Kişisel Gelişim

 

Eğer Hayaller Satılık Olsaydı, Hangisini Satın Alırdınız?

Steve Price


Sonsuza dek yaşayacakmış gibi hayal edin.

James Dean efsanevi aktör

“Merhaba. Benim adım Ernie Price ve ben bir alkoliğim. ”

Babamın sözlerine kulak verirken yerimde kıpırdandım. Kışın ortasında, Champaign, Illinois’in rutubetli, soğuk kilisesinde bir isimsiz Alkolikler toplantısına katılmış bulunuyorduk. Dışarıda kar taneleri aile sırları gibi sessizce serpiştiriyordu. Birisi öksürdü. Babam devam ederken sobadan sesler geliyordu.

“Sarhoş olmayı sevdiğim için içmedim. İçtim çünkü ayık kalmaktan nefret ediyordum. ”

Son yirmi beş yıldır bu sözleri kafamın içinde evirip çeviriyorum. Bu sözlerin, babam, Ernie Price ve onun elli yıllık alkol bağımlılığıyla ilgili düşüncelerimin gizlendiği noktadan açığa çıkmasını sağlayan anahtarın ta kendisi olduğunu fark ettim.


O geceye kadar, bir şekilde babamı hep hor görmüştüm. Onu zayıf görüp aklımdan çıkartmıştım. Beni içki alışkanlığı nedeniyle defalarca arkadaşlarımın önünde utandırmıştı. Hatta küçük düşürmüştü. Bir öğleden sonra, üniversiteden en iyi iki arkadaşımla golf oynarken, babam, her zamanki gibi sarhoş bir halde, sendeledi ve boylu boyunca yere kapaklandı. Bir başka sefer de, büyük maçlarımızdan birine gitmek üzere beni evden almaya gelen lise basket takımından arkadaşlarıma şarkılar söyleyip bayat espriler yaptı.

O akşam kazandık mı kaybettik mi hatırlamıyorum.

Sadece çok iyi oynamadığımı hatırlıyorum.

Babama bir kez olsun acıdığımı söyleyemem. Kesin olan bir şey var ki ondan asla nefret de etmedim. Onun içkisinden ve beni sürekli olarak küçük düşürmesinden nefret ettim. Ama kendisinden değil. Hayatımın ilk yirmi beş yılı, bir koç takımda güç bela yer alan bir oyuncusu hakkında ne düşünüyorsa ben de babam için aynı şeyleri düşündüm onu duygusal mertebemde en sona koydum ve gerekmedikçe de konuşmamaya özen gösterdim.

Bütün bunlar, o salı akşamı donmuş Illinois kırlarının ortasında bir kilise bodrumunda babam “Sarhoş olmayı sevdiğim için içmedim. İçtim çünkü ayık kalmaktan nefret ediyordum. ” sözleriyle değişti.

Bu sözleri duyduğumda yirmi beş yaşındaydım. Babamsa atmışlarındaydı. Sözleri donmuş kalbimi ısıttı. Yirmi yıllık kırgınlık duvarlarının, bir çocuğun kardan kalesinin Nisan güneşi vurmuşçasına eridiğini hissedebiliyordum. Nihayet, babamın neden içtiğini anlamıştım.

Babam beni incitmek istediğinden içmiyordu.

Babam kendisi incinmiş olduğundan içiyordu.

Duygusal Yaraların Tedavisi

Kalbim erirken, ilişkimiz de iyileşmeye başladı. Pek çok erkek gibi, babam da duygularını ifade etmekte zorluk çekiyordu. Sevgisini yüzlerce farklı yoldan göstermesine rağmen, babamın asla, “Seni seviyorum” dediğini duymamıştım. Beni İsimsiz Alkolikler toplantısına davet etmesi onun, “Seni kıracak şeyler yaptığımın farkındayım ve bunun için özür dilerim” demesinin bir yoluydu.

Otuzlu yaşlarımın başında, artık birbirimize çok yakın olduğumuzu belirtmekten mutluluk duyuyorum. Babamın içtiği günler geride kaldı ve ben de nihayet büyüyüp onu yaptığı hatalardan dolayı affettim. Babam harika bir adamdı. Komik. Sabırlı. Yumuşak kalpli. Yaptığım hiçbir şey için beni eleştirdiğini bile hatırlamıyorum ( Yıllar içinde eleştirilmesi gereken pek çok şeyde payım olsa bile)

Her Noel ve Babalar Günü’nde, Babama onu ne kadar sevdiğimi ve benim için neden bu kadar özel olduğunu söyleyen mektuplar yazdım. Asla bu mektupların bahsini açmadı. Asla teşekkür etmedi. Bense onu anlıyordum. Onun nesli kömür madencisi olarak doğmuş ve çalışmış, oğullarına bu tarz duygusallıklar sergilememişlerdi. Ancak annem, babamın en sevdiği sandalyesine oturup mektuplarımı defalarca okuduğunu söyledi. Sonra da kulağıma “Bazen de ağlıyor” diye fısıldadı.

Babam, son içkisinden tam on sekiz yıl sonra, bir bakımevinde ölmek üzereyken en nihayet duygularını bastırmayı bir kenara bırakıp, şu sözleri söyleyecek cesareti kendinde buldu:

“Steve, seni içki sorunumla kırdıysam özür dilerim.”

“Baba, özür dilenecek hiçbir şey yok. Beni asla kırmadın.”

Ancak ikimiz de bunun tersi olduğunu biliyorduk.

ikimiz de bir alkolikle birlikte yaşamanın çiçek aşısı gibi olduğunu biliyorduk dışta küçük bir iz bırakıyordu, ama içte kendimizi korumak üzere duygusal dokunulmazlık ağı örüyorduk Sorun şu ki, iz hafifliyor ama bu dokunulmazlık devam ediyor. Ve yetişkinler olarak, bizler de bazen hangi duygulara karşı bağışıklık kazandığımızı bilemeyebiliriz.

İhtimallere Karşı Kazanma

1993 yılında babamın cenazesine yüzlerce kişi katıldı.En iyi arkadaşım benim yazdığım methiyeyi okurken en ön sırada annemin elini tutmuş oturuyordum. Merasimden sonra kırk yaşlarında bir adam yanıma gelip kendisini tanıttı.

“Babanızla isimsiz Alkolikler toplantılarına katılırdım” dedi. “Onun konuşmasını dinlemekten büyük zevk alırdım her zaman söyleyecek ilginç bir şeyleri olurdu.”

“Teşekkür ederim” dedim. “Çok zeki bir adamdı.”

“Bu arada “diye devam etti adam. “Babanız hayatının geri kalanında hiç içmedi, öyle değil mi?”

“Evet” dedim gururla. “Hayatının son on sekiz senesi bir damla alkol almadı.”

“Ben de öyle düşünmüştüm” dedi adam sessizce. “Hayatının geri kalanında temiz kalan alkoliklerin yüzdesini biliyor muydunuz?”

“Hayır” diye yanıt verdim.

“Maksimum yüzde iki” dedi. “İçkiyi bırakanların yüzde ikisi bir daha asla içmiyor. En fazla yüzde ikisi. Sizin babanız çok özel bir insandı.”

Birdenbire, yargılarımı örten gri sisler parlak güneşin ışığıyla dağıldı ve harika bir gerçeği açığa çıkardı: Alkoliklerin sadece yüzde ikisi bu yüz kişiden ikisi demekti! hayatlarının geri kalanında içkiyi ağzına koymuyor. Ve Ernie Price, benim babam, onlardan biriydi!!

Babam, Kahramanım

Bu sohbet öncesinde babamı asla bir Hayal Galibi olarak görmemiştim. Babamın tek düşünün her ne kadar nefret ederek yapsa da, güvenilir bir iş olduğunu düşünürdüm.

Ancak şimdi dönüp geriye baktığımda, babamın, kendisini alkol sorunundan kurtarmak için bu kitapta bahsi geçen stratejilerin pek çoğunu kullandığını görüyorum. Bahane avına çıkmaktan vazgeçti, isimsiz Alkoliklere katılarak başkalarının izinden gitti. Elinden geleni yaptı, teslim olmadı. Beklentilerinin fevkinde sınırlarını zorladı. Seksen yaşında öldüğü güne dek, bir insan, bir baba ve bir eş olarak kendini geliştirmeye devam etti.

Bir bakıma, benim babanı bir Hayal Galibinden daha fazlasıydı. Düşü güzel evler ve yabancı arabaların çok ötesinde olduğundan, o En Büyük Hayal Galibiydi. Onun düşü özgür olmaktı ve bu düşünün gerçekleşmesini de sağladı!

O alkol bağımlılığından kurtulmanın düşünü gerçekleştirdi.

O kendini küçük görmekten kurtulmanın hayalini gerçekleştirdi.

O karısının ve iki oğlunun gözlerinin içine bakıp “Alkol bağımlılığımla savaştım. Ve ben kazandım!” deme özgürlüğünün düşünü gerçekleştirdi.

Gördüğünüz gibi, babam düşlerin satılık olduğunu, ama hepsinin de bir bedeli olduğunu anladı. Şükürler olsun ki, babam düşlerinin bedelini ödemeye hazırdı. Kendisine ve ailesine karşı, zor olsa da, dürüst davranarak bu bedeli ödedi, içkinin cazibesine kapılmayıp güçlü kalarak. Ve on beş yıl boyunca haftanın beş akşamı ve son üç senedir de haftada iki kez olmak suretiyle isimsiz Alkolikler toplantılarına katılarak.

Bana göre, Ernie Price düş hırsızı bir dünyada bir Hayal Galibinin de ötesindeydi.

Ernie Price, benim babam, kahramanımdı!

Peki Ya Siz?

Peki ya siz?

Sizin düşleriniz neler?

Eğer düşler satılık olsaydı, siz hangisini alırdınız?

Bu düşlerin bedelini ödemeye hazır mısınız?

Eğer işi biraz derinlemesine ele alırsanız, göreceksiniz ki babam gibi sizin de büyük bir hayaliniz var. Bunu inkar edebilirsiniz. Yadsıyabilirsiniz. Bir yerlere gömebilirsiniz bile Ancak sakin zamanlarınızda bunu dışarı çıkarır, tozlarını silkeler ve özlemle bakarsınız.

Sizce bahaneler bulmaktan vazgeçip bir Hayal Galibi olmaya başlamanın zamanı gelmedi mi?

Eğer babam elli yıllık içki bağımlılığına tekmeyi vurup özgürlük hayalini gerçekleştirebiliyorsa, siz de hayallerinizi yaşayabilirsiniz.

Eğer bu kitapta adı geçen pek çok kişi engellerin üstesinden gelip düşlerini gerçekleştirebiliyorsa, siz de düşlerinizi yaşayabilirsiniz.

O halde hadi düş kurma cesaretini kendinizde bulun. Sonra da bu düşü gerçekleştirmenin bedeli her ne olursa olsun bunu yapma cesaretini kendinizde bulun. Böylelikle, bir gün, benim gibi, sizin çocuklarınız da şunu söyleyebilecektir:

“Babam... ve annem, onlar benim kahramanlarım!”

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült