Kişisel Gelişim

 

Beyninizin Sadece Beyin Olarak Çalışmasına İzin Verin

Richard Restak


Beyninizin en iyi şekilde çalışmasını sağlamak için, ilk önce gerekli olan beynin uygun şekilde çalışmasını engelleyen faktörlerin kontrolünü ele geçirmektir. Bu faktörlerin etkisi kişiden kişiye değişse de şu durumları içerir:

•        Dikkati toplamakta ve odaklanmakta güçlükler

•        Zayıf hayal gücü

•        Bellek zayıflığı

•        Düzenleme ile ilgili problemler

•        Ruh halinde tutarsızlıklar

•        Anksiyete

•        İzleme noksansılığı

•        Beyin mekanizmasından habersiz olmak

İlerleyen bölümlerdeki adımlar, gelişmiş beyin işlevine karşı en yaygın engelleri ortadan kaldırmayı amaçlar. İlk olarak, beyniniz, siz ona çok yüklenmediğinizde en iyi şekilde çalışır. Ayrıca, beyninizi, düzensiz duygu ve stresin zararlı etkileriyle yüklendiği engellerden de kurtarmalısınız.

Bilinenin aksine, beyin bilgisayar veya makine gibi çalışmaz. Bu yüzden beyni doğal olmayan ve verimsiz şekilde çalışmaya zorlamaktan vazgeçmeliyiz. Örneğin, bazı parlak öğrenciler stardart testlerde başarısız olurlar, çünkü basitçe soruyu okuyup doğru olan cevabı seçmek yerine, doğru cevap hakkında kendiyle konuşma”kla meşgul olurlar.

Tecrübeli öğretmenler, öğrencilerine “sorular üzerinde çok düşünmeden doğru olduğunu düşündükleri cevabı işaretleyerek diğer soruya geçmeleri” mesajını verirler. Bu çok derin tahmin gerektiren bir öneri değildir. Eğer öğrenci teste hazırlanmışsa ve konuyu biliyorsa, içinden düşünmeye gerek görmeksizin, beyin doğru cevabı seçecektir. Bu, doğru cevabı hemen bulabilme yeteneği, birçok sezgisel durumun temellerini şekillendirir; beyin doğru cevabı bilir ve hemen seçer.

Bu “doğru” cevabı bulma endişesi ayrıca, sınıf içinde doğal beyin gücünü de çarpıtır. Ben ilk olarak bunun farkına birkaç yıl önce on iki yaşındaki kızım Ann’i göz muayenesine götürdüğümde vardım. Muayenenin sonuna doğru, göz doktoru, ekrandaki harfleri en net gösteren gözüne en uygun olan merceği bulabilmek için birkaç tanesini denemesini istedi. Bu onun muayenesinin son aşamasıydı, kızımın gözlükleri için en uygun merceği bulmalıydık. Mercekler arasında çok az farklar olduğu için, ona “sadece bak ve hangisinin en net gösterdiğini bana söyle' denmişti. Fakat harflere bir an bakıp, merceklerin netlik derecelerini söylemek yerine birkaç saniye düşünmek istediğini belirtti.

Göz doktoru, Ann’e dönerek, “Düşünme. Sadece bak ve nasıl gördüğünü hemen söyle. Muayenenin bu kısmında ilk cevaplar ' her zaman en iyi cevaplardır,” dedi. Böyle bir durumda “düşünmenin oyuna bir katkısı olmadığı üzerinde durmuştu. En iyi karar basitçe “bak ve seç, bak ve seç” şeklinde olacaktı.

Kızımın yanlış merceği almaya neden olacak bir hata yapma endişesi, göz ve beyin arasındaki doğal ve aynı anda gelişen işbirliğini geçici olarak engeller. Durup “düşünme” isteği, sonuçları nedenleriyle kelimelere döküp kesin olarak emin olma gereksiniminden doğmuştur.

Sanat eleştirmeni Max Friedlander da, bir uzmanın belli bir sanatçının çalışmasını nasıl belirteceğini yorumlarken benzer bir noktaya değinmiştir: “Doğru nitelemeler genellikle aynı anda ve ilk bakışta’ ortaya çıkarlar. Özel niteliklerinin neler olduğuna bakmadan ve bize en iyi detaylı tasviri veremese de arkadaşlarımızı tanırız.”

İki yarıkürenin çabalarını dengeleyerek ve bu sayede zihinsel dayanıklılığı güçlendirmek fiziksel egzersizlerle de yapılabilir. Fakat bu egzersizler denge ve işbirliğini vurgulamak ve bu arada beyinciği de kapsamalıdır. Örnek olarak, şu egzersizi deneyin.

Hepsinden iyisi, bunu ağır bir zihinsel alıştırmanın sonunda veya büroda geçirdiğiniz zorlu bir günden sonra yapın.

Bir tenis topunu baskın olmayan elinizle tutun (sağ ellerini kullananlar sol elle, solaklar da sağ elle). Şimdi, dümdüz ileri bakarken, elinizi yukarı doğru kaldırın ve kavisle topu baskın elinize atın. Topu gözlemleyebilmeniz için yeterince yükseğe atın. Yakalayabildiniz mi?

Bedenlerinin boşluktaki pozisyonundan haberdar olmayı gerektiren bazı düzenli aktivitelere (dansçı ve sporcular gibi) katılanlar dışında birçok kişi bu testte başarılı olacaktır. İlk denemede başarısız olduysanız, başarısızlığınızı büroda düşünerek, yazarak ve konuşarak geçirdiğiniz saatler yüzünden hak edilmiş bir ödeşme olarak görün. Aktivitelerinizdeki bu tekyönlülük tehlike sinyallerini verir. Beyninizin çalışması iç gözlem ve iç hesaplaşmanın (“Şimdi, bu topu yakalamanın en iyi yolu...”) artmasına yol açar. Hepimiz, psikologların “kendiyle konuşma” dediği gibi, kendi kendimizle böyle sessiz konuşmalar yaparız. Fakat tüm aktiviteler kendimizle konuşmaktan yarar görmezler. Topu yakalama egzersizini yaparken, içsel konuşma yapmak ilerleme sağlamak için yanlış bir yoldur. Bunu düşünmeyin: Nike reklamlarında söylendiği gibi “Sadece yapın.” Gerçekten de, birçok egzersiz iç konuşmaya başvurmadan en iyi şekilde yapılırlar. Şekil, adım veya hareket algılamasına bağlı bir şeyler yaparken dezvantaj olan sol yarıküre dil işleyişinin dengesini değiştirir.

Eğer topu yakalayamıyorsanız, daha basit bir egzersiz deneyin. Aynanın karşısında durun, avuç içleri yukarıda olacak şekilde ellerinizi kaldırın. Tenis topunu bir elinizle tutun. Aynada kendinizi görün; topu tutan elinizle diğeri arasında yaklaşık 60 cm’lik bir mesafe olsun. Topu bir elinizden diğerine atmanın ne kadar kolay olduğuna kendinizi inandırın. Daha sonra gözlerinizi kapayın ve hiçbir şey düşünmeden ve kendi kendinize konuşmadan sadece yapın. Topu diğer elinizle yakalayana kadar denemeye devam edin.

Görünürde daha kolay olan bu egzersizi birkaç kez denedikten sonra, kısa süreli memnuniyet ve şaşkınlık karışımı duygularınıza özellikle dikkatinizi verin. Bu durum, düşünce, kelime ve dille ilgili olağan konsantrasyonun oluşturduğu iki yarıküre arasındaki olağan dengesizliğin beyin tarafından düzeltildiğini gösterir. Bu basit örnekte, artık kelime ve kavramlara göre değil, boşluktaki bedeninizin canlandırıcı ve rahatlatıcı memnuniyetiyle çalışıyorsunuz.

Çok sayıda aktivite, beyin-zihin ilişkisinde içsel konuşma olmadan, beden-beyin dengesini düzeltebilir. Bu yüzden araba kullanmak eğlenceli, ama aynı zamanda hayal kurarken de daha tehlikeli olur. Hayal kurmak, anayoldaki acil durumlardan çok iç gerçekliğe katılır.

Size cazip gelen bir aktivite bulun ve kendi kendinize konuşma veya düşünme durumu halinde verilecek bir ceza koyun. Bu tilt, Nintendo veya yorgunluğa karşı büroda yapabileceğiniz şu egzersiz olabilir:

Ofisinizdeki çöp kutusundan 4,5 m. kadar ileri yürüyün. Arkanızı dönün. Daha sonra hızlıca dönüp tenis topunu (veya buruşturularak top haline getirilmiş kağıdı) çöp kutusuna fırlatın. Bunu yaparken, zihninizi her türlü çabalama duygusundan arındırın. Her atışta, dünyadaki en doğal şeyi yaptığınızı düşünün ve her seferinde zinde olun.

Eğer siz de benim gibiyseniz, en iyi atışlarınızın ilk atışlarınız olduğunu göreceksiniz. Daha sık atış yaptıkça, performansınız düşer. Peki neden? Birkaç atıştan sonra kendinizle konuşmaya başlarsınız. Atışınıza birçok düşünce ve iç konuşma eklersiniz. Sonuç olarak da kaybetmeye başlarsınız.

Benzer durum dart oyununda da yaşanır. Yeni oynamaya başlayanlar için ilk oyunlarda deneyimli kişileri yenmek çok da olağanüstü bir durum değildir. Fakat oyun sayısı arttıkça beceri ve deneyim galip gelir. Bunun nedeni, deneyimli kişinin beyninde saatlerce süren uygulamalar boyunca kurulan nöron ağları harekete geçmişlerdir. Sadece sporda değil, herhangi bir alanda kişinin deneyiminden söz ederken, farkında olmadan o kişinin nöron ağlarının büyüklük ve kalitesinden söz ederiz. Tek bir oyun olması gerekmeden birkaç oyun sonunda bu ağlar, yeni başlayan kişiye deneme yanılma yöntemiyle üstünlük göstereceklerdir.

Beyin performansımızın dışına çıkabilmek için hastaların geliştirdiği strateji bazı düşünceleri bastırmaya çalışmaktır. Obsesif-kompulsif bozukluk, olguları “doğru” anlayabilmek için bilinç esaslarını “kontrol edebilme” dürtüsüne en iyi örneği teşkil eder. Benim profesyonel nöro-psikiyatri uygulamalarımda, kapıyı kilitlemeyi unutmuş olmak gibi düşüncelerden kendilerini kurtarmaya çalışan insanlara sık sık rastlıyorum. (Kapıyı kilitlemeyi asla unutmamışlardır, fakat bunu bilmek onları bu düşüncelerden kurtarmaya yetmiyor.)

Fakat istenmeyen düşünceleri bastırmaya çalışmak, teşhis edilmiş duygusal rahatsızlığı olan insanlara has özellikler değildir. Hepimiz, Trinity Üniversitesi’nden psikolog Daniel Wegner’ın Beyaz Ayılar ve Diğer istenmeyen Düşünceler adlı kitabındaki “beyaz ayı” fenomeni gibi durumlarla meşgul olabiliriz.

Bu, geleceğin roman yazarı Fyodor Dostoyevski’nin çocukken kardeşini, beyaz ayıyı düşünmekten vazgeçene kadar sokağın köşesinde bekletmesine benzer. Tabii, burada çocuk elinden geleni yapmış ve sonuç olarak beyaz ayıyı zihninden atmayı başaramamıştır. Bu basit deneyimde çocuk insan beyniyle ilgili önemli bir şey öğrenmiştir: Bir şeyleri düşünmemeye çabaladıkça, bunu bilincimizden atmak da o kadar zorlaşır.

Kendi zihnimizin içeriğine karşı neden bu kadar çaresiziz? Profesör Wegner’ın ileri sürdüğüne göre, “Düşüncelerimizi bastırmada zorlanmamızın nedeni, bilinçli düşünceler düzeninde, o anki düşüncemizi bastırma fikrine kapılmamızdandır. Düşünceyi baskılama aklımızdadır (‘beyaz ayıyı düşünmemeliyim’), fakat düşünce de aklımızdadır (‘beyaz ayı’)... o anki bilinç düşünmemeyi sağlayamaz, çünkü böyle bir durum ‘düşünceyi düşünmeyi gerektirir.”

Başka bir deyişle, problemi yaratan düşünce değildir ama bizim gayretimiz düşünceyi bastırmaktır. Acı verici zihinsel ikilik, iki ölçüyle zıt düşebilecek kendi düşüncelerimizden oluşur. İlk olarak, düşüncelerinizi zihninizden atmaya çalışmaktan vazgeçin. Onları kabul edin. İstenmeyen düşünceleri bile kucaklayın. Düşüncelerin özgürce ortaya çıkmalarına izin verin, onları gözlemleyin ve en önemlisi onlarla savaşmayın. İstenmeyen düşünceleri baskı altına almaktan vazgeçin, böyle yapmak zihinsel kontrolün esas rolünü ortaya çıkarır.

Profesör Wegner’a göre, “İstenmeyen düşüncelerimizi kucaklayarak, baskılamanın üzerimizdeki ağırlığından kurtulmuş oluruz. Endişelerimiz için artık endişe duymamıza gerek yok, artık düşüncelerimizden kurtulmayı istemeyiz, artık baş edemediğimiz hayallerle uğraşmamız gerektiğine inanmayız. Biz bunlara dönüp yakından bakarsak ortadan kaybolabilirler.”

William James de şöyle der: “Kötü bir hisle güreşmek sadece dikkatimizi ona vermemize ve zihnimize bağlı kalmasına neden olur: oysa daha iyi şeyler düşünürsek, eski kötü his hemen bohçasını toplar... sessizce gider.”

İkinci çözüm, etrafınızdaki insanlar ve olaylardan gelen olumlu düşünce ve duyguları kabul eden ön hareketlerden meydana gelir. Strese yol açan düşünceleri kovmaya çalışmak yerine, sizi motive edecek veya ilham verecek düşünceler aklınıza getirin. Stresli anlardaki durumunuzu yeniden düşünün. Üzüntülü insanlar yerine mutlu kişilerle arkadaşlık edin; yaşam şeklinizi canlandırın; olumlu ve iyileştirici deneyimler, arkadaşlıklar edinin. Bunları yaparsanız, olumlu düşünce ve hislerin devamlılığını sağlayan bir düzene kavuşursunuz.

Bu ikinci çözüm biraz Polyanacılık oynamak gibi olsa da, deneysel psikoloji deneyleri bunun etkinliğini onaylamaktadırlar. Gerçekten de, büyükannelerimiz “olumlu düşün” sözünü söylerken, bize bilimsel olarak kanıtlanmış mantıklı bir şeyler söylüyorlardı. Beyin aynı anda tek düşünceyi ön planda tutabildiği için diğer düşünceler arka planda kalırlar olumlu düşünme seçimimiz ve dikkatimizi buna vermemiz, kötü düşünceyi ortadan kaldırır. Eğer kendinizi enerjik hissetmek ve beyninizi en etkin şekilde kullanmak istiyorsanız, onu kontrol etme veya baskı altına alma gibi umutsuz durumlardan kurtulun. İşlevini kontrol etmeye çalışmadan, beynin bağımsızca çalışmasına izin verin. Böylece, beynin doğuştan gelen sezgisel kabiliyetlerinin avantajlarından yararlanabilirsiniz.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült