikle olduğu erkek tarafından “dinlenilecek” birisi olarak algılanmaz ve kadın değer görmez.

Kadın, bu ilişkiden çıktıktan sonra, ilişkiyi elde edememenin getirdiği hırsla yaşadığı her şeyden pişman olur, kendini suçlar. Buna bir de toplumsal algılar eklenince kendini daha fazla kınar.

Kadının, güvenlik kaygısını bir tarafa bırakıp, yaşadığı bu ilişkiler erkeği sevdiği için değil erkeğin kendisini sevmesini islediği içindir ki bu bildik bir erkek ilişki davranışıdır.

Kadınların büyük kısmında, bu tür bir ilişki tarzı görülmez, böyle bir ilişkiyi yaşamaya cesaret edemezler. Edenlerse islediklerini genelde bulamaz, sonraki ilişkisinde bunun bedelini öderler...

İki ilişki tarzını da yaşamış Sibel’in yaşadıkları, kadınların ilişki algısını görmek açısından ilginç veriler oluşturmaktadır...

30 yaşındaki Sibel mutsuzda. Yedi ay önce, aşık olduğu adamla ilişkisini bitirmek zorunda kalmış ve ardından depresyona girmişti.

Hayattan keyif almıyordu.

Hayatın hiçbir şeye değmeyeceğini düşünüyordu.

Onu suçluyordu. Kendisini kullandığını düşünüyor, ona bir kadın gibi davranmadığından yakınıyordu.

Oysa erkek arkadaşı ona hiçbir umul vermemişti.

O ne istiyorsa onu yapmıştı. Yaptığı tek şey duygularını gizlemek olmuştu. Sibel’le ilgili duygularını ona hiç anlatmamıştı.

Duygular konuşulmaya başlandığımda hemen konuyu değiştiriyordu.

Omumla üç ay çıkmıştı. Cinselliğin yoğun yaşandığı bir ilişkileri olmuştu. Sibel onunla olmaktan büyük haz alıyordu. Kendini onun kollarında kadın gibi hissediyordu.

Ona ne hissediyorsa öyle davranıyordu, içinden geldiği gibiydi. Kendisinin yanlış anlaşılacağıyla ilgili ya da onun tarafından kullanılacağıyla ilgili bir korku hissetmiyordu.

Zaten erkek arkadaşı Semih 'in, bu ilişkide varlığı bile hissedilmiyordu ki onu kullansın. Kendini ondan konuna ihtiyacı hissetmiyordu. Cinselliğini, duygularını içinden geldiği gibi yaşıyordu.

Ancak, ilişki kötü bitmişti. Aralarında pek çok şey yaşandıktan sonra erkek arkadaşı sebepsiz çekilmiş, artık eskisi gibi görüşmek istemez olmuştu.

Telefonlara bakmıyor, mesajlarına cevap vermiyordu. Çok ısrar ettiğinde ise hep bir mazereti vardı ve ona çok kızıyordu

Semih'i çok sevmiş, o ise kendisini kullanmıştı.

Ancak, erkek arkadaşı hu ilişkinin olması için hiçbir çaba harcamamıştı, bunu kabullenmek istemiyordu.

“Ben istemiş olabilirim, gelmeseydi, benimle olmasaydı o zaman!” diyordu Öfke onu yiyip bitiriyordu. Aviv duyguları bir daha hissedemeyecekti. Biliyordu...

Bu heyecanı bir daha yaşayamayacaktı...

Geçmişte, üç yıl süren birliktelikte erkek arkadaşı Ahmet ’e bağlanamamış, Ahmet ’in anca yakınmasına kulak tıkamış, üç yıl sonra da ondan ayrılmıştı.

Ondan ayrılmasından birkaç ay önce tanımıştı Semih ’i. Bir yıl dostluktan sonra duygularını ona açmış, Semih duygularıyla ilgili bir şey söylemese de aralarında bir ilişki başlamıştı.

Semih’le ilişkisi bittikten sonra geçmişte terk ettiği Ahmet için kendini çok suçlu hissetmişti. Onu aramak istemiş, ancak kendini suçlu hissetmekten korktuğu için ara yamamıştı.

Geçmişte yaptığı haksızlıkların bedelini ödediğini düşünüyordu, onun kıymetini anlayamadığı için de kendine kızıyordu.

Oysa o, Ahmet'le ilişkisinde erkek arkadaşını değil, onun kendisine olan ilgisini, sevgisini sevmişti.

Ahmet’le ilişkisini, ona karşı bir şey hissetmemesine rağmen üç yıl sürdürmesinin nedeni ona olan düşkünlüğüydü. Semih ’e bu kadar çok kızmasının, geçmiş için bu kadar suçluluk duyup o günleri özleme sinin nedeni iki adamı da sevmesinden değildi.

Semih 'i sevdiği ve onu öylece ortada bıraktığı için kızgın değildi. Ahmet'i sevdiği için geçmişe özlem duyup, onunla ilgili suçluluk hissediyor değildi.

Birinin ilgisini şeymiş, diğerinin kendisini sevmesini istemişti. Birine aşık olmuş, diğeri ona aşık olmuştu. Sevmeyi hiç bilmediğinin farkında bile değildi...

Kadın Erkeğe Hiçbir Zaman Güvenmez:

Kaldı ki kadın, hayalının çok erken dönemlerinden itibaren gerek toplumdan gerekse aileden getirdiği algılar nedeniyle erkeğe güvenmez. Aileden getirilmiş pek çok korku söz konusudur. Bu güvensizlik; erkeğin onu kullanacağı, adını, namusunu kirleteceği ve onu değersiz bir şeye dönüştüreceği ile ilgilidir.

Kendisinin değerinin kaybolacağı ile ilgili bir korkudur bunlar.

Erkek kadınla birlikle olacak, sonra ondan ayrılacak ve kadının toplum içinde; daha önce sevgilisi olmuş hoppa bir kız olarak görülmesine ve sürekli sevgili değiştiren, hafif bir kız olarak algılanmasına neden olacaktır.

Ya da daha da ilen gidip evlenecek, onu bırakacak ve onun dul olarak toplum tarafından dışlanmasına, değerinin azalmasına neden olacaktır.

Kadın, kişilik olarak kendine güveni olmadığı için erkeğin ilgisine, sevgisine güvenir ya da kendisinin sahip olduğu başkaca özelliklere... Ailesinin parası, kendisinin güzelliği, namuslu, temiz oluşu, daha önce erkeklerle adının çıkmamış olması gibi özellikler üzerine inşa edilmiş bir özgüven algısı söz konusudur.

Kadın kendine güvenmek yerine, bu algılara güvendiği için yine kendi içinde bunlarla ilgili korkular geliştirir. Kendisinin toplum tarafından hoppa bir kız, hafif bir kadın olarak görülmesiyle ilgili kaygılan gerçekle kendisinin değil, bu algının, toplum gözünde onun değerini eksilteceği ile ilgilidir. Kendine güvenini burada bulduğu için de bunları korumak konusunda çok hassas davranır.

Bu nedenle de erkeğe güvenmez, onu kendisine yaklaştırmaz, kendisini sürekli ondan korumaya çalışır. Bu durum, erkeğin kötü olmasından değil kadının çok zayıf ve kaygılı olmasından kaynamamaktadır.

Erkeğin kadını güvende hissettirdiği ilişkilerde kadın, hissettiği güven duygusunun gerçek bir güven duygusu olup olmadığı konusunda sürekli kuşkuludur. Bu yüzden flört öncesi erkeğe karşı kadının kafası karışıktır. Ne kadar severse sevsin, içinde hep bir “acaba” vardır. Kendini güvende hissediyordur ancak ona yeterince güvenmiyordun

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült