Kişisel Gelişim

 

 

Baş Belaları Ve Arızalı Tiplere Karşı Ne Yapmalıyız?

Christophe Andre


Nasıl Biridir Bu Baş Belası tip?

Beni rahatsız eden biri:

— Keyfimi kaçırır: sinirlerini yatıştırmak için yanımda sigara içen biri (rüzgar hangi yönden eserse essin dumanın nasıl anında size doğru geldiğini fark etmişsinizdir!) ya da cep telefonu sayesinde hayatının hiç de ilginç olmayan ayrıntılarını anlatan bir pislik.

— Hayatımı karmaşıklaştırır: maaşını almak için bankaya saat 9'dan önce ya da 17'den sonra yani bankanın çok kalabalık olduğu bir saatte, çalışan ve herhangi bir saati tercih etme şansları olmayan insanların bulunduğu saatte gelen emekli.

— İşimi aksatır: başka bir şey yapmayı bilmediği için, birlikte çalışırken her şeyi karmakarışık hale getiren, ipe un seren, boş yere önemsiz konulara takılan, durmadan engel çıkaran, gevezelik eden, hiçbir katkıda bulunmayan, her işi yavaşlatan iş arkadaşı.

— Çok olmaya başlar. Bir süre sonra da insanı çileden çıkarır.

Baş belası tiplerin üzerimdeki etkisi

Baş belası tipler, sıkıntı ve düşmanlık gibi negatif duygular hissetmeme, insanlığa dair büyük bir umutsuzluğa kapılmama neden olurlar.

Dünya görüşümü alt üst ederler çünkü sürekli bu baş belası insanlarla uğraştığımdan sonunda dünyaya bakışım ve değer yargılarım gereğinden fazla basitleşti. Her şeyi genelleme isteği duymaya başladım: (çevreyi kirleten) köpek ya da (kaldırımlara ya da yaya geçitlerine park eden) 4X4 sahipleri... Hepsi de kötü insanlar değildir elbette ama yine de bazen bundan şüphe ediyorum.

Baş belası insanlar bana uygunsuz, kimi zaman değerlerime aykırı davranışlar aşılar: nefret, cinayet işleme arzusu, intikam ya da cezalandırma arzusu...

Kısacası bu baş belası tipler rahatsız eder beni. O halde ne yapmalı?

Psikologa mı gitmek gerekir?

Şart değil...

Eskiden psikologlarda bir moda ("çalışma yöntemi" kisvesi altında) vardı ve bu yöntemde her şey yardım istemeye gelen kişiye yansıtılırdı:"Eşinize (ya da kayınvalide, müdür, komşu...) tahammül edemiyor musunuz? Evet... Anlıyorum... Ama siz bana esas kendinizden, geçmişinizden, hayallerinizden söz edin... Bu hikayedeki sorumluluğunuzdan..."

Eşiniz hastalık derecesinde kıskanç biri mi? Onu tercih etmenizin nedeni nedir? Sürekli başkalarıyla konuşarak onu tahrik etmeyi çok istediğiniz olmuyor mu? Patronusunuz ters biri mi? Acı çekmekten ve aşağılanmaktan zevk duyduğunuz oluyor mu?

Böylece psikoterapistler bir süre hastalarının zor kişiliklerle baş edebilmelerine yardımcı olabilme konusunda bütün psikolojik tavsiyeleri reddedip onları sürekli kendileriyle baş başa bırakmışlardır. Bu tavır bizi rahatsız eden bir yakınımızın çıkardığı bir sorunla ilgili düşünce bağlamında bir ön hazırlıksa yararlı olabilir ama düşünülen tek girişimse etkisi olmaz.

Böyle bir yöntem günümüzde kabul edilemez ama bütünüyle zıt bir tavır da ("Bütün sorunları çıkaran o, benim hiç kabahatim yok") tavsiye edilemez. Her iki yaklaşım da gereklidir: kendimize bakmamız ama aynı zamanda da ötekini, baş belasını da anlamamız gerekir...

Baş belaları kalp kırar günkü kendisi iyi bir yaşam sürmez

Bu beş belası tiplerin davranışlarının kökeni şu anda ya da geçmişte yaşadıkları acıdan gelir, bunlar karşısındakinin kalbini kırabilen kişilerdir.

Ama onlara sabırla katlanmak, hiçbir şey söylememek, itaat etmek ya da onların bizim ve başkalarının hayatını kirletmelerine izin vermek için bir gerekçe değildir bu. Onların her istediklerini yapmalarını pek de arzu etmemek oldukça normal bir tavırdır. Sınırları ve ölçüleri olmayan bu baş belası tipler kısa süre içinde zorbaya dönüşürler. Ailede terör estiren ya da zorbalık yapan evcil tiranlardır bunlar. Ayrıca, birlikte çalıştığı kişiler üstündeki nüfuzunu kötüye kullanan profesyonel zorbalar da vardır. Politik zorbaları da unutmamak gerekir: İktidar uygulamaları sonunda herkesi yoldan çıkarır ve bu eğilimi sadece sınırlar ve iktidar karşıtı olan güçler engelleyebilir. Yaşasın demokrasi!

Etrafımızdaki bu baş belası insanların kendileriyle de barışık olmamaları, onlara karşı doğru davranış biçimleri üstüne düşünmek için başlı başına bir nedendir zaten; hümanizm gerekçesiyle olmasa bile en azından gerçekçi olmak için.

Bütün bunlar çok psikolojik değil mi? Psikologlar bu baş belası tipler konusunu çok irdelemişlerdir tabii ki. Kendi terimlerini çok sevdiklerinden,"kişilik bozukluklarından" söz edeceklerdir.

Baş belası mı yoksa patolojik kişilik mi?

Tam bir baş belası olan insanların vereceği zararlar farklı düzeylerde olabilir:

•   Durumlara, rastlantısal ya da istisnai olaylara bağlı olarak baş belası olan tipler. Yorgunluk, sinir ya da herhangi bir sebepten... Bu durumda tavır ve tutumumuz bağışlanabilir. "Biraz can sıkmaya başladı..."İşte bu cümleyi kurabiliriz onlar hakkında.

•   Sürekli baş belası olan tipler... Ötekini bariz biçimde sinirlendirme ve rahatsız etme eğilimi. Ama bu tipler çok fazla ileri gittiğini anladığında ya da uyarıldığında kendini dizginleyebilir. Onlar için söylenen cümle genellikle şu olacaktır: "Baş belası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor!"

•   Ve son olarak aşırı, kronik, profesyonel baş belaları; etrafındakilerin ihtarlarına ve isteklerine rağmen bu tavrını sürdürebilirler. Bunun nedeni basittir: ya farkında değildir ya da başka türlü davranması mümkün değildir. Bu alışkanlık yener onu. Psikiyatristlere göre burada kişilik bozukluğu söz konusudur. Böyle bir kişiyle karşılaşma ihtimalleri doğduğunda insanlar size yalvarabilirler: "Lütfen, davet etme onu, o kadar sorunlu biri ki. İlle de edeceksen, benim yanıma oturtma sakın."

Dolayısıyla sorun kalıcı, sabit ve yönetilemezdir. Kişiliğin bir parçasıdır.

Kişilik nedir?

Kişilik bizi tek, ötekilerden farklı kılan psikolojik, duygusal ve davranışsal özelliklerin tümüdür. Bu anlamda, "kişiliksiz olmak" çevremizdeki insanlardan konformizm, korku, yeteneksizlik gibi özellikler bağlamında farklı olmamak (ya da çok az farklı olmak) anlamına gelir. Kimi zaman da "karakterden (Yunanca karakter. damga, mühür; madeni paraların üzerindeki damga gibi) söz edilir, dolayısıyla istikrarlı ve kalıcı bir şeydir karakter.

Kişilik kavramının diğer önemli boyutudur bu: bizi nispeten öngörülebilir kılar. Kişilik bireyin aynı duruma karşı aynı tepkiyi vermesini sağlayan unsurdur. Bir grup içinde, dışadönük biri ötekilerle ilişki kurar ve bundan keyif duyar; içedönük biri ise grubun dışında kalır, sabırsızlıkla gecenin sona ermesini bekler. Bu kuralın çok az istisnası vardır; bu durumu yaratan, bireyin belli bir andaki formu ya da ötekilerin tavrıdır.

Kişilik nasıl etkili olur?

Kişilik farklı özelliklerin ve eğilimlerin toplamıdır. Buna göre her insan az ya da çok temkinli, endişeli, açık yürekli, tutarlı, sebatkar olabilir...

Sözgelimi yabancılara kuşkuyla baktığınızı belli eden işaretler veriyorsunuz. Belli bir o priori soğuklukla ve "gardınızı indirmeden" önce muhataplarınızı iyi tanımaya ihtiyaç duymanızdan anlaşılıyor bu. İnsanları tanıdıktan sonra, kendi ölçütlerinize göre, hak edenlere güvenebiliyorsunuz. Böylece kişiliğinizin bir özelliği olan "temkinli olma" koşullara göre esnek ve ayarlanabilir olacaktır. Bir yandan ortalamanın üstünde ihtiyatlı biri olurken bir yandan da sıcak insani ilişkiler kuracaksınız.

Buna karşılık paranoyak bir kişiliği olan birinde bu özellik katıdır. Böyle bir kişi, yakınlarına ya da çok eskiden beri tanıdığı insanlara karşı bile temkinli davranmaya başlayacak, içinde böyle duygular oluşacaktır ("Ben kimseye güvenmem..."). Bu durumda hem söz konusu kişi (sürekli tetikte olan) hem muhatapları (her zaman, ellerinde olmadan sarf ettikleri bir sözle bir felakete neden olma endişesi içinde yaşayan) birçok sorunla karşı karşıya kalacaktır.

Dolayısıyla özellikle bu katılıkla, düşünme biçimini ve davranışı düzenleme zorluğu psikiyatride patolojik kişiliklerin belirgin özellikleridir, bu tür insanlar "zor kişilikler" olarak adlandırılır; günlük konuşmadaysa onlara kısaca "baş belası" deriz...

Kabullenmek, anlamak ve ona göre davranmak: Baş belası kişiler arasında yaşamanın üç altın kuralı

Bu insanların, hiç değilse onlarla bir ilişki içerisinde olduğumuzda çaba harcamalarını isteriz tabii ki, onların sorunu da zaten kendilerini adapte etmeye çabalarken çektikleri zorluktur. Dolayısıyla söz konusu olan öncelikle adapte olmak ve karşı koymak... Ardından daha etkili biçimde davranışlar sergileyebilmek için kabullenmek ve anlamak.

Baş belalarını kabullenmek mi? Niçin peki? Sorunlu olan ve sorun çıkaran onlar olduğuna göre çaba sarf etmek de onlara düşer. Hiç kuşkusuz öyle, ama...

Hava durumu ve meteoroloji örneğini ele alalım. Tatildesiniz, dışarı çıkıp piknik yapmaya karar verdiniz. Şansa bakın ki yağmur başladı ve hava çok kötü. Ne yapacaksınız? Sinirlenir misiniz, homurdanır mısınız yoksa üzülür müsünüz? Bütün bunlar bulutları uzaklaştırmaz (ya da belki çevrenizdekilere göstereceğiniz başka güçler vardır elinizde).

Yapacağınız, daha ziyade kötü havayı kabullenmektir. Durum budur işte, tatilde bile yağmur yağan ve soğuk bir memlekette yaşıyorsunuz. Koşulları kabul etmezseniz iki sıkıntı birden çekeceksiniz: kötü hava koşullarına üzülür ve bundan sıkıntı duyarsınız. Dolayısıyla kabulleneceksiniz. Gerçekten kabulleneceksiniz; yani bütün gün surat asmaktan vazgeçmekle kalmayacaksınız, tatilin de tadını çıkarmaya devam edeceksiniz ve yağmurla birlikte güzel bir gün geçirmeye çalışacaksınız.

Bir yandan da belki anlamaya ve bilgi edinmeye çalışacaksınız: Ne kadar sürecek bu yağmur? İnce ince yağıp duracak mı, yoksa sağanaklar halinde boşanacak mı? Günün ileri saatlerinde, bu bölgede hava durumunun dışında havanın iyi ya da kötü olacağına dair işaretlerin olup olmadığını öğrenmeye çalışacaksınız...

Sonunda ona göre davranıp bir plan yapacaksınız: karşı mı koyacaksınız (yağmura rağmen güzel gezintiler yapılabilir. Meraklılarına sorun isterseniz; sağlam bir ekipmanınız oldu mu, tamamdır) yoksa başka bir şey mi yapacaksınız (sıcak bir yerde kalıp, gevezelik edip çay içmek, bir şeyler okumak, kağıt oynamak)?

Tatile bu baş belası tiplerle birlikte çıktıysanız (şanssız olan her zaman onlardır), onlarla birlikte hareket edeceksiniz: kabullenmek, anlamak, ona göre davranmak...

Kabullenmek

Tersliği kesinlikle kabullenmek gerekir. Gerçekçi olarak. Nasıl ki yağmur, yabanarıları ve ısırganlar, hastalıklar, adaletsizlik varsa aynı şekilde rahatsız edici, kaba davranışlar, benciller ve baş belası insanlar da vardır. Doğanın bir parçasıdır bu. Kabullenmek, sorunu çözmekten vazgeçmek değildir, sorunu olabildiğince sakin bir biçimde çözmeye hazırlanmaktır.

Anlamak

"Bunu niçin yaptığını anlamıyorum! Bir insan nasıl böyle davranabilir?" Dünyayı anlama konusunda ilk refleksimiz onu kendi gözlerimiz, yaşam kurallarımız ve beklentilerimizle kavramaktır. Bu normal bir durumdur, ama yetersiz.

Daha ziyade şu soruyu sormak gerekir: Kafasından neler geçiyor? Nesneleri ve olayları nasıl görüyor? Davranışının doğru olmadığının ya da ölçüsüz olduğunun farkında mı? Değilse niçin? Farkındaysa niçin vazgeçmiyor? Sadece kötü bir insan olduğu için mi? Başkalarına verdiği zararı önemsiz gördüğü için mi?

Bu soruları sadece bir hoşgörü ya da pasiflik alıştırması olarak ("Bana niçin yumruk attığını anlıyorum, çünkü mutsuz bir çocukluk geçirdi ve gözlerinin içine baktığımda kendisini küçümsediğimi sandı") değil, deneyimlerimizi ve sağduyumuzu güçlendirmek amacıyla kişisel bir veri bankasının kuruyormuş gibi sormalıyız. Duygusal deneyimler aracılığıyla güncel sorunlarla daha iyi baş edebilmeyi, bir dahaki seferi daha iyi tahminlerde bulunmayı yavaş yavaş öğrenebilmek için sormalıyız.

Ve ona göre davranmak

Amaç zaten budur. Bu baş belası olan tipler hiçbir şey yapmadan çekilmez! Ama bu insanların karşısında nasıl sakin (bizi sıklıkla sinirlendirirler) ve sağduyulu (insan sakinliğini yitirince sağduyusunu da kaybeder) olacağız? Mükemmel bir dünya beklentisinden vazgeçilmelidir ama böyle bir dünyayı inşa etmekten ya da ona yaklaşmaktan vazgeçmek arzu edilebilir bir şey değildir.

Mümkün olan sayısız strateji vardır; baş belası insanları sakinleştirerek onlara güven vermek, üzerlerinde otorite sağlayarak sınırları belirlemek, onları en kötü durumlarında harekete geçiren sözlerden ve davranışlardan kaçınmak ya da son çare olarak onlardan bir süre için ya da kalıcı olarak uzaklaşmak.

Bu bir şans ya da yetenek meselesi değildir, sadece bu baş belası insanları eğitmeyi bilen kişiler vardır. Baş belası dediklerimiz, bu kişilerin canını kolay kolay sıkamaz. Anlamanın, öğrenmenin, uygulamanın ve denetlemenin mümkün olduğu, kimi zaman bilinçli, kimi zaman sezgisel, farklı becerilerin bir araya gelmesiyle başarılır bu. Şimdi bu konuları derinleştireceğiz.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült