Kişisel Gelişim

 

 

Etkin Dinleme

Can Gürzap


'"Konuşmamdan uzun uzun söz edebiliriz. Bir de bunun karşılığı var, "dinleme". Bu iki eylem olmadan karşılıklı alışverişin, yani iletişimin gerçekleşmesi olanaksızdır. Acaba, iyi bir dinleyici miyiz? Bu soruyu hiç kendi kendinize sordunuz mu? Sormadınızsa şimdi sorun.

Amerika Birleşik Devletlerinde, bir sendika toplantısında, ünlü bir işçi lideri büyük bir işçi topluluğuna konuşma yapıyormuş. Bir süre konuştuktan sonra bağırarak "BENİ DUYUYOR MUSUNUZ?" diye sormuş. İşçiler hep bir ağızdan "EVET DUYUYORUZ" diye cevap vermişler. Lider, bir süre işçilere bakıp yine yüksek bir sele "BENİ DUYUYOR MUSUNUZ?" diye sormuş. İşçiler biraz şaşkın, daha yüksek sesle, hep bir ağızdan "DUYUYORUZ" diye bağırmışlar. Lider, işçilerin üzerinde bakışlarını bir süre daha gezdirdikten sonra ve sesini normale indirerek "GÜZEL" demiş "BENİ DUYUYORSUNUZ, AMA BENİ DİNLİYOR MUSUNUZ?"

Çünkü, dinlemekle duymak arasında önemli bir fark vardır. Tıpkı, bakmakla görmek arasındaki fark gibi. Duymak, fiziksel bir olaydır. Çevrenizde pek çok ses duyarsınız, ama bunları dinlemezsiniz. Çünkü, o seslerin pek çoğu sizi ilgilendirmez. İnsan, duymak için dinlemek zorunda değildir. Bir şeyi duymaları, onu dinledikleri anlamına gelmez.

İnsan dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren duyar. Duymak organik bir olaydır. Konuşan kişinin ses tellerinin titreşimiyle olu[1] şan ses, dalgalar halinde dinleyenin kulağına gider. Kulak, aracılığı ile ses dalgaları duyulabilir hale gelir. Duymak, istem dışı bir olgudur. Oysa, duymayı dinlemeye dönüştürmek istemle gerçekleşir. Pek çok değişik ses duyarız. Örneğin, şu anda dikkatinizi toplayıp çevrenizden gelen sesleri dinleyin. Duymanız bir anda dinlemeye dönüştü. Biraz önce, istemle dikkatinizi dinlemeye yönlendirip daha önce duyduğunuz, ama dinlemediğiniz sesleri ya da konuşmaları dinlediğiniz gibi...

Şöyle düşünelim. Evde oturmuş bir kitap okuyorsunuz. Dışarıdan seyyar satıcının sesi geliyor. Bunun dışında caddede oldukça yoğun bir trafik var. Tamirciniz, banyoda bir şeyleri onarıyor. Radyodan da müzik sesi geliyor. Bütün bu sesleri duyuyorsunuz fakat hiçbirini dinlemiyorsunuz, kitabınızı okuyorsunuz. Ama, o anda sokaktan geçen tüp gazcının müzik sesini duyduğunuz zaman hemen dinlemeye başlıyorsunuz, çünkü evinizde tüp gaz bitmiş. Bu durumda da duymayı bir gereksinim nedeniyle algılamaya dönüştürüyorsunuz. Yani dinlemeye başlıyorsunuz.

Dinleme yaşamımızın çok önemli bir parçasıdır. Birincisi, “öğrenme"yi sağladığımız en önemli yollardan biridir. İkincisi yaşamımızın vazgeçilmez parçası olan iletişimin oluşmasındaki en önemli öğedir. Bu nedenle insanın iyi bir konuşmacı olduğu kadar iyi bir dinleyici de olması gerekmektedir.

Neden iyi birer dinleyici olmamız gerekir? Yukarıda da belirttiğim gibi önce iyi bir öğrenci olmak için. Bizi kulak yoluyla verilen bilgileri iyi dinleyerek bu bilginin hepsini beyin kıvrımlarımızdan içeri akıtıp, o bilginin yeni sahibi olabilmek için. Ya da işimizle ilgili yapmamız gereken bir talimatın doğru anlaşılıp işin doğru yapılması için. Ya da soru yanıt biçiminde gelişen bir karşılıklı konuşmanın, sorularının iyi dinlenerek gerekli ve doğru cevabın verilebilmesi için. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

İyi bir dinleyici olmak, ama aynı zamanda da dinlediğini konuşan kişiye belli etmek gerekir. Bu da "etkili dinlemektir. Siz, konuşurken beni dinliyorsunuzdur gerçekten, ama tavana, yere ya da başka bir yere bakıyorsanız, bu durum, sizin beni dinlemediğiniz düşüncesine kapılmama neden olur. Dinlemeyen

bir kişi ya da topluluk karşısında söz söylemek son derece zordur. Bu durumda söz söyleyen kişi, konu üzerindeki yoğunluğunu yitirir. Konuşmada, doğal olarak bir isteksizlik başlar.

Konuşmaya gösterilmesi gereken özen azalır. Öyle ya, “beni dinlemeyen bir kişi karşısında neden konuşayım" der konuşmacı ve tatsız tuzsuz bir hale dönüşmüş.olan konuşmasını belki de yarıda keser. Dinlemek ama, dinlediğini belli etmek, yani etkili dinlemek. Bu da ikinci önemli iletişim aracımız olan gözlerimizi

kullanarak sağlanır. Konuşanın gözlerine bakmak ama, yalnızca bakmak değil aynı zamanda da GÖRMEK. Bazı kişiler dinlediklerini belli etmek için, onay anlamında sürekli olarak başlarını sallarlar. Bu da, dinleme konusunda aşırı bir harekettir. "Haydi, ne söyleyeceksen söyle ve git." ya da "Fazla uzatma" anlamına gelebilecek bir davranıştır. Dinlerken göz temasının kurulması yeterlidir.

Etkili dinleme, tıpkı etkili konuşma gibidir. Etkili dinlediğimiz zaman konuşmacıyla kuracağımız iletişimi zenginleştiririz. Konuşmacı konuşmasına daha çok özen gösterir. Kendini daha güvenli ve rahat bir ortam içinde hisseder. Etkili dinleyici karşısında konuşan bir kişi moral bulur, onun konuşma verimliliği artar. Pek çok kişi dinlemeyi bilmez. Bu, iletişimde bağışlanmaz bir kusurdur.

Bazı kişiler, konuşmacıyı beğenmez. Bu yüzden dinlemez. Konuşmacıyı beğenmeseniz, ona değer vermeseniz de dinleyin. Hiçbir şey kaybetmezsiniz. O beğenmediğiniz, değer vermediğiniz konuşmacı, konuşmasının bir yerinde öyle bir cümle söyler ki o cümle konuşulan konuya ilgili olarak tahmin edemeyeceğiniz büyük bir ufuk açabilir önünüzde.

Bazı kişiler, konuşulan konu üzerinde dinleme açısından yoğunlaşamaz. Bu gibi kişilerde konsantrasyon eksikliği ya da bozukluğu vardır. Bunlar, yaptıkları iş üzerinde kolayca yoğunlaşamazlar. Bu tip sorunu olan kişiler kopuk kopuk dinlerler. Bir süre dinledikten sonra yoğunluk eksikliği nedeniyle başka bir şey düşünmeye başlarlar. İçinde bulundukları ortama döndüklerinde, dinlemedeki boşluk nedeniyle konudan tamamen koparlar.

Bazı kişiler ise siz konuşurken dinler gibi yapar. Onay anlamında başını sallamayı da ihmal etmez. Yani sizi kandırır. Bu kişilerin gözlerine iyi bakın, dinlemediğini anlarsınız. Bu bir çeşit aldatmadır. Bu kişiler, yalnızca kendileri konuşmak ister. Konuşma sırası size geldiğinde sizi dinlemez. Bu kişiler monologdan hoşlanır, diyalogu pek sevmez.

Bazı kişiler ise, kendileri dinlemediği gibi başkalarının da dinlemesine engel olur. Olur olmaz sorular sorar. Sürekli müdahale eder. Tam soruyu yanıtlamaya yeltendiğinizde, daha cümlenizi bitirmeden "ama, ben onu dernek istememiştim..." gibi sözlerle konuşmanızı keser. Yani söz söyleyeni yıldırır. Söz söyleyen de lanet olsun diyerek konuşmasını yarıda keser.

İyi bir dinleyici olmayabilirsiniz. Ancak bu yazdıklarımı okuduktan sonra olmak isteyeceğinizi umuyorum. Belki ilk zamanlarda bazı zorluklar çekebilirsiniz. Yılmadan etkili bir dinleyici olmaya zorlayın kendinizi. Dinlemek iletişimin en önemli parçasıdır.

Konuşan ve dinleyen kişilerin birbirlerini belirli bir konfor, bir rahatlık içinde bulundurmaları gerekir. Konuşan kişinin sağlayacağı rahatlık, dinleyenin ek bir çaba harcamadan kendisini duyup anlayabilmesidir. Çünkü dinleyen kişinin beyni söylenenleri algılayıp hazmedebilmek için belirli bir enerji harcar. Eğer dinleyen, konuşan kişinin sesini iyi duyamıyorsa ya da anlayamıyorsa onun konuşanı duymak ve anlamak için ayrıca bir enerji harcaması gerekir. Bu harcadığı ikinci enerjiyi, algılayıp anlamak için kullandığı enerjiden harcamaktadır. Esas amaca yönelik enerjiyi duymak ve anlamak için harcadığımız zaman algılamamız eksilecek, bu da bilgilenmemizin eksik kalmasına neden olacaktır. Bu yüzden, konuşanın sesini doğru kullanması ve söylediği her şeyin anlaşılması gerekir. Aynı şekilde dinleyenin de konuşmacıya sağlayacağı rahatlık, onu etkili dinlemesiyle gerçekleşir. Karşılıklı oluşan bu ilişki, kişiler arasında bir güven ortamı yaratır.

Dinlemek okumaktan daha kolaydır. Tarihte ve günümüzde dünyaya ve yaşamlarımıza yön vermiş ya da vermekte olan liderler yazdıklarıyla değil, konuşmalarıyla toplumları etkilemişlerdir. İnsanlar liderlerin yazmış oldukları kitapları okudukları için değil, yaptıkları konuşmalardan etkilendikleri için peşinden gitmişler ve dünyanın ve yaşamların değişmesine neden olmuşlardır.

Dinlenmesi gereken zamanda dinlemediğimiz ya da dinleyemediğimizden dolayı tahmin edemeyeceğimiz kayıplara uğrarız. Dinlemediğimiz şey bazen bir paragraftır, bazen bir cümle, bazen de bir kelime. Hayatımızda karşımıza çıkan fırsatlardan, doğru zamanda doğru kararı verip yararlanamadığımız için pişmanlık duyarız. "Ah şunu şöyle yapsaydım," ya da "Keşke şurada şöyle bir karar verseydim," dediğimiz çok olmuştur. Ama, gerekli şeyleri doğru dürüst dinlemediğimizi ya da dinleyemediğimizi hiç düşünmeyiz, aklımıza bile getirmeyiz. Oysa, fırsatları kaçırmamızın, önümüze çıkan olanaklardan yeteri kadar yararlanamamamızın temelinde yatan nedenlerden biri de iyi dinlememektir.

İyi okumak, okuduğunu doğru anlamak demektir. İyi dinlemek de dinlediğini doğru anlamak demektir. Ama, ikisinin arasında önemli bir fark vardır. İyi okuyamadığınız bir cümleyi ya da paragrafı anlayabilmek için başa dönüp tekrar okuyabilirsiniz. Oysa iyi dinlemediğiniz bir paragrafı başa dönüp tekrar dinleme olanağınız yoktur. Söylenen söylenmiş ve geçip gitmiştir. İyi ve doğru dinlemek ve okumak bizi düşünmeye yönlendirir. İyi okuyup iyi dinlemezsek düşünme sistematiğimizde sorunlar ortaya çıkar. Düşünme sistematiğimiz sorunluysa, karar verme ve uygulama konularında da sorunlarımız var demektir. Sonuç, başarısızlıktır ya da elde edilmesi gereken başarının azalmasıdır. Bu nedenlerle dinlemek yaşamımızın önemli ve tamamlayıcı pusulasıdır.

Dinleme konusunda pek çok şikayet duyarız. "Eşim beni dinlemiyor." "Yönetimimde çalışanlar beni doğru dürüst dinlemedikleri için söylediklerimi anlayıp yapmaları gereken şeyleri yapmıyorlar." "Çocuklarım beni dinlemiyor," "Yöneticim beni doğru dürüst dinlemediği için söylediklerimi ciddiye almıyor." Bunlar gibi pek çok şikayet duyarız ya da kendimiz şikayet ederiz. O zaman, hem dinlenebilmek hem de dinleyebilmek konusunda kendimizi eğitmek zorundayız.

Dinlemek, iş ve özel yaşamımızdaki ilişkilerimiz açısından yaşamsal önem taşır. İyi ve etkili dinleyen bir kişi çevresinde saygı uyandırır. İnsanlar, iyi ve güzel dinleyenlerle birlikte olmaktan mutluluk duyarlar. İyi dinleyen kişiler, yöneticileri ya da yönettikleri kişiler ya da iş arkadaşları üzerinde olumlu bir etki yaratıp onların güvenlerini kazanırlar. Yaratılan bu olumlu etki ve güvenilirlik, çalışma ortamının daha sağlıklı ve zengin bir iklime bürünmesine neden olur. Bu da işteki başarının artmasını sağlar.

Yalnızca iş yaşamımızda değil, özel yaşamımızda da, yani ailemizle ya da arkadaşlarımızla kurduğumuz iletişimde de iyi bir dinleyen olmak önemlidir. Örneğin, eşler birbirlerinin diğerini dinlemediğinden şikayetçidirler. Çocuklar, anne babalarının, anne babalar çocuklarının kendilerini dinlemediğinden şikayetçidirler. Ya da bazı arkadaşlarımızın bizi dinlemediğinden yakınırız. Birbirini iyi dinlememe aile ya da dost ilişkilerinde sorunlar yaratır. Bu sorunların başında iletişim kopukluğu gelir. İletişim kopukluğu, ilişkilerde yorgunluk ve bezginlik yaratır. Bu da anlaşmazlıklara yol açar. Anlaşmazlık ise huzursuzluk ve mutsuzluktur.

İş yaşamımızdaki temel iletişim konuları; konuşmak, dinlemek, okumak ve yazmaktır. Yapılan bir araştırmaya göre, bu dört iletişim konusunun yaşamımızdaki yerinin yüzdeleri şöyle saptanmış:

 Dinleme

  %

  45

 Konuşma

  %

  30

 Okuma

  %

  16

 Yazma

  %

  9

Şimdi, bu konulardaki eğitim sürelerini inceleyelim. Yine yapılan araştırmaya göre, özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde bulguları sıralayalım:

Yazma: Kişiler, 12 ile 16 yıl arasında eğitim görmektedir. Yazma, ana okulundan başlayarak, ilk, orta öğrenim ve üniversite eğitimi süresi içinde üzerinde en çok durulan konulardan biri olarak kabul edilmekte. Hatta, iş hayatına başladıktan sonra pek çok kişi, bu konuda kurs görerek ya da özel ders alarak kendilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Sonuç olarak, 12 ile 16 yıl süren bir eğitimle elde edilen becerinin kullanımı kişinin genel zamanının % 9'unun kapsamaktadır.

Okuma: Kişiler, yazmada olduğu gibi okuma konusunda da 12 ile 16 yıl arasında eğitim görmektedir. Hatta pek çok çocuk, son yıllardaki kitle iletişim alanındaki büyük evrim sonucu, okula başlamadan yazmayı öğrenmektedir. Sonuç: Eğitimine 12 ile 16 yıl ayırdığımız bir konu kişinin genel zamanının %16' sini kapsamaktadır.

Konuşma: Kişiler, 0 ile 5 yıl arasında eğitim görmektedir. İster topluluk önünde konuşma deyin, ister sözlü sunum deyin, ister konferans deyin, bir düşünceyi sesli olarak, yani konuşarak toplulukla paylaşmak bazı kişilerin iş ve sosyal yaşamlarında önemli bir yer tutar. İnsanlar fikirlerini konuşarak kabul ettirirler. Karşılarındaki kişi ya da toplulukları konuşarak ikna edip inandırırlar. Derste bir romanın özetini sözlü olarak anlatmak, okul temsillerinde rol almak, tartışma ve topluluk önünde konuşma dersleri... Bunlar konuşmayı geliştirmek için yapılan çalışmalardır. Bütün bu çalışmaların toplam süresinin en fazla 5 yıl olduğu saptanmış. Yaşamımızdaki genel zamanın % 30'unu kapsayan konuşmanın eğitim süresi en fazla 5 yıl olarak saptanmıştır.

Dinleme: Doğru ve etkili dinleyip verilen bilgileri doğru bir biçimde kavramak ve o bilgilerin sahibi olmak, kendini geliştirmenin en önemli yoludur. Ama, ne yazık ki bu önemli becerinin elde edilip geliştirilmesi konusunda doğru dürüst bir eğitim yoktur. Varsa da bunlar, bazı kuruluşların düzenledikleri seminerler ve konferanslardır. Bunların süresi de en fazla 1.5 ile 2 gündür. Sonuç, kişinin genel zamanının % 45'ini kapsayan dinlemenin eğitimi 1.5-2 gün [2]


Etkili dinlemede üzerinde durulması gereken noktalar şunlardır:

Dinleme beceriniz konusunda daha fazla bilinçli olmaya çalışın.

Dinleme alışkanlığınızın yoğunluğunu inceleyip analiz edin.

Dinleme alışkanlığınızın gücünü fark etmeye çalışın. Bu gücü fark etmeye başlarsanız, bu gücü artırmak konusunda çaba harcayabilirsiniz.

Bazı durumlarda dinleme bir sabır işine dönüşebilir. O sabrı göstermeye çalışın.

Öte yandan, iyi bir dinlemenin sağlanması yalnızca konuşmacının becerisiyle sınırlı değildir. Konuşmanın yapılacağı mekanın da ortam ve donanım bakımından dinletmeye ve dinlemeye elverişli olması gerekir. Bu mekan bir tiyatro ya da bir konferans salonu ya da bir dershane olabilir. Salonun ısısının yerinde olması gerekir. Koltukları rahat ve konuşma ortamının kolay bir biçimde görülecek şekilde düzenlenmesi gerekir. Salon akustiğinin iyi, kullanılan mikrofon ve hoparlör sisteminin kaliteli olması gerekir. Konuşma süresi içinde konuşulan ortamın aydınlık, dinleyici yerinin loş olması gerekir.

Burada önemli bir sorun üzerinde durmak istiyorum. Konuşma yaptığım ya da ders verdiğim lise ve üniversite dershanelerinin akustik açıdan ciddi sorunları olduğuna tanık oldum. Bu sınıfların çoğunun yerleri taş ve duvarları çıplak olduğundan, içlerinde yankılanma oluşmaktaydı. Yankılanma ortamında konuşmacıyı dinlemek çok zordur. Konuşmacı istediği kadar iyi, dinleyici istediği kadar dinlemeye hevesli olsun, bir süre sonra yankılanma nedeniyle, dinleyicinin dinleme gücü azalacak ve belki de uykusu gelecektir. Sınıfların ya da konuşma yapılan salonların yapı mimarisine olduğu kadar ses mimarisine de önem vermek gerekir.


[1] Martin N. Freedman; Matthew G. Memos; Marilyn J. Deitchman, Motivational Systems (notlar).

[2] Martin N. Freedman, Matthew G. Memos, Marilyn ). Deitchman, Motivational Systems (notlar).

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült