Kişisel Gelişim

 

 

Farkındalık / Bilinçli Yaşamak

Ali Karakuş


Şu an kendinizle ve hayatla ilgili nelerin farkındasınız?

Farkında olduğunuz şey bir gerçek mi, yoksa gerçek olduğunu düşündükleriniz aslında sadece sizin algınız ya da yanılsamanız olabilir mi?

Örneğin “Bu insanla yaşamak, konuşmak, anlaşmak (bu müşteri ile iş yapmak) çok zor” ya da “hayat bir mücadele, koşuşturmaca, bir yanş, sıkıcı bir tekrar...” dediğinizde bu bir gerçek mi, bir algı mı yoksa yanılsama mı? Tersinden de bakabilirsiniz. Kendinize “hayat bir oyun, eğlence, macera, keyif, mutluluk..” dediğinizde de acaba kendinize söyledikleriniz gerçeği mi ifade ediyor, yoksa sadece sizin algınızı ya da yanılsamanızı mı?

Kendinizle, işinizle, insanlarla, çalışmakla, satışla, müşteri ile ve en nihayet hayatla ilgili bildiklerinizin ve daha da önemlisi bilmediklerinizin farkında mısınız? Eksikliklerinizi biliyor musunuz? Zayıf halkanız hangisi? Güçlü yanlarınız neler? Alışkanlıklarınız size istediğiniz sonuçlan getirmeye yetiyor mu?

Bütün kişisel gelişim ve dönüşümün başlangıç noktası; farkına varmaktır. Yenilenmenin ilk adımı, mevcut durumun farkına varmaktır. Hayatınızda bir sorun olduğunda ve siz bu sorunu fark etmediğinizde bir sorununuz yokmuş gibi (bir sorununuzun olmadığı varsayımıyla) hareket edersiniz. Diğer bir deyişle sorununuzu çözmek için herhangi bir şey yapmayı aklınıza dahi getirmezsiniz. Mevcut durumun farkına varmadan kendi seçiminizle, bir değişim gerçekleştirmeniz mümkün değildir. (Bana öyle görünüyor ki, insan tüm kötülükleri en başta da kendisine yaptıklarım farkında olmadığı için yapar.)

Eğer kendimle, tavırlarımla, düşüncelerimle ilgili de bir değişim gerçekleştireceksem “kimim; neyi, nasıl yapıyorum; neler düşünüyor, nasıl hissediyorum; hangi zihinsel alışkanlıklara sahibim; nasıl karar alıyor, nasıl eyleme geçiyorum” gibi kendimi tanımaya ve fark etmeye dönük temel sorularına bir cevap almış olmam gerekir. Bu somların cevabını keşfetmek ise insan zihninin işleyişi; insanın karar almadan eyleme geçmeye kadar iç sistemi konusunda bir şeyler bilmeyi gerektirir. Bu öyle derin bir yolculuktur ki bu soruların cevabı kendimizle ilgili olası keşiflerimiz düşünüldüğünde çok sığ kalır. Bir anlamda insanın şu koskoca alemde bakmayı (ve hayranlık duymayı) çoğunlukla en son akıl ettiği yere bakacağız; kendisine!

“insanlar, dağların yükseklerinde, denizlerin devasa dalgalarında, sınırsızca uzayıp giden nehirlerde, okyanusların engin genişliğinde, yıldızların dairesel hareketlerinde hayranlık ve merak yolculuğuna çıkıyorlar. Ama kendilerini hiç merak etmeden es geçiyorlar. ”

(Augustine)

Aslına bakarsanız, insanoğlunun bütün hayatı, arayışı kendisi bunu çoğu zaman fark etmese de, en nihayetinde kendini bulma ve keşfetme yolculuğudur. Bir ömür boyu uykuda çok zaman geçiririz. Hayat karşımıza çıkardığı sorunlar aracılığıyla bizi uyandıracak ipuçları gönderir oysa. Hatta bunlar uyandırmaya yetmediğinde sertleşir ve daha büyük dertler, sıkıntılarla tokatlar atar, sarsar. Farkına varmamız gereken şey; henüz göremediğimiz şey, en başta kendimizle ilgilidir.

“Gerçekte tek bir yolculuk vardır. O da kendimize yaptığımız yolculuktur kendini keşif ve oluş yolculuğu. ”

(Rainer Maria Rilke)

Hayatı deneyimledikçe, yeni durumlarla karşılaşıp sürprizler yaşadıkça ve öğrendikçe kendimizi keşfetmeyi sürdürürüz. Yeniliklere, yeni ve belki risk içeren deneyimlere kapandıkça aslında kendi doğamıza karşı duruyor ve kendimizle, çoğu kez hiç farkında olmadığımız bir iç savaş yürütüyoruz. Bir yanda rahat etmek, alışılanı, kolay ve risksiz olanı sürdürmek diğer yanda ise keşfetmek, büyümek, olgunlaşmak, gelişmek ve dönüşmek. Aslına bakarsanız biz kendimizi kapatıp gelişmemizi yavaşlattıkça, giderek iç huzurumuz, dengemiz, mutluluğumuz, hayattan aldığımız tat bozulur ve şu an yaptığımızdan başka türlü bir şeyler yapma ihtiyacımız sürekli büyür. Stres bu yüzdendir, zamanını yönetememe bu yüzden. Yaptığından tat almama ve mecburiyet duygusuyla yaşama, verimsiz çalışma, yapabileceğinin çok azını gerçekleştirme... hepsi en temelde bu sebebe bağlanabilir. Kendi gerçeğimden farkına varmadan da olsa uzaklaştıkça ödediğim bedeller artar ve kendimi keşfetme ve gerçekleştirme ihtiyacım uç noktaya varır.

Belki de sırf bu yüzden, tarih boyunca ustalardan ya da bilge insanlardan kendini bilmenin, tanımanın önemine ilişkin çok önemli tavsiyelerle karşılaşıyoruz:

“İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır. ”

(Yunus Emre)

“Kendini bil. ”

(Sokrates)

“Bir ben vardır bende, benden içeri. ”

(Yunus Emre)

Şimdi tam da bu noktada çok büyük bir kapının eşiğindeyiz. Bu kapıyı fark etmek kadar kapıdan içeri adım atmak da çok büyük bir deneyimdir. Belki bir anlamda, Yunus Emre’nin sözünü ettiği o, benden içerideki “ben”e doğru ilerleyeceğiz.

Durun!

Tam da şimdi, sizden ricam hemen boş bir kağıda şu ifadeleri kendi el yazınızla yazıp altını da bu düşüncelerle hemfikir olarak imzalamanız:

“Hiç bir şey bilmiyorum.”

Şimdi bana söyler misiniz lütfen; bu cümleyi yazarken ve altına imzanızı atarken içerdeki ikinci ses size ne diyordu? Örneğin; “yok canım benim de bildiğim bir şeyler var hatta bir sürü şeyi biliyorum” mu diyordu ya da belki “ne kadar saçma bir şey isteniyor benden böyle” mi? Hatta bu cümleyi yazmayı ya da altına imzayı atmayı ret mi ettiniz? Durum buysa sormak isterim “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen filozof (Sokrates) neyi kastediyor olabilir?

Kendimize, hayata, işe, ilişkilere dair ne biliyoruz ki? Ya kolay ve zor olana, güzel ve çirkine, iyi ve kötüye, doğru ve yanlışa, hatta gerçek ve sanal olana ilişkin? Çok şey mi; bir şeyler mi; hiçbir şey mi? Daha da acısı; bildiklerimizin ne kadarı doğru olabilir ki?

Ne kadar bilgi var ya da ne kadar şey bilinebilir? Sınırsız sayıda çok şey mi; bir şeyler mi; hiçbir şey mi? Şu an bildiklerimizin hepsini öğrendiğimize göre ne kadar çok şey biliyor olursak olalım sınırsız sayıda şey bilmiyoruz. Matematikte, herhangi bir sayı, sonsuza bölündüğünde sonuç sıfıra eşittir. Bu durumda bildiklerimiz bilinebilecekler denizinde bir damla değil midir?

Göreceli olarak kendimizle ve hayatla ilgili bilebileceğimiz sınırsız sayıdaki bilgi ile kıyaslandığında hiçbir şey bilmediğimiz söylenebilir. Kendimizle ilgili bildiklerimizin de, bilebileceklerimizle kıyaslandığında çok yetersiz, çok az bir yer tuttuğunu söylemek yanlış olmayacaktır. O halde artık sizden en azından aşağıdaki ifadeyi yazıp altına da imzanızı atmanızı istesem beni kırmayacağınızı düşünebilirim sanırım.

“Kendimle ve hayatla ilgili henüz hiç bilmediğim, farkında bile olmadığım sınırsız sayıda şey var.”

Bunu yapmanızı istedim. Çünkü birçoğumuz için bu gerçeği kabullenmek ve kendine dürüstçe ifade etmek neredeyse imkansızdır. Oysa bunu yapmadan bu gerçeği kabullenmeden, bu bölümün başında bahsettiğim o görkemli kapıdan geçmek olanaksızdır. Şimdi hazır olduğumuzu farz ederek kapıyı aralayalım o halde.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült