Kişisel Gelişim

 

Aşıklar Şehri

Raylene Abbott


Paris ziyaretimiz sırasında pek çok güzellikle karşılaştık. Aklımızda yer eden sadece güzel manzaralar değildi. Ben aynı zamanda Parislilerin özgüvenlerinden çok etkilenmiştim. Öyle görünüyordu ki Parisli kadın ve erkekler, Amerikalılara nazaran çok daha fazla seksüel özgüven sahibiydi. Bu güvenin dış görünüşleriyle ilgisi yok gibiydi her yaşta, her beden ölçüsünde, güzel ve o kadar güzel olmayanlarda, herkeste vardı. Kadınların çoğunun yüzünde, yüzeyin altından yansıyan duygusal bir doymuşluk vardı. Kendimize bunun sebebinin ne olduğunu sormaya başladık.

Paris'te ilk öğle yemeğimiz Hilton Oteli'ndeydi. Masalar birbirine oldukça yakın yerleştirilmişti. Yan masadaki kişiyle dirsek dirseğe oturmak durumundaydınız. Restoran işadamlarıyla doluydu. Andreas'la yanımızdaki iki adamın yemek yiyişini izledik. Biri çok iriydi, 150 kilo vardı. Ama bizi etkileyen onun iriliği değildi. Bedeninin iriliğine rağmen, çok kibardı. Yemeği sipariş edişi, yemek yiyişi ve giyimi... Her şeyiyle cinsel bir özgüveni yansıtıyordu.

Otel asansörüne bizimle birlikte 60'larının sonlarında bir çift de bindi. Birbirlerine bakışlarından ve öpüşmelerinden, kadının gözlerinde cinsel doyumu görebilirdiniz. Bu bana, Fransız bir arkadaşımın ilişkiler hakkında söylediklerini anımsattı. Bana eski bir Fransız deyişini aktarmıştı: "En iyi çorba, en eski tasta yapılır." Bu yaşlı çift, şüphesiz iyi bir çorba yapmıştı.

Andreas'la, Paris'te gördüğümüz insanlarla Amerika'dakileri karşılaştırmaya başladık. Amerikalı güzel bir kadının gözbebeklerinde sıklıkla tatminsizlik görürsünüz. Belki bu, bağımsız bir kadın olma savaşı verirken, bir erkeğe ihtiyaç duymamak için, onu doğasındaki çok temel bir şeyden vazgeçmek zorunda bırakmıştır: Kadın cinselliği ve doğal duyguları. Bunu gençlerde değil de daha çok orta yaş grubunda görmemizin sebebi ise sanırım bu kadınların görmüş geçirmiş ve ilişkilerinden yara almış olmalarıdır. Bu yüzden kendilerini başka bir ilişki olasılığına kapatmışlardır. Bunu, ilişkilerinde duygusal ve cinsel açıdan doyuma ulaşamamış kadınlarda gördüm. Bu yüzden Andreas'a sık sık "sen benim güzellik sırrımsın" derim. Onunla sevişirken gözlerime parıltılar, adımlarıma hafiflik ve bedenime güçlü bir duruş gelir.

Fark ettim ki Paris'te herkesin mükemmel ilişkileri yok, hatta bazen hiç ilişkileri yok! Sonra kendime onları besleyerek böylesine özgüven kazandıran şeyin ne olduğunu sormaya başladım. İlk sebep, güzelliğin her yerde oluşu. Adım attığınızda gözleriniz sanatla, heykelle ve mimariyle bayram ediyor. Fransız yemekleri sıradan bir yemekten çok sanat eserlerini andırıyor. En basit manavda bile sebzelerin düzeni sanki bir sanatkarın elinden çıkmış gibi. Güzellik her yerde. Güzellik iyilik getiriyor. Güzellik duyular aracılığıyla ruhu besliyor. Fransız dili günlük ifadeleri bile Şiirsel şarkılara çeviriyor.

Görünüşe göre bir insanın genç ya da yaşlı, şişman ya da zayıf, güzel ya da çirkin olması fark etmiyor, herkesin bir cinselliği var. Parislilerin duyguları sanat, yemek, güzel kokular, iyi elbiseler ve şefkatlerini gösterebilecekleri yasaksız yollarla doyurulmuştu.

Erkekle eşitliğini kazanmaya çalışan Amerikan kadını çoğu zaman Amerikan erkeğini hadım etti. Kadının özgürlüğü bu ülkeye pek çok değişim getirmesine rağmen, bazı dengesizliklere de yol açtı. Bazı kadınlar, seksi imajlarından hoşlanan erkekleri hadım ettirdi. Burada tabii, erkeğin kötü niyetli olduğu durumlardan bahsetmiyorum.

Şu ilginç gözlemimi belirtmek isterim; politik arenalarda erkeklerin abartılmış cinsel avantajlarını kınamak ve karşı durmak için gelen kadınlar, gelir artışıyla birlikte ilk önce yüz kaldırma ve liposuction yaptırmaya koşuyorlar. Bu ne demektir? Baştan çıkarıcı olmak istiyorum ama öyle olduğumda da bana bakma ve bana dokunma! Sanırım medya bizi bir seksi kadın imajıyla kuşatıyor. Amerikan kadını bilinçsiz olsa da hala katı kurallar iş görüyor.

Hollywood ve medya, gerçekte ancak birkaç kişiye uyan gerçeküstü bir kadın imajı çizdi. Reklam panolarında, dergilerde, otobüs reklamlarında hep bu doğaüstü seksi kadın imajına maruz bırakıldık. Bu yüzden, çoğu Amerikalı kadının, hatta güzel olanların bile, bedenleriyle barışık olmaması ve bedenlerini kabullenememesi çok normal. Reklam sektörü bize bu kusursuz imajı sürekli diretiyor.

Bugünlerde pek çok dergide bu portrenin değiştiğini, artık daha kilolu ve daha yaşlı kadınlara da yer verildiğini görüyorum. Bunlar, Amerikalı kadının iyileşmesini destekleyecek adımlar. Bu dergileri alan kesimin büyük çoğunluğu yetişmekte olan yeni nesil. Bu yüzden medyanın gerçekçi öğelerle bir kadın imajı çizmesi çok akıllıca olacaktır.

Yabancı filmleri izlerseniz, görürsünüz ki aktrisler de herkes gibidir. İngiliz ve Avustralya filmlerinde genelde gözlemlediğim bu oldu. Karakter rollerini üstlenen aktörler genelde güzellik ikonları değildir. Sanırım, medya da artık bu konuyu fark etmeye başladı.

Yaş ilerledikçe güzellik azalırken bilgelik artar. Bu yaşlarda güzellik artık pürüzsüz bir cilt veya 34 beden bir elbise demek değildir. Fiziksel görünüşten çok daha fazlasıdır. Ruhun güzelliğini besleyen akıl ve yürekteki yüceliktir. Bir kadın gençken, güzellik önünde pek çok kapıyı açar. Ama eğer ruhunun güzelliğini sağlayamazsa zaman görünüşünü çalar. 45 yaş geldiğinde negatif düşünceleri veya kirli duyguları saklamak zordur; beden, içindekini yansıtır. Stresli yaşam tarzı da yıllar sonrasında etkilerini gösterebilir. Şakti dişi enerjisini beslemek ve ona iyi bakmak güzelliği getirecektir. Bu, sevgi dolu bir ilişkiyle de sağlanabilir, sevgisiz bir ilişkiden kurtulmakla da. Sanat, doğal güzellik ve rafine bir yaşam Şakti'yi besler. Meditasyon en güzel güzellik kürlerinden biridir; akıl huzuru, sessiz ve güzel bir ışık olarak yüzümüzden yansır. Ruhunuzla barışmanız gözlerinize ve yaşamınıza parıltı katar. Paris'te öyle güzel bir çevre gördüm ki, bununla beslendiğimi hissettim. İnsanların yüzlerinde, görüntülerinden bağımsız bir cinsel özgüven gördüm. Bu şehir gerçekten aşıklar şehriydi.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült