Kişisel Gelişim

 

Kendi Şansını Yaratmak

Harry Alder


Yaratıcılığın sürekli ortaya çıkan, stresin olumsuz çağrışımını taşımayan, ama yine de nadiren bir kaynak olarak değerlendirilen bir başka özelliği daha vardır. Çoğu kez fikirler ve onlardan kaynaklanan özel performans, bazı mutlu rastlantıların ya da olumlu koşulların, yani beklenmedik şanslı anın ardından gelir. Ama mutlu şans anları, yalnızca talihe bağlanamayacak kadar değerlidir. Kişisel başarının yararlanabileceğiniz önemli bir özelliğidir. Elbette ki arada bir talihsizlik denilebilecek şeylerden de payımızı alırız, ama bunlar genelde büyük içgörüler üretmez ve anlaşılabilir bir şekilde, onları daha ilerde yaratıcılıkta kullanmak yerine bir an önce unutmaya bakarız. Yararlanabileceklerimiz, talihin bizden yana döndüğü dönemlerdir.

En yaratıcı fikirler, hatta tarihsel öneme sahip olanlar bile sanki kendiliğinden, hiç çabalamadan ortaya çıkar. Ama fikirler zihinde oluşur. Öte yandan, dış koşulların genelde kontrolümüz dışında olduğunu düşünürüz. Yine de bunlar başarabileceğimiz şeyleri etkiler. Ama dış koşullar ya da talih, bize karşı çalışabileceği gibi bizim için de çalışabilir; koşulların, performansımızı dönüştürecek olağanüstü içgörüler üreten tesadüflere yol açması sık görülür. Bunlar, genellikle şansa bağladığımız mutlu olaylardır. Oysa bu olaylar açıklanıp yorumlandığında, başarıya belirgin biçimde katkıda bulunabilirler. Onlar doruk performansın bir parçasıdır. Aşağıdaki örnekleri okurken, muhtemelen yaşadığınız “mutlu tesadüfleri” düşüneceksiniz. Vereceğim örneklerden bazıları mantıkla açıklanamaz gibi görünseler de, tıpkı 2. Bölüm’de gördüğümüz evreka hikayeleri gibi, doruk performansa giden başka bir yol olarak beklenmedik şans anlarının bu türünden yararlanmanıza yardım edecek basit eğitim planları içermektedirler.

Bir devrim başlatmak

Galileo, eğik Pisa kulesinin yanındaki küçük, sevimli İtalyan kilisesinin dışında duran bir tahta sırada dinleniyordu. Yaz akşamının tadını çıkararak orada otururken, binlerce kilise müdaviminin pek çok kez görmüş olduğu bir şeye odaklandı: Bir zincirin ucundan sallandırılmış, esintide hafifçe sallanan bir kandil. Sezgisel olarak, kandilin ileri geri gidip gelmesi için gereken sürenin, kavisin uzunluğundan bağımsız olduğunu çözdü. Kısa bir kavis çiziyorsa yavaş hareket ediyor, uzun bir kavis çiziyorsa bunu telafi etmek için hızlı hareket ediyordu. Galileo sarkaçlı saati oluşturan kişi değildi, ama başkalarına bunu yapmalarını önerdi ve kısa süre içinde, zamanı doğru belirleme konusunda hayli ilerleme sağlanmış oldu. Bunu diğer hassas ölçüm makineleri izledi ve çok geçmeden yenilikler dalga dalga Avrupa'ya yayıldı. Bazı tarihçiler Galileo’nun beklenmedik bir şey bulma şansına dayalı bu gözleminin, Sanayi Devrimi’nin başlangıç anı olduğunu belirtirler. Bu gözleme yol açan sezginin kendisi bile dikkat çekicidir. Ama bir o kadar ilginç olan ve birlikte ele almamız gereken soru, binlerce insan yanından geçip giderken nasıl olup da bir kişinin böyle ufacık bir şeye dikkat ettiğidir.

Biraz zekası olan biri, yaşantımızdaki talih unsurunu yadsımayacaktır. Ama dikkatimizi hak eden şey, talihin ortaya çıkardıklarına bizim nasıl cevap verdiğimizdir. 4. Bölüm'deki yaratıcı düşünme derslerinde görmüş olduğumuz gibi, kendimizi dış olayların insafına pek bırakmayacak biçimde konumlandırmak için bir şeyler yapabiliriz. Nereye gideceğimizi, kimlerle ahbaplık edeceğimizi ve benzeri şeyleri büyük ölçüde kendimiz seçebiliriz. Büyük bir talihsizlik örneğinin sonradan ayrıntılarıyla incelenmesi, genelde bundan kaçınmak ya da darbeyi hafifletmek, hatta bunu kendi yararımıza çevirmek için yapabileceğimiz bir şeyler olduğunu ortaya çıkarır. Kaderi körü körüne kabullenmek, kendimizi dürüstçe değerlendirme zahmetine girmediğimiz anlamına gelir; o zaman gelecekteki konumumuz, planlarımız ve yaratıcı düşünmemiz asla iyileşmeyecektir. Başarısızlıkları kadere ve koşullara bağlamak, onlara tepki vermek bir yana dursun, onları nasıl teşvik ettiğimizi bile hiç düşünmemek kolaydır. Üst düzey performans sergileyenler, her şeyden önce kendi davranışlarının ve başarılarının sorumluluğunu üstlenirler. Ne şekilde olursa olsun, büyük başarılara imza atan kişilerden bir kısmı yaşamın zorluklarından kendilerine düşen payı fazlasıyla almış, ama içlerindeki güç, dış koşullara üstün gelmiştir. Başarabileceklerimizin önüne gereksiz sınırlar çekersek, kendi şansımızı yaratmamızı sağlayacak sayısız fırsatı kaçırırız. Herodot, “İnsanların tüm kazanımları, riske girmenin meyveleridir,” demiştir. Şansın da kalıtım yoluyla edindiğiniz genler gibi kendine has bir etkisi vardır. Ama bu, bir insanı elinden gelenin en iyisini yaparken durdurabilecek kadar büyük değildir. O güç tamamen sizin içinizdedir.

Şanssızlık hikayeleri anlatmakta uzmanlaşmış üç arkadaşınızı veya meslektaşınızı düşünün. Dünyanın onlara karşı olduğunu, şanssızlıkları değişecek olsa her şeyin nasıl da farklı olacağını düşünen insanları hepimiz tanırız. Sonra, bu insanların kendi güçlerini davranışlarına yansıtarak işleri iyileştirmek için neler yapabileceklerini düşünün. Ardından, daha zor bir şey yapın; kadere ve koşullara yönelik kendi tutumunuzu dürüstçe değerlendirin ve talihsiz sonuçlarla ilgili sorumluluğunuzun ne olduğunu belirleyin.

"Şanslı” olmak kendi kendini doğrulayan bir zihin halidir. Bekleyişle, kendine inanmakla, duyusal farkındalıkla, yaratıcılıkla ve hepsinden önemlisi bir amaç duygusuyla ilişkilidir. Washington Irving şöyle der: "Büyük zihinlerin amaçları vardır, diğerlerinin ise dilekleri.”

Mikro dalgalar ve yapışkan sargı bezleri

Raytheon’da, radar donanımının yeni bir parçası üstünde çalışan bir mühendis, ne zaman çalışan radar aktarıcılarına yaklaşsa cebindeki şekerlemelerin eridiğini fark etmişti. Bu olgu merakını uyandırdığından, dışarı çıkıp biraz mısır aldı ve radar ışınlarının bunları da patlattığını gördü. Sonraki birkaç ay içinde, o ve meslektaşları, günümüzde milyonlarca adet satılan bir mikrodalga fırın olan Radarange’i nasıl mükemmel hale getireceklerini yavaş yavaş çözdüler.

1900’lerin başında Earl Dickson, Amerikalı doktorların kullandığı ameliyat sargılarının çoğunu üreten bir şirkette çalışıyordu. Şirkete girmeden kısa bir süre önce evlenmişti; karısı eski moda bir ocak üstünde yemek pişirmeyi daha yeni öğreniyordu ve yanan ellerini sargı bezleriyle sarma alışkanlığı edinmişti. Dickson, kendisi işteyken karısının ellerini yine yakacağından endişeleniyor ve yalnızken bir eliyle diğer elini kolayca sarabilsin diye gazlı bezlerle bantları bir araya getirme denemeleri yapıyordu. Ne yazık ki, onun bu basit sargı seti karısının bir sonraki kazasını bekler halde mutfakta dururken bant kurudu ve gazlı bez biraz kirlendi. Dickson birkaç koruyucu kaplama üstünde denemeler yaptıktan sonra, kadınların elbiselerini kabarık göstermede kullanılan kumaşın bu iş için mükemmel olduğunu buldu. Kısa süre içinde, Dickson'un çalıştığı Johnson and Johnson şirketi Band Aid diye adlandırdığı yeni bir ürünü pazarlamaya başladı. Bu örnekte evlilik, yanıklar ve mesleki kaygılar mutlu bir tesadüfe bir araya gelerek, hepimizin hayatını etkileyen çığır açıcı bir ürünün ortaya çıkmasını sağladı.

İşinizin veya yaşamınızın kısıtlayıcı olduğunu hissediyor olsanız da, gelişip kişisel üstünlüğe ulaşmanızı sağlayabilecek durumlar her zaman vardır. Keşfedilmeyi bekleyen fırsatlar hep önünüzdedir. Buna karşılık, bir kez kaçırıldığında sonsuza dek yok olabilirler.

Balçık ve dikenli çalılar

Alexander Fleming'in hikayesi çok daha iyi bilinir. Fleming, laboratuarındaki eski bir petri kabına kötü kokulu, balçık yeşili bir küfbulaştığını fark etmişti. Kabı hemen çöpe atma isteğini bastırıp bu küfün ilginç büyüme örüntülerini inceledi ve kabın tam ortasındaki küfün çevresinde, halkayı andıran sıradışı bir yapı gördü. Gizemli ve hiç beklenmedik bir şey, petri kabının içinde uyuklayan mikropları öldürüyordu. Fleming, sonradan bunun çok güçlü bir mikrop öldürücü olduğunu keşfetti; o gözlemi yapmasaydı penisilin denen ilaç belki de hiç keşfedilemeyecekti.

1948’de Georges de Mestral, İsviçre kırlarında yürüyüşe çıkmıştı. Eve döndüğünde ceketine sımsıkı yapışmış olan dikenli çalıları gördü. Onların böylesine etkili biçimde yapışmasına neden olan şeyi merak ederek birkaçını söküp mikroskobuyla inceledi ve ceketinin iplik atkılarına takılan minicik kancalarla kaplı olduklarını keşfetti. Onun bu güçlü merakıyla birleşen hayli büyük bir tesadüf, dünya çapında sayısız kullanım alanı olan Velcro’nun, yani “cırtcırt”ın üretilmesine yol açtı.

Çevrenizdeki her §ey size ilham verebilir. İş dünyası bağlamında bu, şöyle ifade edebilir: yaratıcı fikirlere açıksanız, baktığınız her yerde, hatta olumsuz veya rahatsızlık veren “yapışkan" koşullarda bile elde edilecek kazançlar vardır.

Spor ayakkabılar ve anlamsız kafiyeler

Genç bir araştırmacı, yeni bir sınai bileşenle dolu olan cam kabı kazayla yere düşürdü. Birkaç gün sonra, spor ayakkabılarının üstünde, bu sıvının sıçradığı yerlerde temiz noktalar olduğunu fark etti. Bu kaza sonucu dökülmeden, günümüzde dünyanın dört bir yanında pazarlanan kir kovucu bir madde, yani Scotchguard adlı kumaş koruyucusu çıkmış oldu. Başınıza gelen her "kaza”yı otopsiye yatırın. Sizin için içerdiği dersleri ve anlamını arayın. Performansınızı gerçekten yükseltmek istiyorsanız, her başarısızlığı daha sonra ayrıntılarıyla inceleyin.

Theodore Geisel, kendisini Avrupa’dan New York’a götürmekte olan yolcu gemisinin motorundan ve uskurundan gelen ritmik sesleri adeta büyülenmişçesine dinliyordu. Ritimler ilgisini çektiğinden, buna uyan saçma sapan kafiyeli dörtlükler yazmaya başladı. Aklına daha çok kafiye geldi ve en sonunda bu kafiyelere dayalı olarak, küçük bir çocuğun yaşadığı sokakta hayal ettiği garip şeylerin etrafında gelişen bir kitap yazdı. And to Think l Saw it on Mulbeny Street (Galiba Bunu Mulberry Caddesi’nde Gördüm) adlı bu kitap 200 milyon adet sattı. Deniz, sesler ve anlamsız kafiyelerin ortaya çıkardığı beklenmedik bir tesadüf olmasaydı, bir çocuk nesli bundan mahrum kalacaktı. Öyleyse, izlerken dinleyin. Tüm duyularınızı kullanın.

KENDİ ŞANSINI ARTIRMAK

Sezgisel çağrışımlar

Az önce okuduğunuz örnekler, şansın yaver gitmesinden ziyade, söz konusu kişilerin hepimizin tanık olabileceği türden çok farklı şeyler ve olaylar arasında sezgisel ilişkiler kurmaları açısından dikkat çekicidir. Kadere ya da şansa bağlı gibi görünmelerine yol açan ise, düşler, hayaller ya da hiç yoktan ortaya çıkan fikirlerden çok, dış koşulların devreye girmesidir. Aslında şans, kendi sezgisel zihinleriyle uyum içinde olan bu dikkatli kişilerce yaratılmıştır. Dolayısıyla şansın bu şekilde yüzünüze gülmesini hayal ediyorsanız, ilkeler, 2. Bölüm’de alıntıladığım evreka anları ve akış deneyimlerinden öğrendiklerinizle aynıdır. Söz konusu kişilerin acil işlerin baskısı altında değil de sanki neşeli, gevşemiş bir halde olduklarına dikkat ettiniz mi? Earl Dickson’un fikri, Johnson and Johnson laboratuarında değil de kendi evinin mutfağında, yeni eşiyle vakit geçirirken ortaya çıkmıştı. Fleming çok uzun süredir orada duran bir petri kabına dikkat edebildiğine göre, kendini elindeki işe çok fazla kaptırmamış olmalıydı. Georges de Mestral kırda keyifli bir gezinti yaparken, dikenli çalılar birden ilgisini çekmişti.

Bu, en iyi performansı çıkarmanın gerçekten hoş bir yoludur. Yukarıdaki örneklerde sürpriz unsuru gibi, diğer evreka özellikleri de geçerlidir. Kendinizi ne kadar ters, beklenmedik ya da adil olmayan bir durumda bulursanız bulun, beklenmedik şeyler bulma şansı koşullara ve zamanlamaya bağlıymış gibi görünmesine karşın, sadece işlemekte olan yaratıcı hayal gücünün bir başka örneğidir.

Sıradışı olanı yakalayın

Şansınızı yaratmaya başlamak istiyorsanız, bir diğer önemli ders de kendinizi değişik sıradışı deneyimlerinize açmayı öğrenmenizdir. Beyniniz tanınmış kalıpları kabullenmeye programlı olduğu ve onları merak etmeyi, hatta fark etmeyi uzun süre önce kestiği için, tanıdık şeylerden sıklıkla özel içgörüler elde etmezsiniz. Zengin ve farklı deneyimleri teşvik eden bir yaşam tarzını benimsemeyi seçebilir; yeni şeyler okumaya, yeni yerlere gitmeye, yeni insanlarla tanışmaya açık olabilirsiniz. Tıpkı yeni oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi, hepimiz bir süreliğine daha meraklı, dikkatli ve hevesli olabiliriz. Bu farklı deneyimlerin içinden, aksi takdirde sonsuza dek kaçırılacak bereketli içgörüler —tepside sunulan doruk performans— doğacaktır.

Michael H. Hart'ın The 100: A ranking of the most influential people in history (İlk 100: Tarihteki en etkili insanların bir sıralaması) adlı kitabında, duyuları değişik şeylere açık tutma ihtiyacıyla ilgili kışkırtıcı bir gözlem yapılıyor ve bu, verilen örneklerin içinde sürekli ortaya çıkan bir tema. Yazar, tarihteki neredeyse her önemli keşfin şehirlerde yaşayan kişiler tarafından yapıldığını belirtmiş! Bu gözlem, Batılı nüfusun büyük bölümünün kentlerde yaşadığı günümüzde pek anlam taşımayabilir ama on sekizinci yüzyılın başlarında nüfusun yalnızca yüzde 6'sı kentlerde yaşıyordu. Bundan çıkarılacaksonuç şudur: tarihin en nüfuzlu güç simsarları seçtikleri meslekleri icra etmeye başladıkları ilk yıllarda şehirden şehre gezip her gittikleri yerde yeni ve sıradışı fikirlerle tanışmışlardı. Time dergisinden Eugene Linden'in şu satırları, Hart'la aynı fikirde olduğunu gösteriyor: “Kentler hala uygarlığın yaratıcılık ve hırs beşiğidir ... kent yaşamındaki çatışmayı körükleyen katalize edici insan karışımı, aynı zamanda uygarlığı ilerleten inisiyatif, yenilikler ve işbirliğini de körüklemektedir.” Kent benzetmesi etkileyici olmakla birlikte, kent yaşamının ve yolculuğun birer aracı olan yeni fikirlere ve deneyimlere açık kalmak kadar temel nitelikte değildir. Başkaları aynı koşulu, örneğin geniş çaplı bir okumayla yerine getirmektedir.

Yapılması gerenler

Sanılanın aksine, şanslı insanlar da bir şeyler yaparlar. Dolayısıyla kendi performansımızı iyileştirebilecek mutlu koşullar ve “dış” etkenlerin sınırsız deposundan yararlanabilmek için çok şey yapabiliriz. Sonuçta, tesadüfler ve beklenmedik şeyler bulma şansı hep bizimle olacağına göre, birilerinin yüzü gülecektir. Sunulmuş olan her ne ise ona uyum sağlamak üzere duyularınızı kelimenin tam anlamıyla kullanabilirsiniz. Şunlar üzerinde bir düşünün:

*        Mutlu tesadüfleri ve koşulları bekleyin. Bunlar her zaman olduğuna göre, siz de payınıza düşenin tadını çıkarabilirsiniz.

*        “Talihsizliği” beklemeyin. Korktuğunuz başınıza gelir ve haklı olduğunuzu kendinize her zaman kanıtlayabilirsiniz. “Sana dememiş miydim?” cümlesi kulağa zekice gelebilir ama performansı zirveye çıkarmanın reçetesi bu değildir.

*        Bakmaya ve dinlemeye başlayın. Olaylara dikkat edin ve üstlerinde düşünün.

*        Yakalanıp kullanılmayı bekleyen dört bir yanınızdaki yaratıcı fırsatları gözden kaçırmayın. Deneyimleriniz ne kadar zengin ve değişkense, o kadar çok fırsat doğacaktır.

*        Sıradışı olan her şeyi sorgulayın ve kontrol edin.

*        Eylemleri, olayları ve koşulları, özellikle de olumsuz olanları yeni bir çerçeveye oturtun. Farklı anlamlar arayın. Bir ya da birkaç farklı bakış açısı edinin. Size yardımcı olması için 8. Bölüm’deki tekniklerden bazılarını kullanabilirsiniz.

Bu kitapla ilgili araştırmalarımdan uzun süre önce Think Like a Leader (Bir Lider Gibi Düşünün) adlı kitabım için yaptığım araştırmada, iş dünyasının önde gelen liderlerinin sezgisel ve yaratıcı becerilerine ilişkin dikkat çekecek kadar benzer sonuçlar çıkmıştı. İnsanlar değişmez, beklenmedik şeyler bulma şansı ise bol miktarda mevcuttur. Görünen o ki, iş hayatının ve kendi sektörlerinin dışında sürdürdükleri bilgece ve değişken bir yaşamın yanı sıra özel ilgi alanları ve hobileri, bu liderlerin bereketli hayal gücüne üzerinde çalışıp iş hayatında başarıya dönüştürebilecekleri bir zenginlik sağlamaktadır. Sıklıkla seyahat etmelerinin ise, yaratıcı atalarının kentten kente yaptıkları yolculukları yansıtan başka bir etken olduğu anlaşılmaktadır.

Baskının çağrışımları, başlıca belirtisi olan zararlı stres yüzünden güçlü ve olumsuzdur. Bu nedenle, yaratıcı düşünmenin ve doruk performansın en güçlü araçlarından birini kolayca gözden kaçırabiliriz. Öte yandan, beklenmedik şeyler bulma şansı, anında sağladığı yararlar dolayısıyla her zaman takdir edilir. Yine de nadiren yaratılabilecek ve olumlu sonuçlar elde etmek üzere kullanılabilecek bir araç olarak değerlendirilir. Yaratıcı içgörüleri ve akış halini harekete geçirebilir hale gelmenin (gelecek bölümlerde bunu yapmak için bazı teknikler bulacaksınız) yanı sıra, dünyanızı genişletip duyusal farkındalığınızı geliştirerek çok daha fazla mutlu tesadüfler yaratmaya başlayabilirsiniz. Dikkatle gözlemlemeyi, izlemeyi, dinlemeyi, hissetmeyi ve ilgilenmeyi pratik yaparak öğrenebilirsiniz. Bu şekilde sıradan, hiçbir özelliği yokmuş gibi görünen şeyler, hedefleriniz ve amaçlarınız açısından gözünüzde özel bir anlam kazanmaya başlayabilir. Baskıyı nasıl lehinize çevireceğinizi öğrendiğinize göre, artık kendi şansınızı yaratmaya başlayabilirsiniz. Beklenmedik şeyler bulma şansını izleyerek, dinleyerek, hissederek, kısacası duyusal farkındalığı geliştirerek yaratırız. Uygulama yaptıkça, şanslı olmak bile bir alışkanlığa dönüşür.

Golf oyuncusu Gary Player “Pratik yaptıkça şansım daha çok açılıyor," derdi. Başarılı girişimciler ısrarla, insanın kendi şansını kendisinin yarattığını söylerler. E deneyimleri gibi, şans da sayısız insan başarısının temelini oluşturmuş ve tarihin akışını değiştirmiştir. Mutlu tesadüflere kader ya da talihin bir cilvesi deyip geçmemek gerekir. Bunlar insanın kullanabileceği, yararlanabileceği şeylerdir. Bu bölümdeki ipuçlarından ve basit ilkelerden yararlanarak kendi mutlu tesadüflerinizi, şansınızı oluşturmaya başlayabilir, onu yaratıcı içgörülere ve başarılara dönüştürebilirsiniz. Kısacası yaşam ister baskı ister zevk, stres ya da şans getirsin, performansınızı zirveye çıkarmak amacıyla bunları doğru anlayış, tutum ve becerilerle kullanabilirsiniz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült