Kişisel Gelişim

 

 

Barış Ve Sevgi Konularında Boş Hayallere Kapılmak

Josef Kirschner


Pek çoğumuz, karşılıklı konuşmalar ve tartışmalarımız sırasında konudan sapmaya, başka yönlere kaymaya meraklıyızdır. Konuşmanın sonunda bir daha asla uyuşamayacağımıza, belli noktalarda buluşamayacağımıza kanaat getirene dek bu tavrımızı sürdürürüz. Böylece de, neticede bir kazanç elde etmek yerine savaşı, kavgayı başlatmış oluruz.

Ancak başarılar ve zaferler problemlerin çözümleri olabilirler. Oysa ki kavgalar ve savaşlar her konuyu çözülmeden bırakırlar. Herkesin herkesi suçlayıp, kendine pay çıkarmaya çalıştığı ortamlardır bunlar.

Sonunda kazanç ve başarıdan söz edilmeyecek kavgalar, sadece iş ve özel yaşamımızda değil, daha büyük boyutlarda da karşımıza çıkmaktadırlar.

Sanıyor musunuz ki, vahşiliklerini gösterecek yer arayan Araplar, İsrail'in tamamıyla yok olmasını istesinler? İsrail'in tam anlamıyla yok olmasını isteyen Arapların sayısı, şeytanı imha etmek isteyen kiliseler kadardır ancak.

Gerçek şu ki; futbol meraklıları bu cevaba itiraz edercesine kafalarını sallayacaklardır. Bu hiç de şaşırtıcı bir tepki değildir. Çünkü pek az kişi, zaferin, savaşmakla değil de, zafere ulaşan yolda önümüze çıkan engelleri bertaraf etmekle kazanılacağını bilir. İşte bu yüzden de, gol atma başarısı, ne maçı kazanmayı, ne yere karşı kaleyi, ne de rakip takımı kafamıza takmadan, topla bütün olup, topun kendiliğinden gole dönüşmesini sağlamaktır.

Eğer bu düşünceyi de iyice benimseyemeyenler varsa, onlara bir soru yöneltelim: "İnanıyor musunuz ki, kafasından bir saniyecik de olsa "tuğlanın" elinden daha sert bir madde olduğunu geçiren ve irkilen biri, elinin kenarıyla, tek vuruşta o tuğlayı kırmayı başarabilsin?"


 

6. Barış ve sevgi konularında boş hayallere kapılmak

Pek çoğumuz, karşılıklı konuşmalar ve tartışmalarımız sırasında konudan sapmaya, başka yönlere kaymaya meraklıyızdır. Konuşmanın sonunda bir daha asla uyuşamayacağımıza, belli noktalarda buluşamayacağımıza kanaat getirene dek bu tavrımızı sürdürürüz. Böylece de, neticede bir kazanç elde etmek yerine savaşı, kavgayı başlatmış oluruz.

Ancak başarılar ve zaferler problemlerin çözümleri olabilirler. Oysa ki kavgalar ve savaşlar her konuyu çözülmeden bırakırlar. Herkesin herkesi suçlayıp, kendine pay çıkarmaya çalıştığı ortamlardır bunlar.

Sonunda kazanç ve başarıdan söz edilmeyecek kavgalar, sadece iş ve özel yaşamımızda değil, daha büyük boyutlarda da karşımıza çıkmaktadırlar.

Sanıyor musunuz ki, vahşiliklerini gösterecek yer arayan Araplar, İsrail'in tamamıyla yok olmasını istesinler? İsrail'in tam anlamıyla yok olmasını isteyen Arapların sayısı, şeytanı imha etmek isteyen kiliseler kadardır ancak.

İsrail olacak ki, Araplar kendilerini göstersinler. Aynı şekilde, şeytan olacak ki kiliselerin çatacak yeri olsun.

Eski Büyük Britanya İmparatorluğu da "şekeri ver tokadı at" metoduyla az mı hükmetti boyunduruğu altındakilere?

Bir "pezevenk" sattığı kızı sevse de, yarın ona yine dayak atacağını bilir.

Bir kadın, kocasını, yeri gelince yüceltmeyi, yeri gelince de hor görmeyi iyi becerir.

Yıllar boyu değişen ve gelişen manipülasyon oyunlarında hep aynı kalan bir şey vardır: "Bu oyunu oynayan bir kimse, kendisini başarıya ulaştıracak beklenmedik fırsatları başkalarına kaptırmaz." Bu, savaştan milyonlar kazananların, savaşın bitmesi için çalışmaları gibi bir şey olurdu herhalde.

Sevgi ve barıştan söz edenlerse, bu savaştan kendilerine pay çıkaramayacaklarını anlayanlardır. Ya da, sevgi ve barış sözcüklerini manipülasyon oyunlarına alet edip, kaybedenleri yanlarına çekenlerdir.

Ola ki, bunca zaman kaybetmiş birisi, günün birinde bu savaşlardan karlı çıksın. İşte o an, barış diye bir şey var mı, yok mu unutuverir.

Zaman ilerledikçe, yeni kanun sistemleri ve yeni tüzükler icat edilmektedir. Yakında bu olanlar öyle bir hal alacaktır ki; kötü niyetli olmayan, kimseyi dolandırmaya kalkışmayanlar dahi bir yolu bulunursa cezalandırılacaklardır.

Bu oyun sistemi içinde sevgi ve barış gibi kavramlar, bizi gerçeklerden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramamaktadırlar.

İşte sevgi ve barış kavramlarını bizlere yutturma teknikleri ve sunuluş şekilleri:

• Barış içinde yaşayabilmemiz için, kırıcı ve hırçın yönlerimizden arınmalıyız.

• Bu türlü duygulardan arınmak için, bunu nasıl yapacağımızı iyi bilen insanlara kulak kabartıp, onlar ne derse, öyle yapmalıyız.

• O halde, kırıcılıktan ürküp sakınmalı, ve hırçınlığa karşıt olan barışa özlem duymalıyız.

İnsanları kötülüklerden koruma ve sakınma hakkını kendilerinde görüp, bundan çıkar sağlayanların: "Madem şimdilik ortada kötülük yok, öyleyse ben bir kötülük yapayım" diye düşünmeleri gerekir. Böyle düşünmezlerse yaptıkları yüce görevin bir anlamı mı kalır?

Sevgi ise, manipülasyon oyunlarıyla bizi kandıranların başka bir oyuncağıdır. Yeryüzünde kaç tane insan: "Bir gün benim de sevebileceğim biri çıkacak karşıma" ümidiyle beslenmekte biliyor musunuz? Eğer bunca insan bu ümitle beslenemeselerdi, ümitsizlikten kahrolurlardı.

"Sevgi" kavramı, başarıya ulaşamayanların, bu eksikliklerini örtbas etmek üzere kullandıkları daimi bir "kavga" ya dönüşmüştür. Bu kavram kullanılarak her şey başka türlü yansıtılabilir, bambaşka şekillerde yorumlanabilir ve insanlarda boş ümitler uyandırılabilir.

Tipik bir diyalog:

  "Neden evlendiniz?"

  "Sevişerek evlendim."

  "0 halde, şu anda boşanmak istemenizin sebebi nedir?"

  "Eşime tüm sevgimi sunmuş olmama rağmen, o beni hayal kırıklığa uğrattı."

Başka tipik bir örnekse;

A, B'ye "artık beni sevmiyorsun, biliyorum."

B sinirlenerek: "Nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin?"

A: "İlk defa olarak bu sabah beni öpmeden gittin."

B kendini biraz suçlu hissederek: "Ah, çok affedersin hayatım! O kadar acelem vardı ki, bunu fark edemedim."

A: "İşte sorun da bu zaten. Ne olduğunu bilemediğim bir şeye, benden çok daha fazla önem veriyordun. Demek ki artık beni sevmiyorsun."

B: "Yo, hayır:.Bu doğru değil. Söyle aşkım, seni ilk günkü kadar çok sevdiğimi sana nasıl ispat edebilirim?"

A: "Bana yeni bir elbise satın alabilirsin."

Belki de A, arzusunu bu kadar direkt bir biçimde dile getirmeyecekti. Ayrıca böylesine direkt bir talep karşısında B: "Üzgünüm, sevgilim, bu ay bütçemizin sınırını çoktan aştık" diyerek karısını akıllıca reddebilecekti.

Manipülasyon oyunlarında joker olarak kullanılan sevgi, her akılcı tezin önüne geçip, yolunu kesebilir.

Nasıl ki bir komutan: "Barış uğruna bu savaşı yapmamız gerekiyor" diyerek kurbanlarını savaşa sürüklüyorsa, aynı şekilde, aynı yöntemlerle manipülasyoncular da ”sevgi"yi kullanarak bizlere istediklerini yaptırırlar.

Madem ki barış ve sevgi daimi bir kavgaya hizmetçilik etmekteler, o halde bu ikisinin "savaşmadan kazanmak" sanatında yerleri olmayacaktır.

Hayat oyununda "kazananlar" tarafında yer alan kimseler, kendilerini o denli severler ki, başka binlerinin kendilerini sevmelerine ihtiyaçları yoktur.

Eğer bir kimse kendi kendini sevmeyi başaramıyorsa, bu eksiğini telafi etmek için başkalarını sevmek arayışına girer.

Sevgiyi başkalarında arayanlar, sırf kendi kendilerinden sorumlu olmak isteyip de, bunu başaramayanlardır. Bu noktadan yola çıkılarak denebilir ki; sürekli "barış" uğrunda çaba gösteren, "barışı" yakalamaya çalışan, "dünya barışını sağlama" idealistleri, kendi içlerinde barışa kavuşamayan kişilerden oluşmaktadır.

Tüm bu sebeplerden dolayı "sevgi ve barış", savaşmadan kazanmak lügatında şu şekilde yer etmişlerdir:

• Başkalarının sevgisini kazanmak arzusundaki biri, kendini yeterince sevmiyor demektir.

• Barışa özlem duyan biri ise, bir başarıya ulaşmak konusunda kendini yetersiz gören birisidir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült