Kişisel Gelişim

 

 

Gençlik... Hürriyet Uğruna Ölünen Yaş

İhsan Ünlüer


Büyük Atatürk onun için... Ey Türk gençliği... diyerek her şeyi gençliğe emanet etmişti.

Küçük Özcan, artık gençlik yaşına vardı. Hani yıllanmış şairin «Doğuyor ömrüme bir 26 yaş güneşi» diye hasretle aradığı çağa... Hani Musset’nin, «O... kenz an. Laj dö Jülyet... (Ey 15 yaş ey Jüiyet’in yaşı) diye otuz kere tekrarladığı 15 yaşa... Büyük annemin eski bir şarkıyla «Anladım ki bir aşka bedel gençliğimmiş elimden giden» diye yanıp tutuştu çağa gelmişti Özcan...

Hani şu, ancak kaybedildiği zaman değeri bilinen, Dr. Faust’un iksirini bulmak için ömrünü verdiği gençlik çağına.

Genç insan bir an önce kendisini bulabileceği yetişkinlik çağına atlamak için sabırsızlık duymaktadır kendinde. Gençlik, delikanlılık... Hani şu yaşlıların hasetle andıkları gençlik... Sevişildiği, dövüşüldüğü, hürriyet ve vatan uğruna en kolay ölündüğü yaş... Türkümüz de öyle demiyor mu?:

Pastırmalar denkte Ne olursa olur delikanlılıkta...

«Asi gençlik, haddini bilmez gençlik» lafları gerçekte nimetlerle, güzelliklerle, ümitlerle dolu olan gençlik çağını tamamıyla yitirmiş olan ihtiyarlığın o güzelim çağa karşı duyduğu kıskanma, haset ve küçüklük duygusunun bir reaksiyonudur gerçekte. Siz hiçbir mini etekli genç kız için ne konuşulduğunu duydunuz mu? Hele hippi sakallı, upuzun saçlı bir üniversiteli genç için bir ihtiyarın izlenimlerini? Amma genç adam kendi yaşını yaşıyor. Tıpkı şu sakallı adamın vaktiyle gençliğini yaşadığı gibi... Ona da o zamanlar redingot giydiği, ince bıyık bıraktığı için Tango, Bobsitil diyerek böyle hakaret etmişlerdi.

Genç adam aç açına üniversite öğrenimini yapıyorsa gelecekteki umudu için katlanıyordu buna. Genç ve yakışıklıdır o. Varsın gömleği kolalı, pantolonu ütülü olmasın. Kendine güveni ve değerliliği için nesi eksik ki... Hastalıkların, kaygıların, üzüntülerin semtine uğramadığı bir çağdır gençlik çağı. Çoluk çocuk, evlad ü iyal, menfaat, ev kirası, bakkal parası gibi hiçbir kaygı yoktur genç adamda. Üstelik zekasının cin gibi çalıştığı ve beynin sertliğe, skleroz’a uğramadığı çağdadır. Neden küçülsün, köpekleşsin.

Bir kere gururu buna engel olacak. İşte bu yönelme, hile ve desiseye rağbet etmeme demekti. Genç Özcan gönlü ve vicdanı tok, amma karnı aç... Gelecekteki umutsuzluğun yarattığı yaşamak zorluğu ile karşılaşınca ayvayı yediğini anlar Özcan. Çevresi ile anlaşamaz. İç çatışmalarını dışarı vurur. Tüm acıların kaynağı haline gelmiştir. İşte gençliğin bunalımı denilen şey... Bu bunalımı hiç bunalmamış olanlar ve de bunaldığını çabucak unutmuş olanlar hatırlayamazlar, bilemezler. Oysa Özcan, öğrenim yıllarındaki tüm haksızlıklara, rezaletlere; gelecekte her şey düzelecek, yoluna girecek diye katlanmıştı. Bunun sonunda Özcan ya kendi dünyasına sığınarak yalnızlığı seçecek yani ayvayı yiyecek, ya da özlediği mutluluğu gerçekleştirmek için dış dünya ile savaşa girecektir. Psikoloji biliminin izahıdır bu. Bu oluşu hiçbir çıkarcı görüş ne kınayabilecek, ne de buna engel olabilecek kudrettedir. Bir lekeli para uğruna gençliğin bu niteliğini anlamamak yolunda her türlü ödevi yüklenenler bunu bilmelidirler. Aziz Atatürk bunu çok iyi bildiği için.

— Ey Türk gençliği... diye gençliğe seslenmişti.

Gençlik çağından sonraki başarısızlık seneleri, birçok acı tecrübeler insan varlığını sarsıp aşağılık kompleksinin meydana gelmesine sebep olabilirler. Hele yaşlanma çağları özellikle kadında adetten kesilme devresi bir uçuruma yuvarlanma haline gelebilmektedir bazen. Saçlar ve dişlerle beraber gençliğin şahitleri olan nitelikler insandan yavaş yavaş elini eteğini çekmeye başlayınca değerliliğini yitirdiğine inanan insanda sevilmemek, beğenilmemek hissiyle birlikte bir aşağılık duygusu meydana çıkıveriyor. Daha iki sene evveline kadar İstiklal Caddesinden geçerken, bazı gençler:

— Ye beni ulan abla? diye laf atarlardı. Halbuki şimdi efendi efendi, başlarını çevirmeden geçiyorlar. Acaba gençler mi terbiyelendi yoksa...

Böylece çevresinden gerekli ilginin zayıfladığını anlayan insan eğer erkekse biraz daha genç işi giyinir. Pipo kullanır, gözlük takar. Kadınsa makyajını biraz daha mübalağalı yapar. Eteğini birazcık daha kısaltıp Kadıköy vapurunun lüks mevkiinde biraz daha cömertçe bacak bacak üstüne oturur. Bu arada güzel sanat faaliyetleri uzaklaşan gençliği birazcık geri getirmek için faydalı olabilmektedir. Madam Cırtlakyan evinin önünden geçenlere perdeyi aralayarak piyanosunun başına geçip «Je perdü ma yönesö» aryasını atıp, arada sırada bir de başım çıkararak dışarı göz atıyor. Yaşlanma terkedilme ve yalnız kalma korkusu insanı kendi varlığını ispatlama çabalarına itiyor böylece.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült