Kişisel Gelişim

 

Bilgi Paketlerinin Zihne Girişi

Daniel Goleman


Hemen hemen dört yaşındayken, gerçeklerin yorumlanması hakkında parlak hayallerim vardı.

Zihnimde selim bir tümör gibi gelişen bu paranoyak fikirler beni eğlendirirdi. Gittiğim her yerin ve gördüğüm her şeyin, tıpkı Hollywood stüdyo caddeleri gibi film setlerinden oluştuklarını düşünürdüm. Hollywood stüdyo caddeleri de tıpkı benim gerçeklerim gibi bir yandan gerçek, bir yandan da yanlış görüntüler olarak görünürlerdi.

Caddede yürürken yanlarından geçtiğim evler, ağaçlar, arabalar, köpekler ve insanlar, ben sahneye gelmeden az önce oraya yerleştirilmiş sahne dekorlarıydı ve emindim ki ben orayı terkettiğimde onlar da ortadan kaybolacaklardı. Aynı şekilde, girdiğim odalar da, ben çıktıktan sonra buharlaşıp gideceklerdi.

Herkül’ün yaptıklarına benzer bu işler, benim bilgi ve görüş alanım dışındaki bazı grup ve güçler tarafından beceriliyorlardı . Ben sahneye yaklaştıkça bu dekorları düzenlemek için heyecanla ama sessizce çalışan ve ben orayı terkettiğimde aynı heyecanla bu dekorları söküp parçalara ayıran ve bir daha kullanılmak üzere biriktirip saklayan, iri yarı adamlardan oluşmuş bir işçi kalabalığı hayal ediyordum.

Bu işlerin tümü, benim hiçbir zaman direkt olarak göremediğim ellerle ve hiçbir zaman bilemediğim gaye ve güdülerle gerçekleşiyorlardı.

Şimdi bu çocuksu hayallerin, zihinlerimizin çalışma şekilleri için yakın bir mecaz (metafor) olduklarını anlıyorum.

Yaşamlarımızdaki bir sürü gereksiz ayrıntı, her an, farkındalık sınırlarının ötesinde, duygu ve hafızalardan elde edilen bilgilerin incelendiği, seçildiği ve süzüldüğü zihin bölgelerinde bizim için karıştırılıp hazırlanmaktadır.

Zihnimizi kaplayan hayaller, farkındalığın yönüne ve o alandaki faaliyetlerine emirler vermemizdir. Bu gerçekler benim çocukluk hayallerime çok yakın gibi görünüyorlar. Zihnimiz, bize yorumlanmış bir gerçek sunmak için çalışan görünmeyen güçler tarafından yönetilir ve bizler sadece bunun finaline yani bitmiş şekline tanık oluruz. Sanki, anlaşılması güç ve karışık ayrıntılarla an be an bir film seti içimizdeki ve dışımızdaki dünyayı kurmaya çalışan görünmez eller var gibi…

Zihnimizin içinde her an hazır bulunan bu seyyar işçiler kim ve nereden geliyor olabilirler?

Bu işçiler biziz “biz” kelimesi yaşam deneyimlerimizin toplamından geliyor. “Deneyimler kaleydoskopa[1] benzerler; sürekli değişirler. Yaşanan her an tektir ve bir daha tekrarlanamaz” diye yazıyor James Britton, Dil ve Öğrenme adlı eserinde. “Deneyimlerimizi, benzerlik temellerine dayanarak maddeler halinde gruplamadıkça, beklentilerimiz boşa çıkar ve hiçbir şey tahmin edemeyiz. Bunlar eksik olunca da yaşadığımız an için bir şey yapamayız.”

Algı, birbirini izleyen daha basit izlenimlerden oluşmuş karmaşık bir eğilimdir. Bilgilerin duygular yoluyla akıp gitmesi yeterli değildir; duyguların anlamlı olmaları, içlerinde taşıdıkları bilgileri organize eden ve onlara uygun anlamları veren çevre koşullarına ihtiyaç duyar.

Bilgileri organize eden ve yaşamlarımıza anlam veren paketler “şema”lardır; şemalar, kavrayışın çimento bloklarıdır.14 İşlenmemiş deneyimlere uygun anlamlar veren kategori ve kuralları belirtirler. Bütün bilgi ve deneyimler şemalar halinde paketlenirler. Şemalar, makinenin içindeki hayaletlerdir; zihnin içinde akıp giden bilgilere yön veren akıl da şemalardır.

Gelişimsel psikolojinin öncülerinden İsviçreli Jean Piaget, çocuklar büyüdükçe şemaların nasıl değiştiği üzerinde çalışmıştı. Piaget, bilişsel gelişimin birikerek çoğaldığını ve ilavelerle genişlediğini gördü. Bilişsel gelişim, o ana dek zaten öğrenilmiş olanları anlamak demekti. Gelişim yolunda kazandığımız şemalarla kim olduğumuzun farkına varır ve bildiklerimizi öğreniriz. Şemalar zamanla çoğalırlar, yaşamımızın belirli bir noktasında sahip olduğumuz şemalar, sadece bize ait geçmişimizin son ürünleridir.

Piaget, bu zihinsel yapıların dünya ile etkileşim sonucunda nasıl şekillendiklerini anlatmak için “özümseme” ve “yerleşme” kavramlarını kullanmıştır. Bizler öğrendikçe, şemalar değişir. Örneğin ben, Kaliforniya’da büyümüş bir çocuk olarak, yaprakları olmayan ağaçların ölmüş olduklarını öğrenmiştim. Yaprakları olmadıkları için bir hayalete benzeyen ağaçların resimlerini gördüğümde, onların ölü olduklarını düşünürdüm. Oysa Doğu’ya taşındığımda, bazı ağaçların kış geldiğinde yapraklarını döktüklerini ama bunun onların öldükleri anlamına gelmediğini keşfettim. Bu duruma uygun olarak zihnimdeki şemaları tekrar gözden geçirdim ve düzelttim: Yaprakları olmadığı için bir ağacın ölü olması gerekmediğinin farkına vardım.

Kişiler, gerçekleri uygun hale getirmek için şemalarını tekrar gözden geçirmede başarısız olurlarsa, sonuç olarak algılananlar çok biçimsiz ve tuhaf olabilir. Ulric Neisser, kendisini ölü zanneden bir adamın psikiyatriste gidişi ile ilgili esprili bir olaydan bahsetmişti. Pek çok seans geçer, ama psikiyatrist, hastasının oynadığı oyunda çok kararlı olduğunu görür. Ve psikiyatrist hastasına şöyle söyler:

“Eminim biliyorsunuzdur ki, ölü insanların hiçbir yerleri kanamaz."

Hasta, “Evet” diye cevap verir.

Psikiyatrist bir toplu iğne alır ve bunu hastanın koluna saplar. Tabi hastanın kolu kanar. Doktor, “Peki şimdi ne söyleyeceksiniz?” diye sorduğunda hasta şöyle cevap verir: “Ne biliyorsunuz? Ölü insanlar da kanar.”
 

Figür: Gözler bir izlenim kaydettikleri zaman, şemalar bunun renk ve şekil gibi niteliklerini derhal analiz ederler ve bu izlenim duysal depo ve süzgeçten geçerken tüm olası anlamları tararlar. Seçilen anlam yani en uygun algı-farkındalık alanına çabucak giriverir.

İzlenimlere anlam verirken şemalar bir teori, deneyimler ve bunların nasıl iş gördükleri ile ilgili bir tahmin gibidirler. Bilişsel psikolog David Rumelhart'ın sözleriyle: “Şemalar, karşılaştığımız olayların, nesnelerin veya durumların doğaları ile ilgili bir çeşit, resmi olmayan, kişisel ve açıkça ifade edilmemiş teorilerdir. Dünyamızı anlamak ve yorumlamak için elimizde bulunan toplam şema grupları gerçeklerin doğası hakkındaki kişisel teorilerimizi meydana getirirler. ”

Şemalar ile bize sunulan verilerin ötesine geçebiliriz. Bir araba gördüğümüzde, direkt olarak idrak etmesek de, dönen bir tekerlek, benzin deposu, yolcu koltukları... v.b. niteliklerin de bu araba ile birlikte olduğunu kabul ederiz. Tıpkı bir teori gibi şemalar, tam bir güvenle bize verilmiş olan tahminleri somutlaştırırlar. Bu da, hislerimizle elde ettiğimiz mevcut kanıtlara üstün gelen yorumlar yapmamızı sağlar. Bu bilişsel stenografi, yaşamda sıklıkla yüzyüze geldiğimiz belirsizlik yolunda kendimize kılavuzluk etmemizi sağlar.

Teoriler gibi şemalar da düzeltilmeye eğilimlidirler. Total şema depomuza yenilerini ekleyerek veya varolanları tekrar gözden geçirerek bilgilerimiz çoğalır. Şemalar, kendilerini test eden teorilerdir. Belirsiz bir durum ortaya çıktığı zaman, bu durumu netleştirmesi için şemalarımızı delil olarak gösteririz. Şaşırtıcı veya üzücü durumlara uyguladığımız her şema, elverişli ve uygun olup olmadığının anlaşılması için otomatik olarak test edilmiştir.

Çoğu zaman kullandığımız şemalara tam olarak güveniriz. Fakat uygunluk tam olarak doğru değilse kalabalık arasında gördüğünüz bir yüzün arkadaşınızın olabileceğini düşünüyorsunuz, ama emin değilsiniz diyelim o zaman şemanın uygunluğu tıpkı bir teori gibi, daha fazla kanıta karşı tekrar test edilir. O zaman kendinize şu sorulan sorarsınız: O olabilir mi? Şimdi burada olması mümkün mü? Ona yakınlaştıkça, bu yüz hala arkadaşınızınkine benziyor mu? Onun gibi hareket ediyor mu? Onun gibi mi giyinmiş? Bu soruların tümü “evet, bu o” teorisi için yapilan küçük testlerdir.

Stereotipler, basit olarak bir şema çeşididirler. Bilişsel psikolog Susan Fiske tarafından anlatılan çelik işçileri stereotipi ile ilgili hikaye, şemaların dinamikleri hakkında genel olarak çok şey söylemektedir;

“Pittsburgh’a taşındıktan sonra yeni bir stereotiple karşı karşıya kaldım... ‘fabrika işçisi’, prototipik bir çelik işçisidir. Stereotip çalışmaya başlar: Fabrika işçisi erkek veya kadın olabilir ama cinsiyeti ne olursa olsun istisnasız maço ve kabadayıdır. Fabrika işçisi her zaman Iron City birası içer; çelik işçilerinin her maçını seyreder ve her türlü hava koşulunda tişört giyer... Benim ‘fabrika işçisi' stereotipim, stereotip spesifik özellikler içerdiği halde, tanıdığım bütün çelik işçilerinin bir toplamı olarak değil de, geniş kapsamlı bir örneğin özeti olarak zihnimde depolanmıştır. Galiba ben, stereotiple ilgisi olmayan bilgilere önem vermiyorum... [ve] sadece birbirine uygun / tutarlı bilgileri anımsamaya yöneliyorum Hustler magazini okuyan bir fabrika işçisi ...”

Şemalar önemli veya önemsiz alanlara değinebilirler; yaşantıların her seviyesinde ve zihin meşguliyetinin her derecesinde rol oynarlar. “Nasıl teoriler küçük ve büyük konular hakkında olabiliyorlarsa” diyor Rumelhart “şemalar da her seviyedeki bilgileri simgeleyebilirler ideolojiler ve kültürel gerçeklerden, konuştuğumuz dildeki uygun cümleleri neyin meydana getirdiği hakkındaki bilgilere, herhangi bir kelimenin anlamı hakkındaki bilgilere ve hangi ses örneklerinin alfabenin hangi harfleri ile benzerlik gösterdiği ile ilgili tüm bilgilere dek... Bunların hepsi şemalarla ifade edilebilirler.

Şema fikrinin kendisi de bir şemadır. Böyle olmak sıfatıyla, kendimize nasıl açıkladığımızı kendimize açıklamamız gereken en ümit verici tariftir. Şemalar, bilgilerin düzenlenmiş ve sıralanmış dinamikleridir. Bunların nasıl çalıştıklarını idrak etmek, anlamayı anlamaktır.


[1] Ucu buzlu camla kapatılmış metal ya da mukavvadan bir boru içine yerleştirilmiş aynaların aracılığıyla, boru içine konulan renkli küçük cisimlerin ve onların görüntülerinin oluşturduğu çeşitli biçimleri gösteren araç. {ç.n.)

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült