Kişisel Gelişim

 

Hayatın Amacı: Bilgeliğe Ulaşmak

Tuncer Elmacıoğlu



Dinlerin ve eğitimin temel amacı, insanları geliştirerek iyi davranışlara yöneltmektir.

Kutsal kitabımız Kur'an'da yaratılışın amacı şöyle açıklanıyor: "Allah, hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı. (67/2)." Bu ayetten de anlaşılacağı gibi hayatın amacı, insanın bu dünyada daha çok iyi davranışlarda mı, yoksa kötü davranışlarda mı bulunacağının denenmesidir. Kur'an'a göre bu dünya bir imtihan yeridir insanlar için.

Eğitimin amacı da insanda arzu edilen iyi davranışlar geliştirmektir.

Evet, dinlerin ve eğitimin temel amacı aynıdır, o da insanları iyi davranışlara yöneltmektir.

İnsanın iyi davranışlara yönelebilmesi, yeteneklerini geliştirebilmesine bağlıdır. Yetenekler geliştirilemediği takdirde kötü davranışlar ortaya çıkar.

Tabiatta büyümeyen ve gelişmeyen canlılar ölür" diye bir kural vardır. Bir canlıyla bir cansızı birbirinden nasıl ayırabiliriz? Tabii ki büyüyüp gelişen varlık canlı; büyümeyip gelişmeyen varlık ise cansızdır. Yani canlılığın temel belirtisi, büyüme ve gelişmedir.(Buscaglia, s.109)

Malum, insanda bedensel büyüme doğal olarak bir süre sonra durur; ama ruhsal gelişme ömür boyu sürer. İnsanın ruhsal yetenekleri gelişmezse zamanla işlevlerini yitirerek ölüverirler. Unutmayın bizlere doğuştan bağışlanan her yetenek gelişmeyi bekler. Bu başarılamadığı takdirde yetenekler gittikçe gerileyip körelir. Ancak yeteneklerini geliştirebilen insan, iyi davranışlara yönelebilir.

Erich Fromm "Sahip Olmak ya da Olmak" adlı muhteşem eserinde, insanın kurtuluşunu„sahip olmak" karakterini terk ederek„olmak" biçimindeki bir karaktere geçebilmesinde görüyor. Ona göre kişi, kendi özünde kaliteli bir değişikliği gerçekleştirmelidir.

“Sahip olmak" karakterindeki insanlar en çok para, mal, eşya elde etmekle ilgilenirler. Olmak" karakterindeki insanlarsa en çok mutlu olmaya ve evrene hizmet etmeye odaklanırlar.

“Olmak" insanın ruhsal özellikler(karakter) bakımından iyi bir duruma geçmesidir.

Hayatın amacı, olgunlaşarak bilgeleşmektir. İnsan bilgeleşmek için ruhunda kaliteli bir değişim gerçekleştirmelidir. Öyleyse bilgeleşmek, insanın olumlu yönde değişimini gerektiriyor.

DEĞİŞİM

Dünyamızda her şey sürekli değişiyor. Örneğin canlılar ölüyor, çiçekler açıyor, yapraklar dökülüyor, karlar eriyor, topraklar erozyona uğruyor...

Tabiattaki bu sürekli değişim tabii ki insan hayatı için de söz konusudur.

İnsanlık tarihi günümüze kadar ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda çok önemli değişimler ve dönüşümler yaşadı. Ünlü gelecek bilimci Alvin Toffler «Şok» adlı harika eserinde, bilinen on bin yıllık insanlık tarihini birinci, ikinci, üçüncü dalga olmak üzere üç ana döneme ayırıyor. Toffler'e göre, M.Ö. 8000'den M.S. 1650 yılına kadar olan dönem, birinci dalga (tarım çağı); 1650’den 1955 yılına kadar olan dönem, ikinci dalga (sanayi çağı); 1955'ten beri süregelen dönem de üçüncü dalga (bilgi çağı)dır.

Ancak insanlık 2000'li yıllardan itibaren yeni bir döneme girdi. Stephen Covey'e göre önümüzdeki bin yıl Bilgelik Çağı olacak. Bilgi Çağı büyük bir hızla Bilgelik Çağına dönüşüyor...

Elbette ki her dönemin ekonomik, sosyal ve siyasal alanlardaki değerleri de önemli farklılıklar göstermektedir. Örneğin tarım çağında temel ekonomik değer toprak ve emekken, sanayi çağında fabrika ve sermayeye, bilgi çağında ise bilgi ve vasıflı insana dönüştü. Yine tarım ve sanayi çağında kas kuvveti önemliyken, bilgi çağında beyin gücü önem kazandı. Tarım ve sanayi çağında kas kuvvetine dayanan erkek egemenliği, günümüzde kadınlar lehine değişiyor. Çünkü kas kuvvetinden çok, beyin gücünün önem kazandığı bir çağda yaşıyoruz artık.

Çağımızda yüksek teknolojiye, fiziksel güç veya kol ustalığıyla geçmek mümkün mü?

Çağımızın ekonomik hayatında kamu mülkiyetinin, merkezi planlamanın, ağır sanayinin önemi gittikçe azalmakta. Artık en büyük güç sanayi ürünlerinde değil, bilimsel kapasite de. Donuk servetten, taşınabilir sermayeye doğru bir eğilim başladı. Emlak ve toprağın yerini banka mevduatları aldı. Taşınamaz servet anlayışından, nakit servet anlayışına doğru bir yöneliş var. İletişim teknolojisindeki hızlı gelişim, dünya ülkeleri arasındaki bilgi akışını hızlandırdı. İş yerleri bürolardan evlere doğru kaymaktadır.

Sosyal ve siyasal hayatta insan hakları, demokrasi, din ve vicdan hürriyeti yükselen değerler oldu. Politikada da artık ideolojiler değil, somut çözüm önerileri önem kazandı.

Çağımızda ekonomik, sosyal ve siyasal hayat hızla değişiyor. Bu sosyolojik değişime paralel olarak psikolojik(ruhsal) yaşantımızda da önemli değişiklikler yapmalıyız.

RUHSAL DEĞİŞİM

Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası."

-Yunus Emre

Ruhsal özelliklerimizin (çalışkan, sinirli, dürüst, inat...) toplamı ruhumuzdur. Buna karakter de denir.

Ruhsal değişim yolculuğuna güçlü yönlerimizi daha da güçlendirerek, zayıf ve kusurlu yönlerimizi de düzelterek devam etmeliyiz. Değişimi bu ilkeden hareketle hayatımızın sonuna kadar istikrarlı bir şekilde sürdürmeliyiz.

Ruhsal değişim sürecinde öğrenme çok önemlidir. Her değişimin temelinde, mutlaka yeni bir öğrenme vardır. Bir başka söyleyişle her öğrenme insanda bir değişim meydana getirir. Öyleyse değişimin motoru, öğrenmedir diyebiliriz. Nasıl bedenimizin gıdası yiyip içmekse, ruhumuzun gıdası da öğrenmektir. Bundan dolayı ruhumuzu yeni bilgilerle beslememiz gerekiyor. Sürekli yeni şeyler öğrenen insanın ruhu, tıpkı iyi bir sporcunun bedeni gibi sağlıklıdır.

Peygamberimiz. Beşikten mezara kadar öğreniniz" derken, insanlar için sürekli öğrenmenin gerekliliğini dile getiriyordu.

Yine Hz. Ali, İnsan ya öğrenir ya da öğretir; geri kalanları hiçtir" diyerek öğrenip öğretmenin insan hayatındaki önemini belirtiyordu. Öyleyse bilge insan, ömrünün sonuna kadar hem öğrenir hem de öğretir.

Bilge insan, ömrünün sonuna kadar hem öğrenir hem de öğretir.

Kuşkusuz öğrenme ve öğretmenin temel aracı eğitimdir. Eğitimi canlı ve dinamik kılan temel unsur da onun sürekliliğidir. Bunun içindir ki çağımızda eğitim, yalnızca okullarda değil, işveren konumundaki her yerde olacak. Bugün gelişmiş ülkelerde başta yöneticiler olmak üzere bütün çalışanlar, sürekli hizmet içi eğitime alınıyor. Acaba değişip gelişebilmemiz için, eğitim kadar etkili bir başka araç var mı dünyamızda? Çağımızda„bitmiş eğitim" diye bir şey yoktur. İleri düzeyde eğitim görmüş kişiler bile bilgilerini sürekli yenilerler.

Günlük rutin davranışlarımızda da değişime yönelmeliyiz. Değişimi ve yenilikleri günlük hayatımızdaki davranış I ara da yansıtalım. Şöyle ki değişik renklerde kıyafetler giyelim. Fanatik bir okuyucu olmak yerine değişik fikirlere sahip yazarları okuyalım. Farklı gazete, dergi ve kitaplar alalım. Evimizde veya devamlı gittiğimiz yerlerde farklı yerlere oturalım. İş yerimize veya evimize giderken değişik yolları deneyelim. Lokantaya gittiğimizde her zaman yediğimiz veya çok sevdiğimiz yemekler yerine farklı yiyecekler sipariş edelim. Değişik görüşlere sahip insanlarla tanışarak yeni arkadaşlar edinelim... Kısaca yaşamımızdaki monotonluğu terk etmeye çalışalım. Günlük yaşamımıza renk katabilecek yeni ve heyecan verici aktivitelere yapalım. Rutin bir yaşamımız olduğunu fark edebilmemiz bile onu değiştirmeye başlamanın ilk adımı olabilir.

Değişen insanların iki günü bir olmaz; her yeni günleri bir öncekine göre daha olumlu bir gelişme gösterir. Bunlar kendilerini her geçen gün biraz daha geliştirirler. Bizler de hayat yolculuğumuzda olumlu yönde bir değişim süreci yaşamalıyız.

Bizler de hayat yolculuğumuzda olumlu yönde bir değişim süreci yaşamalıyız.

Aslında kişisel değişimle toplumsal değişim de birbirine paralellik gösterir. Nitekim Kur'an'da: “...insanlar kendilerini değiştirmedikçe; Allah onları toplum olarak değiştirmez...(13/11)" buyruluyor. Zaten madalyonun bir yüzü insansa diğer yüzü de toplumdur.

Gelişmenin zıddı değişmemektir. İnsan için bilgelik, ruhsal olarak olumlu yönde değişmekle mümkün olabilir.

Öyleyse her şeyden önce bilgelik, olumlu yönde değişimle başlar. Olumlu yönde değişmek, bilgelik yolunda ilerlemektir. İyiye doğru değişimin doruk noktası bilgeliktir.

BİLGELİK

Bilgelik; bilgili olmak, bilgiyi hayata uygulamak ve hayırlı işler yapmaktır. Aslında bu üçlü birbirini tamamlıyor.

Birincisi, bilgili olmaktır. Bilgiyi genellikle okuyarak, gözlem yaparak, dinleyerek, soru sorarak elde ediyoruz. Hayatımız boyunca bu araçları kullanarak bilgimizi artırmaya çalışmalıyız.

Aslında çok bilgi insanı bilge yapmaz. Bilgisayarların çok bilgisi vardır; ama bilgeliği yoktur. Bu durum pek çok insan için de geçerlidir. Eğer yalnızca bilgi birikimi insanlara bilgelik sağlasaydı, bilgelerle dolu bir dünyada yaşıyor olurduk. Oysa dünyamızda sınırlı eğitimine veya hiç eğitim görmemesine rağmen bilge denilebilecek kişiler varken, yüksek öğretim gördüğü, hatta üniversite hocası olduğu halde bilgelikle hiç ilgisi olmayan pek çok kişi bulunmakta.

İkincisi, bilgiyi hayata uygulamaktır. Bilgi, tek başına bilgelik getirmez. Bilgelik, bilginin hayata uygulanması ustalığıdır. Zaten hayata uygulanamayan bilgi, insana yüktür. Bu yükü boş yere taşıyan kimse de, yalnızca bilginin hamallığını yapmış olur. Kısaca bilgelik, davranışa dönüşen bilgi demektir. Örneğin kişi, uyuşturucunun zararlı olduğunu bildiği halde uyuşturucu kullanıyorsa, bilgece davranmamış olur. Yine bilgi; hile, sahtekarlık, kötülük yapmak için kullanılırsa bu bilgelik olmaz.

Hz. İsa İncil’de, «Evini Bilgece Kuran Kişi» simgesiyle bilgeliği çok güzel açıklıyor: «Benim sözlerimi dinleyip uygulayan kişinin kime benzediğini söyleyeyim size: O, evini yaparken kazarak derine inen ve temeli kaya üzerine kuran adama benzer. Sel gelince kabaran sular o eve saldırsa da zarar veremez. Çünkü o ev, özenle kurulmuştur. Öte yandan sözlerimi işitip de uygulamayan kişi, toprak üstüne temelsiz ev yapan adama benzer...»

İsa peygambere göre de bilgelik, doğru bilgiyi uygulamaktır.

Üçüncüsü, hayırlı işler yapmaktır. En hayırlı iş, dünyaya hizmet etmektir. Burada sevgi devreye girmelidir. Öyle ya, dünyayı sevmezsek niçin dünyaya hizmet edelim ki?

O halde, Bilgi + Sevgi = Bilgeliktir diyebiliriz.

Bilgelik için sürekli öğrenmenin yanında yaşama biçimimize de çekidüzen vermeliyiz. Bilgeye yaraşır biçimde sade ve ahlaklı bir hayat yaşamalıyız. Sade ve ahlaklı bir yaşam erdemli davranışlara yöneltir bizi.

Bütün kültürlerde bilgeleşmeyi başaran kimselerin aşağı yukarı aynı yolu takip ettiklerini ve birbirine benzeyen sade bir yaşama biçimi seçtiklerini görüyoruz.

Bilgelik, herkesin ulaşabileceği bir hedeftir. Çünkü her insanda potansiyel olarak bu güç var. Yeter ki kişi, iyi niyetli olarak kendine böyle bir hedef seçip bu hedefe yönelsin.

Gerçek şu ki çaba gösteren her insan, bilgelik yolunda mesafe alabilir.    

*        Bilge insan davranışlarında her zaman samimidir. Zaten bir insan ne kadar samimi ve içtense o kadar bilgedir.

*        Bilge insan doğruluktan ayrılmaz. Yalan söylemez. O kimsenin hakkını yemediği gibi kimseye hakkını da yedirmez.

*        Bilge insan çok çalışkan ve üretkendir. O işlerini iyi yapar.

*        Bilge insan birleştiricidir. O dil, din, ırk, mezhep, renk, cinsiyet ayırımı yapmaz. Konuşma ve davranışlarında ayırıcı değil, birleştiricidir. Hep ortak yönleri vurgular; davranışlarıyla da bunu destekler. Her yıl Konya'da düzenlenen Mevlana'yı anma törenlerine dünyanın dört bir tarafından değişik ırklara ve inançlara mensup insanların katılmasının nedenini hiç düşündünüz mü? Bunun temel nedeni Mevlana'nın bütün hayatı boyunca sevgiyi esas alan birleştirici bir tutum sergilemiş olmasıdır.

*        Bilge insanın para, mal, mevki hırsı yoktur. O sahip olduklarını(parasını, malını, bilgisini, görgüsünü...) insanlarla paylaşmaktan hoşlanır.

*        Bilge insan sabırlıdır. Hikaye bu ya bilge birinin aksi bir hizmetkarı varmış. Hizmet ederken konukları rahatsız eder, tabakları kasıtlı olarak düşürüp kırarmış. Dostları bilge kişiye bu hizmetkarı kovup yerine düzgün birini almasını önermişler. Bilge kişi, "Hayır, ben ona teşekkür borçluyum; çünkü o, bana sabretmeyi öğretiyor..." demiş.

*        Bilge insan, kendisiyle ve çevresiyle barışıktır. Daima güler yüzlü, tatlı dilli ve yumuşaktır. İnsanlarla beraber olmaktan, manzara seyretmekten, hayvanlar alemini izlemekten müthiş haz duyar.

*        Bilge insan gülmeyi ve güldürmeyi iyi bilir. İyi bir mizah anlayışına sahiptir. İnsanların ve olayların gülünç yönlerini hemen görüverir. Espri yapma yeteneği çok yüksektir; ama kimseyle alay edip dalga geçmez.

*        Bilge insan ateşli tartışmalara girmez. Başkalarını kendisi gibi düşünmeye zorlamanın saçma olduğunu bilir. Gerekirse uygun bir ses tonuyla kişisel görüşünü belirtir. Bilmediği veya hazırlıklı olmadığı konularda konuşmaz; sadece dinler.

Bunlara ilave edebileceğimiz daha pek çok özellik vardır kuşkusuz; ama takdir edersiniz ki burada hepsinden bahsetmemiz mümkün değildi. Çok az sayıda insan yukarıda belirttiğimiz niteliklerin tamamını kendi kişiliğinde barındırabilir. Ancak her şeyden önemlisi, kişinin böyle bir manevi yolculuğa çıkmak isteyerek„bilgeleşme sürecine" girmesidir. Bilgeleşme süreci Aşık Veysel'in dediği gibi Uzun ince bir yol"dur.

Sözlükte bilge kelimesi bilgili, ahlaklı, örnek insan" anlamlarına geliyor. Demek ki bilgenin bilgili, ahlaklı ve örnek insan olması gerekiyor. Türkçemizin önemli kavramlarından biri olan bilge, kendisine akıl danışılan kişi anlamında da kullanılıyor. Aynı zamanda bilge, öğütlerine ve görüşlerine değer verilen kimsedir. Kültürümüzün yetiştirdiği belli başlı bilgeler: Yunuslar, Mevlanalar, Dede Korkutlar, Aksakallılar, Alperenlerdir... Bana göre ülkemizde son yıllarda yetişen en bilge kişilerden biri de rahmetli Barış Manço'ydu.

Barış, kendi öz kültüründen yola çıkarak evrenseli yakalamıştı. Eserlerinde öz kültürümüzün renk, ışık ve çizgileri vardı. O, sadece bir müzik adamı değil, büyük bir öğretmendi de Türkçe'mizi, tarihimizi, kültürümüzü sevmeyi öğretti bize. Bununla da kalmayarak Türk kültürünü dünyaya tanıttı. O, yüreği sevgi dolu tam bir gönül adamıydı. Eğlendirdi, güldürdü, düşündürdü, gezdirdi, bilgilendirdi hepimizi Türk insanına dünyayı tanıtmak, onun ufkunu açmak istedi. Bunu başardı da Toplumu uzlaştırmaya çalıştı. Halkımızın hep ortak yönlerini vurguladı. Bütün hayatı boyunca birleştirici davrandı. Hatta cenazesi bile birleştiriciydi. Her görüşten insan, onun cenazesine koşarak gelmişti...

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült