Kişisel Gelişim

 

Bilinmeyene İnanmak

Azim Jamal


Sufiler hayatın, yaşamak ve çözmemek için bir gizem olduğunu bilirler. Sufilerin bilinmeyene inancı vardır. Onlar, yaşama sürecine ve her şeyin de üstünde Tanrıya inanırlar. Onlar Tanrı’nın her şeyi bildiğinin farkındadırlar ve onlar her zaman öngöremeyecekleri konusunda da rahattırlar. Sufiler düşüncelerine ve meditasyon doğalarına göre kendi ruhlarına bağlanmışlardır ve bundan dolayı da onlar sürekli olarak altıncı İtişleriyle uyumludurlar. Meditasyonda, nereye gideceğimizi, ya da ne bekleyeceğimizi bilmek zordur, fakat sufi rahatlamış zihniyle akıntıya ve zamana süzülüp gider. Balansı nergis çiçeğinin taç yaprağına konduğunda ne umduğuyla çok ilgili değildir daha ziyade o çiçeğin özünün tadını çıkarmaktadır.

Bilinmeyen bölgelere gitmek risklidir fakat sufiler risk almadan hiçbir yere gidemeyeceklerini bilirler. Aşkın içine tamamen iştirak edebildiğimizde, gerçek ilerleme ve gelişmeyi görmeye başlarız.

Sufiler her yenilgiden kişinin faydalanacağı ve gelişeceği dersler çıkarırlar. Tökezlemek ve düşmek sufiyi tekrar kalkıp yürümekten alıkoymayacaktır. Sufi hayret ve şaşkınlık konularında da rahattır çünkü bunlar onun içindeki yaratıcılık ve hayal gücünü ateşleyecektir.

Bu bölümde aşağıdaki bir dakikada sufi düşüncelerini ele alacağız.

Kıyaslamanın yanında okyanus zenginliklere sahiptir.

Kendine İnan

Kıyaslamanın yaranda okyanusun zenginlikleri de vardır

Denizin derinlikleri kıyaslandığında zengindir. Fakat güvenlik arıyorsanız o kıyıda olacaktır. -SAADİ

Sufiler bizleri, tinsel bir merdivene tırmanmamız için cesaretlendirirler. Eğer kendimizi zorlamazsak potansiyellerimizin farkına nasıl varabiliriz? Eğer kuş sınırsız gökyüzünden korksaydı hiç uçabilir miydi? Eğer anneler doğum yapmanın acılarından korkmuş olsalardı güzelim bebekleri nasıl görürdük?

Sufiler korku sözcüğünü, sözcük dağarcıklarında tutmazlar. Onlar düşmekten korkmazlar. Onlar bizim daha fazla düştükçe daha güçlü olacağımızı bilirler. Yaralarımız daha güçlü kaslara sahip olmamızı sağlar ve .önümüze çıkacak engeller de bizi daha dayanıklı kılar. Daha büyük bir başaramama riski bize daha büyük bir başarı getirecektir.

Okyanus her zaman için muazzam ve korkutucudur. Bir gölet daha küçük ve daha yönetilebilirdir. Evet okyanus korkunç olabilir ama, risk büyüdükçe ödül artacaktır. Eğer sürekli olarak rahat alanımızda kalırsak, vasat konumlara takılı kalmaktan, kurtulamayız. Bu zenginliklerin bazılarını elde edebilmek için, bunların içine dalmamız gerekiyor. Aksi takdirde, nasıl yüzmenin gerçek tadına gerçeği aramak ve gelişmenin tadını çıkarmak varabiliriz?

Tanrıyı bilmek için bilinmeyenle huzurlu olmalıyız. Benzer şekilde, zahmete değer riskler, bilinmeyende ve onların gerçekleştirilebileceği inancında yer almaktadır. İçine dalarak neyi kaybedebiliriz? Gerçekte dalmayarak daha fazla kaybedeceğimiz yerde her şeyi kaybetme tehlikesini hissedebiliriz. İnanç olmaksızın tarihimiz anlamsız olacaktır.

Eğer gerçek bir ilerleme kaydetmek istiyorsak, bizi heyecanlandıracak bir sebep bulmalıyız, uğrunda kendimizi feda edebileceğimiz bir neden, kendimizi rahatlıkla riske edebileceğimiz ve bütün içtenliğimizle içine dalabileceğimiz bir neden. Risklerle ilgili çok fazla telaşlanmadan sebebimize birlikte planlanmış çabalar yerleştirdiğimizde, durdurulamaz bir momenttim yaratırız.

Büyüklük kazanan insanlar böyle davranırlar çünkü onlar inandıkları nedenler uğruna riskler üstlenmeyi dilemektedirler. Böyle yapmayarak onlar kendilerini ilerletecek yerde geriye götüren sahte bir güvenlik duygusu içinde bulurlar. Güven ve rahat ile çevrelenmiş olmak bize sahte bir koruma sağlayan yanıltıcı bir güvendir.

Kendine İnan

Gözlerine bir bak: çok küçükler ama muazzam şeyleri görürler. -MEVLANA

Sufiler insanların Tanrı’nın özünden yaratıldığına inanırlar—bu yüzden onların potansiyeli, Tanrı’nın lütfü ile sınırsızdır. Eğer küçük düşünürsek küçük kalırız. Akıl ne tasarlarsa, onu gerçekleştirir. Eğer okyanusa bir kap ile gidersek bir kap su ile geri döneriz. Eğer okyanusa yüz kapla gidersek okyanus bize yüz kap su verir.

Sufiler der ki, eğer kendimize inanmazsak, kimse bize inanmaz. İnanç büyük bir erdemdir. Hepimizin doğuştan sahip olduğu kabiliyet ve yetenekler vardır, fakat bunlara inanmazsak bunlar kendilerini hayatta göstermeyeceklerdir.

Çoğumuz potansiyelimizi kullanmıyoruz. Bazı uzmanlara göre bizler açık bir şekilde sahip olduğumuz potansiyelin sadece yüzde onunu kullanıyoruz. Camdan bir tavanımız var—hayal sınırlandırmasını biz kendimiz yarattık. Küçük bir havuzu düşünüyoruz ve bu havuzdan alabildiğimiz kadarını alabilmek için uzanıyoruz. Niçin, okyanusa uzanan bir kanalımız varken, küçük bir havuzdan gelecek olan suyun peşinden koşalım.

Potansiyelimizin hepsini yaşamaktan bizi alıkoyan nedir? Bizi mutlu yaşamaktan ve farklılık yaratmaktan alıkoyan nedir? Uyum ve dengemize engel olan ne? Bu şey kendimizden başkası değil. Bundan kaçınmanın kolay yolu başkasını suçlamaktır: nişanlımız, çocuklarımız, patronumuz, çalışanlarımız, müşterilerimiz—liste sınırsız. Bu yetersizliklerimize sığınmayı sağlar. Suç bir yerlerde bulunmaktadır. Maalesef, bu şekilde düşünmek, çözüm bulma konusunda çaresiz olduğumuzu ortaya koyar. Problemin bir parçası değiliz diye kendimizi ikna ederiz.

Şahsilik, olabileceğimiz her şeye en büyük engeldir. Sufi şair Hafız der ki “Siz kendiniz kendinize bir engelsiniz, kendinizin üstüne çıkın.” Başka gerçek dost ya da düşman yoktur. Bu gerçeğin farkına varmak sorumluluk getirir. Bizler başarı ya da başarısızlıklarımızdan sorumluyuzdur. Bizler büyümemizin, dengemizin, mutluluğumuzun ve potansiyelimizin sahipliğini üstleniriz. Akıntı lehimize döner. Momentumu yaratırız “işte” doğuştan gelen güç ve bilgeliğimizi ateşleyen kıvılcım. Evrensel bilgeliğe bağlanmak içimizdedir. Bilmemiz gereken ne varsa içimizdedir. Yapmamız gereken her şey kendimizi ayarlamaktır.

Sufiler der ki, “Siz kendinize inandığınızda, herkes size inanacaktır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült