Kişisel Gelişim

 

Farkındalık / Bilinçli Yaşamak

Ali Karakuş


Bütün kişisel gelişimin hatta dönüşümün başlangıç noktası, farkına varmaktır. Mevcut durumun farkına varmadan kendi seçiminizle, bir değişim gerçekleştirmeniz mümkün değildir. Eğer kendimle, tavırlarımla, düşüncelerimle ilgili de bir değişim gerçekleştireceksem “kimim; neyi nasıl yapıyorum; neler düşünüyor, nasıl hissediyorum; hangi zihinsel alışkanlıklara sahibim; nasıl karar alıyor, nasıl eyleme geçiyorum” gibi kendimi tanımaya ve fark etmeye dönük temel sorularına bir yanıt almış olmam gerekir. Bu somların yanıtını keşfetmek ise insan zihninin işleyişi; insanın karar almadan eyleme geçmeye kadar iç sistemi konusunda bir şeyler bilmeyi gerektirir. Bu öyle derin bir yolculuktur ki bu soruların yanıtı kendimizle ilgili olası keşiflerimiz düşünüldüğünde çok sığ kalır. Aslına bakarsanız, insanoğlunun bütün hayatı, arayışı kendisi bunu çoğu zaman fark etmese de, en nihayetinde kendini bulma ve keşfetme yolculuğudur.

“Gerçekte tek bir yolculuk vardır. O da kendimize yaptığımız yolculuktur kendini keşif ve oluş yolculuğu.”

(Rainer Maria Rilke)

Hayatı deneyimledikçe, yeni durumlarla karşılaşıp sürprizler yaşadıkça ve öğrendikçe kendimizi keşfetmeyi sürdürürüz. Yeniliklere, yeni ve belki risk içeren deneyimlere kapandıkça aslında kendi doğamıza karşı duruyor ve kendimizle, çoğu kez hiç farkında olmadığımız bir iç savaş yürütüyoruz. Bir yanda rahat etmek, alışılanı, kolay ve risksiz olanı sürdürmek diğer yanda ise keşfetmek, büyümek, olgunlaşmak, gelişmek ve dönüşmek. Aslına bakarsanız biz kendimizi kapatıp gelişmemizi yavaşlattıkça, giderek iç huzurumuz, dengemiz, mutluluğumuz, hayattan aldığımız tat bozulur ve şu an yaptığımızdan başka türlü bir şeyler yapma ihtiyacımız sürekli büyür. Stres bu yüzdendir, zamanını yönetememe bu yüzden. Yaptığından tat almama ve mecburiyet duygusuyla yaşama, verimsiz çalışma, yapabileceğinin çok azım gerçekleştirme... Hepsi, en temelde bu sebebe bağlanabilir. Kendi gerçeğimden farkına varmadan da olsa uzaklaştıkça ödediğim bedeller artar ve kendimi keşfetme ve gerçekleştirme ihtiyacım uç noktaya varır.

Belki de sırf bu yüzden tarihte sık sık kendini bilmenin, tanımanın önemine ilişkin çok önemli tavsiyelerle karşılaşıyoruz:

“İlim, ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır.”

(Yunus Emre)

“Kendini bil.”

(Sokrates)

“İnsanlar; dağların yükseklerinde, denizlerin devasa dalgalarında, sınırsızca uzayıp giden nehirlerde, okyanusların engin genişliğinde, yıldızların dairesel hareketlerinde hayranlık ve merak yolculuğuna çıkıyorlar. Ama kendilerini hiç merak etmeden es geçiyorlar."

(St. Augustine)

“Bir ben vardır bende, benden içeri.”

(Yunus Emre)

Şimdi tam da bu noktada çok büyük bir kapının eşiğindeyiz. Bu kapıyı fark etmek kadar kapıdan içeri adım atmak da çok büyük bir deneyimdir. Belki bir anlamda, Yunus Emre’nin sözünü ettiği o, benden içerideki “ben”e doğru ilerleyeceğiz.

“Farkındaysan!”

Kapı açık.

Durma öyle uzak;

Gir içeri.

Bir hayale attığın adım;

Gün gelir,

Bir gerçeğe yol olur.

Durun! Tam da şimdi, kendinizle ilgili bildiklerinizin, bilebileceklerinizle kıyaslandığında çok çok az bir yer tuttuğunu söylemek istiyorum. Sizden ricam hemen aşağıdaki boşluğa şu ifadeleri kendi el yazınızla yazıp altım bu düşüncelerle hemfikir olarak imzalamanız:

“Kendimle ilgili bilmediğim, hiç farkında olmadığım çok şey var."

Bunu yapmanızı istedim. Çünkü birçoğumuz için bu gerçeği kabullenmek ve kendine dürüstçe ifade etmek neredeyse imkansızdır. Oysa bunu yapmadan, bu gerçeği kabullenmeden, yukarıda bahsettiğim kapıdan geçmek olanaksızdır. Şimdi hazır olduğumuzu düşünerek kapıyı aralayalım.

Kişisel performansımızın önünü açmak denince genel olarak tavırlarımızın ve onun da bir adım öncesinde düşüncelerimizin kontrolünün yattığından bahsetmiştik. Düşünceleri kontrol etmek için öncelikle insan zihninin nasıl çalıştığına bakmamız gerekmektedir. Çünkü tüm büyük dahiler, sanatçı, yazar ve şairler bilinçaltının sınırsız kaynaklarım kullanmayı çok iyi anlamış insanlardır. Örneğin büyük opera sanatçısı Caruso hakkında, bir defasında sahne korkusuna kapıldığı ve sesinin çıkmadığı anlatılır. Sanatçı bu durumdayken kendi kendisine “İçimdeki büyük ben şarkı söylemek istiyor” diye bağırarak konuştuğuna şahit olunur. Sonrasında ise olağanüstü bir konser vermiştir.

Peki bu muhteşem biyolojik ve kimyasal makine nasıl işliyor? İnsan zihninin işleyişine ilişkin prensipler neler?

Zihnimizin ikili bir yapısı vardır. Zihin, bilinç ve bilinçaltı olarak iki ayrı düzeyde faaliyet gösterir.

Bilinç: Akılcı / Yönlendirici zihin

• En önemli işlevi akıl yürütmedir ve bunu dört aşamada yerine getirir:

•       Algılama 5 duyu aracılığı ile gelen verileri alır ve adlandırır. Kıyaslama Gelen verileri tüm geçmiş deneyimlerle karşılaştırır. Analiz etme Bu verileri analiz süzgecinden geçirir.

•       Karar verme Yapılması gerekene karar verir ve bilinçaltına emri gönderir.

•        5 duyu yoluyla kendi dışımızdakilerle kurduğumuz temastan, nesnel dünyadan sorumludur.

•        Matematiksel ve analitiktir.

•        Duygulardan arınmıştır.

•        Gözlem, deneyim ve eğitim aracılığıyla öğrenmeyi ve keşfetmeyi sağlar.

•       Bilinçaltı: Aktif zihin

•        Kaslara, hormonlara, kalp atışına, nefes alıp vermeye, özetle tüm bedensel faaliyetlere hükmeder. Bütün bedensel faaliyetleri, hem uyanık hem de uykuda iken otomatik olarak yürütür.

•        Bizim içimizde olup bitenlerden, öznel dünyamızdan sorumludur.

•        5 duyudan bağımsızdır. Dolayısıyla 24 saat kesintisiz çalışır. (En yüksek performansına da 5 duyunun kapalı olduğu anlarda ulaşır.)

•        Zihnin veri bankası olarak tüm anılarımızın ve duygusal yaşantımızın deposudur. Hafızadan sorumludur.

•        Tüm alışkanlıkları (öğrenilmiş tepkileri) bilinçten aksi ve net bir emir gelmedikçe otomatik olarak sürdürür.

•        Bilinçten 30 bin kat daha hızlı çalışır.

•        Akıl yürütemez, espriden, niyetten anlamaz ve karar veremez; sadece bilincin verdiği emirleri aynen uygular. Bu anlamda düşüncelerimizin yapısına karşılık verir.

•        Sezgilerle, semboller ve metaforlarla çalışır. Dış dünyadan beş duyu organına gelen veriler bilinç üzerinden yorumlandıktan sonra, verilen kararlar bilinçaltının faaliyetini şekillendirir.

Örneğin otomobil ya da bisiklet (ya da daha önce hiç kullanmadığınız bir aleti, bilgisayarı vs.) kullanmayı ilk denemenizi bir hatırlayın. Sizin için daha önceki kayıtlarınızda, deneyim olarak yer almayan bu yeni durum için bilinç işbaşındadır. Son derece dikkatli bir şekilde beş duyu organı çalışmakta ve öğrenme, uyum sağlama çarkları dönmektedir. Her hareketi hesap ederek, düşünerek, analiz ederek yapmaya çalışırsınız. Tamamen otomobile ve yapacağınız hareketlere odaklanmışsınızdır. Oysa zaman geçtikçe ve otomobil kullanmaya alıştıkça artık bu iş sizin için yeni bir durum olmaktan çıkar. Her denemede bir önceki kayıtın üzerine yeni bir deneyimin izini eklersiniz ve becerileriniz gelişir. Artık bu işi üzerinde çok düşünmeden, strese girip terlemeden, neredeyse otomatik olarak yaparsınız. Hatta otomobil kullanırken artık başka başka şeylerle bile ilgilenebilirsiniz. Bu nokta artık bilincinizin işini bilinçaltına devrettiği bir noktadır. Bilinç ise kapasitesini yeni, sürpriz ve karar gerektiren durumlar için kullanabilecektir.

Yeni bir kente ilk gidişinizi düşünün... Daha önce hiç görmediğiniz, bambaşka bir yerdesiniz. Zihniniz ne kadar meraklı, uyanık ve alıcıdır. Beş duyunuz nasıl işbaşındadır. Her yanınıza alıcı gözle bakar, anlamaya, öğrenmeye, keşfetmeye çalışırsınız. Bilinç işbaşındadır. Ama belki bir yandan da bu kenti otomobil kullanarak dolaşıyorsunuzdur. Otomobili siz hiç üzerinde düşünmeden ve neredeyse otomatik olarak bilinçaltınız yürütmektedir. Sonunda bilinç bu yeni kent hakkında kararlar verir; burası olağanüstü, sokakları geniş ve yeşil, havası serin ve temiz, insanlar güler yüzlü fakat kendi halinde... Tabii tüm bu kararlar (yargılar) bilinçaltının kayıtlarına girer. Bir daha buraya gelecek olsanız artık bilinçaltının kayıtları ile yeni kayıtları karşılaştırmaya başlarsınız. Ama her gün bu kentteyseniz artık burası hakkında karar verecek çok az şey kalmıştır. Bilinciniz başka şeylerle meşgul olabilir.

Bilinç ve bilinçaltı birbirini çok iyi tamamlayan olağanüstü bir mekanizma içerisinde çalışırlar. Bilinç kendimizin ve dünyamızın farkına varmamızı; keşfetmemizi sağlar. Bilinçaltı ise tehlikesiz sınırlar içerisinde, rutine girmiş işleri, otomatik olarak yürütmemizi sağlar. Böylece acil, öncelikli, sürpriz durumlar için bilince karar verebileceği, anlamak ve keşfetmek üzere çalışabileceği alan yaratmış olur. Ancak her durumda kontrol bilinçtedir. Bilinç tüm seçimleri yapar, tüm kararları verir ve sonra kontrolü bilinçaltına devreder. Bir anlamda bir şeyler öğrendiğiniz, keşfettiğiniz; “Ben bunu niye daha önce fark etmedim” dediğiniz anlarda bilinciniz uyanıktır. Ama bu anların sayısına bakarsanız çoğu zaman akıntıya kapılıp gitmekte olduğumuzu ve kendimizi bilinçaltımızın otomatik pilotuna bağlayıp uykuda bir hayat yaşadığımızı fark etmemiz mümkündür.

Bir gemi ya da denizaltı düşünün. Kaptan bilinç, tayfalar ise bilinçaltınızdır. Her konuda son karan veren, bilgi ve güce sahip olan ve gemiyi hedefine götürecek olan kaptandır. Tüm emirleri uygulayan, yükü çeken, çalışan ama belki gemiye ve durumuna ilişkin hiçbir şeyin farkında olmayan, tayfalardır. Kaptan işinin başında olmaz ve karar verme sorumluluğunu yerine getirmezse tayfaların olağanüstü gayreti sadece felaketi hızlandırır.

Peki kendi hayatımız sözkonusu olduğunda kaptanın kontrolü ele almasını, bilinçli yaşamayı nasıl başarabiliriz? Diğer bir ifadeyle, bilinçli yaşamak ne demektir?

Hemen şunu söylemek isterim ki bilinçli yaşamak, kendinin ve dünyanın gerçeklerinin farkında olarak yaşamaktır. Daha geniş anlatmak gerekirse, bilinçli yaşamak:

Bilinçsiz güdülerden,

Korkularımızdan,

Olumsuz otomatik tepkilerden,

Yanlış inançlarımızdan,

Olumsuz iç konuşmalardan.

Yargılamalardan,

Kör noktalardan kurtulmak için    FARKINDA OLMAKTIR.

Eğer olumlu tarafından bakmak isterseniz, bilinçli yaşamak:

“ŞU AN”ı yaşamaktır. Tam olarak beş duyu ile şu anda burada ve keşfediyor olmaktır.

İçimizde varolan yaratıcılığı, anlık özgür yaşamı, ifadeyi, gerçek tutkuları deneyimlemek, ve sınırlarımızı genişletmek için      FARKINDA OLMAKTIR.

Bilinçli yaşamak kendi gerçeğimizi keşfetmek, düşüncelerimizin, duygu, eylem ve sonuçlarımızın nedenlerini ve etkilerini fark edebilmek ya da bilmek; deyim yerindeyse kendimizi ve hayatı, dışarıdan bakan üçüncü bir gözle görebilmektir.

“Oyuna üzerinden bak çekirge! Aynen suyun derinliğini görmek için havuzun yüzeyinden içeri bakar gibi."

(Kung Fu Ustası Po)

Dur ve bak! Şu an aklından neler geçiyor? Düşüncelerin sana neler söylüyor? Şu an içinde hangi hisleri duyuyorsun? Bedeninde neler oluyor? Dur ve bak!

Kendine yeni sorular sor... Her soruda bir kurtuluş vardır.

Gün içerisinde sık sık dur ve bak. Bilinçaltına devrettiğin için görmediğin, duymadığın, hissedemediğin, es geçtiğin neler var hayatında?

Dur ve bak! Kontrolün ne kadarı “bilinçli sen’de”. Senin için önemli, vazgeçilemeyen neleri bilinçaltına bırakmışsın? Hangi alışkanlıkların tutsağı olmuş durumdasın? Hep bir gün öncesini tekrar eden bir hayat mı yaşıyorsun? Bugün dünden farklı olarak neler yaptın? Daha da önemlisi dün yaptığın nelere bugün farklı bir pencere açtın?

Dur ve bak! Kimlerle nasıl iletişim kuruyorsun? Benzer durumlarda birbirini tekrar eden sözler mi söylüyorsun? Bililerini hep aynı şekilde kırıyor ve birilerini hep aynı şekilde mutlu etmeye mi çabalıyorsun? Kavgaların, hatta kavgalarında söylediklerin, üzüldüklerin, vardığın sonuçlar benzer mi?

Dur ve bak! Acele etme. Nereye bu koşu? Neye yetişeceksin? Dur ve bak! Gör ki arada bir durup bakmasını bilmezsen aslında hızlı yol almıyorsun.

Dur ve bak! Beş duyunu ne kadar kullanıyorsun?

Dur ve dokun! En son ne zaman bir nesneye veya bir insana çok kırılgan, değerli bir mücevheri tutar gibi dokundun?

Dur ve kokla! En son ne zaman içine şöyle derin bir nefes çekip; farklı, egzotik bir koku yakaladın?

Dur ve dinle! Ne zamandır serçe, güvercin ve karga dışında bir kuşun sesi dikkatini çekti mi? (Serçe, karga ve güvercin sesini hiç dikkatle inceledin mi?)

Dur ve gerçekten gör! Yanındaki adam bankayı soysa robot resmini çizdirebilir misin?

Dur ve tadına bak! Mideni şişirmek için acele etme, yediklerinin lezzetini hisset, tadına var. Aşçının hakkını ver. Kullanılan baharatları tadından ayırt et.

Dur ve bak dostum yoksa aslında yaşamıyorsun. Çünkü durup bakmadıkça, bir gün öncesinin üzerine yeni hiçbir şey koymuyorsun; dün ölmüştün, bugün ruhsuz bir zombiden farksızsın.

Hayatımıza giren her şey; her görüntü, her ses, her dokunuş İkincisinde yavanlaşır. “Tamam ben artık bunu keşfettim, öğrendim, biliyorum; artık bu bana tanıdık” dediğimiz her şey farkındalığımızdan kopar, uzaklaşır. Bir zaman sonra tüm güzelliklere ya da çirkinliklere ilişkin algılarımız körelmiş olur. Dünyanın en güzel ya da en berbat yerinde yaşayabilirsiniz ama farkındalığımızı yitirip körleştiğinizde ikisi de aynıdır. O yüzden yeni olmayan hiçbir güzellik, çoğu kez güzellik gibi algılanmaz. Durup gerçekten güzelliğini takdir edecek gözlerle bakmadıkça!

Bana hala nasıl olacak diye mi soruyorsunuz? Nasıl olacak da kendimin ve dışımdaki dünyanın farkında olacağım mı diyorsunuz?

Hemen gözlerinizi beş dakikalığına kapayın lütfen. Beş dakika boyunca gözlerinizi açmayın. Şu an gözlerinizi beş dakika kapamak istemiyorsanız durun ve okumayı bırakın. Sonra bunu denediğinizde tekrar okumaya devam edersiniz.

Şimdi sormak istiyorum, bu beş dakika boyunca neleri gözlemlediniz veya izlediniz? Size ne ilginç geldi? Gerçekten bir şeylere dikkat ettiniz mi yoksa sadece bu beş dakika bir an önce geçsin diye mi beklediniz? Sıkıldınız mı yoksa hoşunuza mı gitti? Her neyse! Şimdi çok daha farklı bir şey yapmanızı rica ediyorum. Lütfen yine beş dakika gözleriniz kapalı durun. Ama bu kez zihninizden geçen düşüncelere odaklanın. Aynen akıp giden bir düşünce ırmağının kıyısında oltanızla balık avlar gibi düşüncelerinizi yakalayın. Hatta daha iyisi sadece bu ırmağı dışarıdan bakan bir göz olarak izleyin. Evet hazırsanız başlıyoruz. Kaytarmak yok.

Evet harikasınız! Olup bitenin farkında mısınız? Eğer bunu daha önce bilinçli olarak hiç denemediyseniz ilginç gözlemlerinizin olmasını bekleyebiliriz. Birkaç olasılık yazacağım. Örneğin bundan önce hep düşüncelerinizin akıntısına kendinizi kaptırmış olduğunuzu hissetmiş olabilirsiniz. Diğer bir deyişle bilinçli düşündüğünüz anların pek az olduğunu. Belki bazılarınız, düşüncelerinize odaklanınca akıntının yavaşladığını keşfettiniz. Bir kısmınız düşüncelerinizi durdurmak istediniz ama hep başka başka yerlerden (arka kapıdan) yine akmaya devam ettiler. Bunların hepsinin dışında ve benim bilmediğim olağanüstü bir şeyler deneyimlemiş de olabilirsiniz. Kritik nokta şu; artık zihninizde çoğunlukla kontrolsüz olarak, her yerden her yere doğru ve sürekli akmakta olan bir düşünce ırmağı olduğunu biliyorsunuz. (Çinliler, benim “kontrolsüz ırmak” diye adlandırdığım zihinsel durumu “vahşi at” olarak ve düşünceleri kontrol etmeyi de bu vahşi atı terbiye etmek diye adlandırırlar.)

Başka bir taraftan bakalım. Çoğu kez zihnimizde müthiş bir gürültü vardır. Düşünceler sadece görüntü değil sesler olarak da kafamızın içini doldurur, hatta şişirir. Gelin o gürültüyü susturacak bir şey yapalım. Bir beş dakika sadece sesleri dinleyin. Çevrenizde duyduğunuz tüm seslere dikkat kesilin. Kuş, otomobil, insan, müzik, su... Ne sesi duyuyorsanız dikkatle dinleyin.

Düşüncelerin gürültüsünü unutabildiniz mi? Eğer birazcık o gürültünün dışına çıkabildiniz ve farkına varabildiyseniz düşüncelerinizi yönetmekte, kontrol etmekte zorlandığınızı kolaylıkla görebilirsiniz.

Yani hayatta kontrol edebileceğiniz tek şey düşünceleriniz iken şu an belki de mevcut durumun, bunun tam tersi olduğunu fark ettiniz: “Düşüncelerim beni yönetiyor.”

Düşüncelerimizin çoğunlukla bizi yönettiğini söylüyorum. Ama aslında kastettiğim farkında olmadığımız, bilinçsiz düşüncelerimiz. Akıntının dışına kendimizi atıp bilinçli seçimler yapmadan yaşadığımızı söylüyorum. Kontrol gücümüzü, özgürlüğümüzü kullanmadan yaşadığımızı söylüyorum. İşin acı tarafı, hayatta olup biten, gerçekleşen ne varsa hepsi önce sadece ve sadece bir düşünceden ibarettir. Aslına bakarsanız şöyle de söyleyebiliriz:

“Fiziksel dünya, zihinsel dünyanın bir yansımasından ibarettir.”

Her ne üzerinde bir sonuç almak istiyorsam, bu sonucu önce zihnimde yaratıyorum. Bir resim yaparken daha elim renk paletine uzanırken tuvaldeki resmin üzerinde bu rengin katkısını hayal ediyorum. Bir marangoz ustası ahşaba şekil vermeden önce ilk olarak zihninde bu malzemeyle bir dolap mı yoksa başka bir şey mi yapacağını düşünüyor. Sonra eğer dolap yapacaksa bu dolabı önce zihninde sonra belki kağıt üzerinde çiziyor; ölçülerini ortaya çıkarıyor. Sonra kesmeye, çivi çakmaya, yapıştırmaya vs. girişiyor. Aksi durumda ne kadar ahşabın boşa harcanacağını düşünebiliyor musunuz?

Şimdi bu iki gerçekliği biraraya koyduğumuzda ortaya çıkan resim size de şaşırtıcı geliyor mu? Bir yandan diyorum ki tüm fiziksel sonuçlar önce zihinde başlar; öte yandan diyorum ki hayatta gerçekten kontrol edebileceğim tek şey düşüncelerim olmasına rağmen çoğu kez düşüncelerim beni yönetiyor. Bu durumda fiziksel sonuçlarımız ve hayattan elde ettiklerimizin neredeyse (geçmişte şekillenmiş yollara, alışkanlıklarımıza göre) rastgele olduğunu söyleyebiliriz. Güzel haber ise kendi düşüncelerimizin farkında olma ve bilinçli olarak onları yönetebilirle becerimize paralel, tüm hayatımızı değiştirebiliriz.

Zihnimden büyük bir hızla akıp giden düşünceleri nasıl kontrol edeceğim? Nasıl olacak da istediğim an akıntıyı kesecek, istediğim an istediğim yöne doğru, istediğim gibi yavaşlatıp hızlandıracak veya istediğim an geçip kıyısından seyredeceğim?

Hesapsız yaşamak çıplak, yalınayak.

Karanlığın ve yokların, kıyısına varmak.

Kapamak gözlerimi sessizliği duymak.

Uzanmak güneşe karşı, tadına varmak.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült