Kişisel Gelişim

 

 

Günümüzde Cehalet İş Dünyasının İplerini Elinde Tutuyor

Ernie J. Zelinski


Cehalet stilini asla kaybetmiyor. Dün modaydı, bugün ortalığı kasıp kavuruyor, gelecekte de hızımızı belirleyecek.

-Frank Dane

Ne yazık ki, yirmi birinci yüzyılda bir çok yöneticinin, modası geçmiş yaklaşımlardan ve değerlerden hala zevk alması, işkoliklik olarak tanımlayacağımız bir çalışma ortamını süreklileştiriyor. İşkoliklikten kaynaklanan ciddi sağlık sorunlarını ve sosyal sorunları göz önünde bulundurursak, başka bir gezegenin dünyalılardan daha akıllı olan yaratıkları, üst kademedekilerde dahil olmak üzere, Kuzey Amerika’daki bütün iş yerlerinde her düzeyde cehaletin hükmettiğine karar verirlerdi.

Bu cehalet denizinde keyifle hüküm süren işkolikler sadece anlayışla karşılanmıyor, onlara bir de saygı duyuluyor, işkoliklik doğrudan açgözlülük ve güç ile ilişkili olduğundan, patronlar işkolikleri çok severler. Birçok çalışanının işkolik olarak sınıflandırılabileceği işyerlerinde, haftada altmış ile seksen saat çalıştığını söylemek (vev.ı öyle yapmak), üstelik moda oluyor. Ayrıca, kimse de d,ıha çok çalıştığı için şikayetçi değil. Aslında, işkoliklerin çoğu hep daha çok çalıştıkları zaman kendilerini kahraman gibi hissederler, çünkü hayatlarında onları kahraman yapa< ak başka hiçbir şey yoktur.

işkolikler, alkol ve uyuşturucu bağımlıları gibi, diğer bağımlılardan farkı olmayan bağımlılardır. Bütün bağımlılar, bağımlılıklarını reddeden, ama ciddi sorunları olan nörotikleıdir. Aynı şey, şirketlerde çalışan insanlar ve işkolikleri destekleyen toplum için de söylenebilir. Bu kişiler bağımlılardan daha iyi durumda değildirler, en iyi tarafından nörotiktirler.

Toplum ve şirketler bağımlılığı niçin destekliyorlar? Anın' Wilson Schaef, bunu 1988’de yayımlanan, “Toplum Bağımlı Olduğunda” adlı kitabında bütün detaylarıyla açıklıyor. Yazar, bağımlı davranışın Amerikan toplumunda norm olduğunu, bir sürü şirket gibi, toplumun da bağımlı davı.»niş sergilediğini belirtiyor. Daha sonra Diane Fassel ile birlikte yazdığı, “Bağımlı Şirket”te, büyük şirketlerin çoğunun neden bağımlılıktan etkilendiklerini ve bağımlı kişiler gibi davrandıklarını açıklıyor.

Şehirde yaşamak için köyde deli gibi çalıştı; şehirdeyken de köyde yaşamak için deli gibi çalıştı.

-Don Marguis

Çalışmanın önemine daha yüksek bir değer biçmekle, daha hızlı olmak gerektiğini vurgulamak, verimliliği arttırmak için el ele kullanılıyor. Gerçekte bu içiçelik sadece verimliliği arttırmış gibi görünüyor. Gerçekte şirket çalışanlarını, boş olması gereken vakitlerinden vazgeçirerek, onların daha uzun saatler daha yoğun çalışmalarını sağlamak, verimliliğin artması anlamına gelmez. Sonuç, verimliliğin tam tersi olabilir. Çalışanların uzun saatler boyunca çalışmasından kaynaklanan stres ve yorgunluk nedeniyle uzun vadede verimlilik ve işlevsellik mutlaka düşer.

Düşünmeye vakti kalmayan çalışanlar kaçınılmaz olarak hata yapacaklardır ve bu durum yine uzun vadede şirketin verimliliğini düşürecektir.

Şirketlerin delirmiş dünyasının, pek çok insanı hasara uğratan sonuçlarının etkileri geleceği ipotek altına alıyor. Çok çalışmak ve günü kurtarmak hummasına kapılan bir çok çalışan insan, kişisel düşlerini kaybediyor. Gereğinden çok çalışmaları, kötü bir aile hayatı, unutulmuş bir sosyal yaşam, hatta ayrılıklar ve boşanmalar gibi sonuçları beraberinde getiriyor. Kendisini artık tükenmiş hisseden kişilerin yaşamında da ne amaç, ne anlam, ne de zevk kalıyor.

ilginç gelecek ama altmış sekiz kuşağı, tuzağa yakalanmış durumda; yalnız unutmayalım ki bu durumu, şirketler kadar kendileri de kişisel olarak desteklemiş bulunuyorlar. Bu konuda her şey 1970’lerde başladı. Bu kuşak işgücüne ilk katılmaya başladığında, iyi eğitilmiş, işine bağlı sadık insanlardan oluşuyordu. Ama işyeri sayısı, çalışan insan sayısından az olduğu için, bu kişiler, ancak çok ve uzun çalışmanın iş güvenliği ve kariyer garantisi olduğuna inandılar. Yaptıkları fedakarlık da semeresini verdi: Kariyerlerinde ilerlediler ve kazançları arttı ama sürekli değil, sadece bir süre için.

Ne yazık ki şirketler, o kuşağın şirkete bütün kuvvetleriyle ve yürekten hizmet etme aşkını sömürdüler. 1990’lar boyunca, bu çalışanlar işlerini kaybettiler çünkü, arkalarından gelen kuşağın çalışanları daha uzun ve daha ağır çalışmaya gönüllüydüler. Bu durum da yirmi birinci yüzyılın, bir çok özlemi içeren, yaşam tarzını yarattı.

Ama bütün bu karışıklığın getirdiği bir kazanç oldu. 1950’lerin o çok çalışkan kuşağının çocuklarının çoğu, işkolikliğin anne babalarına neye mal olduğunu gördüler ve onlar şimdi iş/eğlence dengesini çok başka tarif ediyorlar. Bu yeni kuşağın anladığı şekilde iş/eğlence dengesi, günde sekiz saat veya daha az çalışmak ve hayatta asıl önemsedikleri şeylerin peşinde koşmak için bol bol boş vakte sahip olmak anlamına geliyor.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült