Kişisel Gelişim

 

Duygu Ve Davranışlarımızın Nedenleri

A. Kadir Özer


Kızgınlıklarımızın, kaygılarımızın, sevinçlerimizin, alınganlıklarımızın, mutsuzluklarımızın, suçlu hissedişlerimizin, sıkkınlıklarımızın, yılgınlıklarımızın, çaresizliklerimizin, hıncımızın, intikam duygularımızın, çökkünlüklerimizin ve daha nice duygunun nedenleri nelerdir? Niçin yaşarız bunca duyguyu? Nasıl oluşur bu duygular? Duygu ve düşüncelerin karşılıklı gidiş gelişi olan iletişim sürecini anlayabilmek, bu soruların aydınlanmasına bağlıdır.

Psikoloji, insan davranışlarını anlamayı, açıklamayı ve değiştirmeyi kendine amaç edinmiş bir bilim dalıdır. Duygular, psikolojinin belki de üzerinde en çok durulan, kuranı ve araştırma üretilen alanı olarak dikkati çekmektedir. Bu araştırmaların insan duygu ve davranışlarının anlaşılmasına nasıl ışık tuttukları veya ne gibi ilkeler ortaya çıkarttıkları ile ilgili kuşkusuz oldukça net bazı yanıtlar damıtılabilir. Ancak, duyguların nedenlerini açıklamaya çalışanlar sadece psikologlar olmamıştır elbette. Tabir uygunsa, "sokaktaki insanın” da hem kendinin, hem de başkalarının duygularına getirdiği nedensel açıklamalar vardır. İnsan ilişkilerinde temel alınanın da bu açıklamalar olduğunu söylemek mümkündür.

Kişilerarası ilişkiler dünyasına, duygu ve davranışların nedenleriyle ilgili açıklamaları anlamak üzere, kuş bakışı bir göz atalım:

"Sarfettiğin o söz beni çileden çıkarttı!"

"Bir gün de beni mutlu edecek bir şey yapsan..."

"Bu tavırların beni kaygılandırıyor."

"Beni herkesin ortasında aptal gibi hissettirdin!"

"Hala beni mutlu edecek bir iş bulamadım."

"Beni o kadar çok sevindirdin ki..."

"Bu çocuk bir gün beni delirtecek." "Artık beni üzmeyi bırak... ” "Laflarınla içimi karartıyorsun." "Moralimi bozdun." vb.

Kuşkusuz, duygulan içeren yukarıdakilerine benzer yüz binlerce cümle duyar ve kurarız yaşamımızda. Bu ifadelerde en belirgin özellik, bir duygu hali ile bir olayın neden-sonuç ilişkisi içine sokulmuş olmasıdır. Dikkat edilecek olursa, bu ifadelerde, bireyin dışında oluşan bir olay (bir başkasının yaptığı veya yapmadığı; söylediği veya söylemediği davranış) söz konusu duygu durumunun

veya davranışın nedeni olarak gösterilmektedir. Örneğin, birinin lafları içimizi karartmakta ya da bir laf veya davranış bizi mutlu ya da mutsuz etmektedir. Yukarıdaki ifadelerin mantığının yanılgılı olmadığını varsayarak hareket edecek olursak, öfkelenmek, sevinmek veya üzülmek için bizim dışımızda birinin bir şey yapması ya da yapmaması gerekecektir. Bir başka açıdan değerlendirecek

olursak, duygularımızın anahtarının veya denetiminin bir başkasının elinde olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Örneğin, iş ortamımızın bizi mutsuz ettiği tanımlamasından yola çıkacak olursak, mutlu olabilmemiz için iş ortamının değişmesi veya aynı ortamda çalıştığımız kişilerin bizi mutlu edecek davranışlar üretmesini beklememiz ve o zaman da, birlikte çalıştığımız kişilerin bizi mutlu etme gücüne sahip oldukları gibi, mutsuz etme gücüne sahip oldukları sonucuna varmamız gerekecektir!

Davranışlarımızın ve duygularımızın nedenlerini, kendi dışımızda oluşan olaylarda, başkalarının davranışlarında aramak, duygu ve davranışlarımızın kendi kontrolümüzde olmadığı anlamına gelecektir. Genelde insan ilişkilerinde ve özelde iletişini sürecinde karşımıza önemli bir engel olarak çıkan, işte bu yanılgıdır. Bunun neden bir yanılgı olduğunu anlayabilirsek, duygularımızın kaynaklarının neler olduğu ile ilgili gerçekçi bir görüş açısına da geçebilir!z.

Şöyle bir olay düşünelim: Kaldırımda yürürken, karşınızdan gelen birisi tam önünüzden geçerken yere tükürüyor...

Böyle bir olayla karşılaşan birisinde nasıl bir davranış veya duygu gözlememiz gerekir? Soruyu, şöyle de sorabiliriz: Bu olay nasıl bir davranışa neden olur? Ne dersiniz? Bu olay tüküren kişiye saldırmamıza mı neden olur? Bağırmamıza mı? Üzülmemize mi? Gülmemize mi? Kaçmamıza mı? Aldırmazlığa mı? Mide bulantısına mı? Heveslenip, tükürmemize mi?

Şimdi buradaki sorumuz, tükürme olayının bu olası davranış veya duygulardan  hangilerine değil, neden olduğudur. Bu arada, tahmin ediyorum siz kendinizi böyle bir durum içine koyup, bu olayın sizde nasıl bir davranışa neden olacağını buldunuz bile... Duygunuz öfke mi, aldırmazlık nu, yoksa korku mu? Bu olayın sizde bu duygulardan birine neden olacağına inanarak, diğerleri de nereden çıktı diye meraklanıyorsanız, merakınızı gidermek için hemen belirtelim ki, bu soruyu bir grup insana sorduğumuzda, aldığımız yanıtlar arasında bu üç duygunun da yer aldığını gördük! Yani, bazı kişiler bu olayın kendilerinde herhangi farklı bir davranışa neden olmayacağını ve yollarına bir şey olmamış gibi devam edeceklerini söylerken, bir başka grup. bu olayın kendilerinde öfkeye neden olacağını, yine bir başka grup, bu olayın sağlıklarıyla ilgili bir korkuya neden olacağını ifade etmişlerdir. Şimdi baştaki sorumuza dönelim: Tükürme olayı, nasıl bir duygu veya davranışa neden olur? Alınan yanıtlara bakılacak olursa, aynı olayın ardına birbirinden oldukça farklı duyguların yaşanabileceği görülmektedir. O zaman, olayların duygularımıza neden olduğu tezinden şüphe etmemiz gerekmeyecek midir?

Bir başka olay ele alalım: Bir, konuyu, grup halinde oturmuş tartışıyorsunuz. Herkes kendi görüşünü dile getiriyor. Tanışmanın bir noktasalda, gruptakilerden birisi, savunduğunuz görüşü dinledikten sonra. alçak, ama duyabileceğiniz bir sesle, "Çok aptalca" der...

Böyle bir olay, hangi duyguya neden olacaktır? Nasıl hissedilir böyle bir olay karşısında? Öfke ... kaygı ... çökkünlük... ağlama... gülme:.. Hangi duygu yaşanacaktır? Yoksa, bir önceki örnekte olduğu gibi olay sonrasında yaşanan duygular arasında farklılık gözleyebilir miyiz? Evet gözleyebiliriz. Böyle bir olayın ardından, kimi kişiler sigortalarını attırıp nefret ve kine dönüşen bir öfke yaşayabiliyorlar. Kimileri, soğukkanlı kalıp, hatta biraz da merakla aptallıklarının nerede olduğunu öğrenme çabası gösterebiliyorlar. Kimileri de, korkuyla ağızlarını bir daha açmayıp toplantı sonuna kadar oturabiliyorlar.

ll

Oldukça uç örnekler seçmemize rağmen, insan davranışlarının kaynağının nerede olduğunu anlayabilmek üzere haşlattığımız araştırma, kafamızı biraz karıştırmaya başladı. Keşke, davranışlarımızın nedeni karşı karşıya kaldığımız olaylardır tezi geçerli olsaydı. () zaman işimiz kolay olurdu. Derdik ki o zaman, insanlarda mutluluğa veya mutsuzluğa neden olan olaylar şunlardır: veya işimizde bizi öfkelendiren veya memnun eden olaylar bunlardır; veya insanları çileden çıkarmanın yollan şunlardan geçer! Böylelikle de, nerede ne yapmamız, ya da başkalarının ne yapmaları gerektiğini açık bir şekilde bilebilirdik. Kişilerarası ilişkiler ne kadar netleşirdi o zaman...

Bunun yanı sıra, bireysel özerklik ve denetim ile ilgili açıklamalar da hayli basitleşirdi. Bir kere, bireyin kendi duygu ve davranışları üzerinde bir denetim gücü yok iken, başkalarının davranışları üzerinde denetini gücü olduğu ortaya çıkmış olurdu. Sözgelimi, kendi mutluluğumuzun nedenini bir başkasının davranışında göreceğimiz için, mutsuzluğumuzun ortadan kalkabilmesini, karşımızdaki kişinin değişmesine koşullandırmamız gerekirdi. Bu da, bireysel özerkliğimizi ve denetim becerimizi kaybetmiş olmamıza rağmen, başkalarının davranışlarını denetleme gücüne sahip olduğumuz anlamına gelirdi. Yani, kendi mutsuzluğumuzun denetimini yapamasak bile, bir başkasının mutsuzluğuna veya mutluluğuna neden olma gücüne sahip olabilirdik...

Keşke, dışımızda oluşan olayların davranış ve duygularımıza neden olduğu tezimiz karşıt delillerle karşılaşmasaydı. Ama karşılaştı. Görülen o ki, önümüzde, aynı olaylar karşısında, farklı insan davranışlarının söz konusu olduğu bir tablo var. Bu tablo kadısında, insan davranışlarının nedenleri nelerdir sorumuz henüz yanıt bulamamış olsa da, en azından, "davranışların ve duyguların nedeni., kişinin karşı karşıya kaldığı olaylarda değildir" değerlendirmesini yapabiliriz. Neyin davranışlarımızın nedeni olamadığının altını çizmek, kuşkusuz, ileriye bir adımdır. Ancak, bizim için temel soru hala, duygularımızın gerçekçi nedenlerini saptayabilmektir. Bu kitabın yazarının şimdiye kadar yapmış olduğu çeşitli grup çalışmalarında, katılımcılara çeşitli olaylar sunulduktan sonra, onlardan, bu olayların ardından ne gibi duygular yaşayacakları sorulmuştur. Sunulan olaylardan biri şöyledir:

"Son üç yıldan beri, büyük bir firmada bölüm şefi olarak çalıştığınızı düşünün ve hayal edin. Bu firmadaki çalışma yaşamınızın ilk iki yılında ücretiniz gayet tatminkar bir şekilde artırılmıştır. Ancak, son yıl o denli bir artış yapılmamıştır. Bu konuyu patronunuza, tüm diğer bölüm şeflerinin de katılacağı yıllık rapor toplantısında açmayı düşünüyorsunuz. Patronunuz, genelde hatalar karşısında tahammülsüzlük ' gösteren birisi olarak tanınmaktadır. Bunu göz önüne alarak raporunuzu özenle hazırlarsınız. Raporunuz üzerinde hayli zaman harcar ve hatalardan arındırmaya çabalarsınız. Bu arada bölümünüzün daha iyi çalışabilmesini sağlayacağına inandığınız önerilerinizi de raporunuza eklersiniz. Şimdi kendinizi, toplantının olacağı günde, büyük bir masanın köşesine oturmuş olarak hayal edin. Diğer bölümse diğeriyle birlikte, sessizlik içinde patronun gelmesini bekliyorsunuz. Kendinizi, raporunuza çabucak son bir kez göz atarken hayal edin. Bekliyorsunuz. Bir ara saatinize bakıyor ve toplantının yanın saat gecikmiş olduğunu fark ediyorsunuz. Diğer bölüm şefleri ile birlikte sessizce patronun gelmesini bekliyorsunuz. Biraz sonra patron içeri giriyor yerini alıyor ve etrafını duygusuz bir yüzle süzdükten sonra, size takılıp soğuk bir tonla. "Önce sen başla” diyor.

Böyle bir olayın sunumundan sonra, katılımcılardan hiçbir zaman tek bir tepki türü gelmediği defalarca gözlenmiştir. Kimi kişiler böyle bir durumla karşı karşıya kalırlarsa, öfke yaşayacaklarını ifade ederken; kimileri kaygı, aldırmazlık, can sıkıntısı; kimileri ise, hem öfke hem de kaygı hissedebileceklerini dile getirmişlerdir. Tepki türü açısından böylesine bir farklılık gözlemenin ötesinde, yaşanacak duygunun yoğunluğu bakımından da bireyler arası farklılıkların olduğu gözlenmiştir.

Hem duygu türü, hem de duygu yoğunluğu açısından yaşanan bu farklılık karşısında, böyle bir olayın nasıl bir duygu dikte edeceği sorumuz gene yanıtsız kalmaktadır. Eğer bu olay bireylerde belirli bir duyguya neden olma gücüne sahip olsaydı, herkesin kaygı, öfke, ya da aldırmazlık duygularından hirini yaşamaları gerekirdi.

Katılımcılara, bu olay sunulduktan sonra sorulan soruyu hissedecekleri ve nasıl davranacakları idi. Ama başka bir soru da sorulabilirdi. O da, bu olay öncesinde, sonrasında ya da olay sırasında kafalarının için d e neler olup bittiği, neler düşündükleri, ne gibi yorumlar yaptıkları olurdu. Nitekim bu soru yöneltildiğinde', bireylerden alınan yanıtlar, duygusal tepkilerde olduğu gibi, olayla ilgili yapılan yorumlarda da farklılıklar olduğunu göstermekteydi. Bazı istisnalar dışında, bu olayla ilgili üretilen düşünceleri iki ana grupta sınıflamak mümkündü. Bu gruplardan birinde şu düşünceler yer almaktaydı:

''Geçen yıl tatminkar bir artış yapılmamış olması haksızlıktır ve hana bunun yanıtı verilmelidir”,

"Artış istemekte haklıyım ve hani bu konuda umanın aptal yerine koymaz”,

"Diğer şeflerden birisi önerilerimi sorgularsa haddini bildiririm”, "Adamdaki tavra bak! Toplantıya bu kadar geç gelinir mi'?"

Bu düşünceler içine girdiklerini ifade eden kişiler, sizce bu olayla ilgili hangi duyguyu yaşayacaklarını ifade etmişlerdir? Evet, öfke. Diğer düşünce grubuna ait bazı örnekler de aşağıda verilmişti r:

"Ya benim önerilerimi beğenmez ve aptal gibi görünürsem?”, ”Önerilerimi ve artış isteğimi kabul etmezse, bu beni önemsemediğini gösterir"

"Ya benimle alay eder ve herkesin önünde komik düşersem?”

"Ya raporda ufak bir noktayı kaçırmışsam?”

İşte kaygı duygusunu yaşarım diyen kişilerin kafalarında üret tikleri düşünceler de bunlar. Sorabilirsiniz: Bu olayla karşılaşan kişilerin kafalarında yalnızca, ya birinci, ya da ikinci grup düşünceler mi oluşmuştur? Bazı kişiler için bu geçerlidir. Ancak, bazılarının yorumlarında her iki gruptan düşüncelere rastlanmış ve tahmin edebileceğiniz gibi, bu kişiler beni kaygı hem de öfke duygusunu bir arada yaşayabileceklerini belirtmişlerdir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült