Kişisel Gelişim

 

 

Aldatılmayı Engelleme Taktikleri

İlhan M. Uçkan


Kadınlar için rekabetin önemi büyüktür. Genellikle de diğer kadınlarla yaşanır. Kadın her zaman güzel olmalı, bulunduğu mekanın merkezinde olmalı, erkeği için tek olmalıdır. Ee, bu böyledir ama ortalıkta bir süredir farklı söylentiler de gezinmekte. Şimdi ilişkide tarafların özgürlüğü konuşulur, savunulur oldu. Bir kadın sevgilisi varken başka binleriyle de olabilirmiş. Sevgilisi de öyle tabii.

Kadınların böylesine bir rahatlığı gerçekten istediğine inanmak çok zor. İnsan eğer böyle bir ilişki biçimini gerçekten istiyorsa kendisini temelli kandırmış demektir. Böyle bir davranış, ancak elden kaçmasından korkulan sevgiliyi ya da kocayı elde tutmanın yeni ve beceriksiz bir yolu olabilir. "Adamı ne kadar rahat bırakırsan, o kadar seni sever ve özgürlüğüne dokunulmadığı ölçüde yanında olur." Kendinizi avutmayın.

Bütün bunlar bir yana, kadın kimliğini kaybediyor yavaş yavaş... Sevgili / koca paylaşılır olmaya başladı. Kadın artık kadın değil. Siz, siz olun, böyle söylemlere pek inanmayın. Bunları söyleyenlerin içleri kan ağlıyor diğer yandan. Kadınları özgürleştireceği umulan fanatik yaklaşımlar, getirdiklerinden çok daha fazlasını aldı götürdü. Güç artık yok. Konuşmalar da ikiyüzlü...

İşte size "okuma parçaları":

Günlük notları:

İlişkimizin üçüncü günü.

Bu gün kötü bir şey oldu. Eski sevgilisi arayıp onunla konuşmak istediğini söyledi. "İyi", dedim. Ne olabilir ki? Sesi çok kötü geliyordu. Konuştular, çok kötü bir halde olduğunu ve yardımına ihtiyacı olduğunu söylemiş ona da.

"Ama biz dışarı çıkacaktık", dedim.

"Sen hazırlanana kadar ben gelmiş olurum”, dedi. İyi.

Ben bu süre içinde yirmi beş kere hazırlanırdım. Sonunda geldi. Bir yandan makyaj yaparken diğer yandan halini inceliyorum. Belli, kız elinden kaçırdığını anladı, değere bindi gözünde, şimdi geri istiyor.

"Ne oldu", dedim.

"Yok bir şey..."

"Nerede kaldın bu kadar saat?"

"Sinir krizleri geçiriyor."

"Sen de oturup yatıştırdın anlaşılan. Niye geldin ki, haydi defol git, madem onunla olmak istiyorsun!"

"Ben onunla olmak istemiyorum. Bitti çoktan..."

"Ben böyle üçgen, dörtgen ilişkilere gelemem. Sokağa adım atsan böylelerinden on tane bulursun. Senin ne farkın var?"

Bu konuşmalar boyunca arada aynaya bakıp kendimi kontrol ettim. Ağlarken gözlerim ne güzel yeşil yeşil parlıyor. Benim gibi bir cadıyı aldatmak da, terk etmek de kolay olmasa gerek. Beş saat bu eskiyeni sevgiliyi kovalamaca sahnesini oynadıktan sonra "Barışayım bari, ne yapayım dedim. Ama unutmuş gibi de yapmadım.

Akşam kanepede sarılıp uzanmış, televizyon seyrediyorduk. Şu eğlence programlarından birini. Dansöz çıktı. Öyle bir baktı ki, kıskandım tabii.

"Biliyor musun, üniversiteye başladığımda geceleri para kazanmak için birkaç kulüpte dansözlük yapmıştım", dedim.

Dönüp yüzüme baktı ciddi miyim diye.

"Haydi canım, uyduruyorsun", dedi.

"Hala dansöz kılıklarımdan bir duruyor, istersen giyeyim de gör", dedim.

Ben hareketlenip yerimden kalkınca iyice şaşırdı.

"Kalk da göstereyim", dedim, "bu kanepenin altındaki kutuda duruyor."

Hemen kalktı. Hem şaşırdı, hem de hoşuna gitti, halinden belli. Yerinden kalkıp kanepenin yanında dikildi.

"Yardım edeyim mi?", dedi.

"Şakaydı", dedim kıkırdayıp. "Ama bak göstereyim gene de", deyip teybe şu Arap göbek havalarından birini koydum. Sesini açtık sonuna kadar, birlikte göbek attık.

Televizyonu da kapattık.

Kız bugün gene aradı ve bana anlatacağı şeyler olduğunu söyledi.

"Benim senden öğrenecek bir şeyim yok," dedim kapadım telefonu suratına.

Tekrar aradı ve sevgilimle konuşmak istediğini söyledi.

Bu arada o da yanımda.

"Konuşamazsın!", dedim, telefonu gene kapadım.

Sonra hışımla sevgilime dönüp, "Onu hemen arayıp bir daha asla buradan ya da başka bir yerden seni aramamasını söyle. 'Yok söylemem' diyorsan, git o zaman o şıllığın yanına. Gelemem ben böyle şeylere!", dedim.

"Ama böyle bir şey nasıl söylenir?", dedi.

"Git o zaman", dedim. Aradı.

Sevgilimin arkadaşlarından kızın ağlayarak olanları onlara da anlattığım duydum, ama bir daha kızın sesini duymadım.

Ne zaman bahsini açsam adını yanlış söylüyorum. "Adı o değil şu", dediği zaman da, "İyi bari, bir de onun adını aklımda tutmaya çalışayım", diye tersleniyorum.

Ama öyle.

İşin tuhafı bunu oynaya oynaya kızın adı kafamda sahiden karıştı. Yanlışlıkla doğrusunu söyleyeceğim diye korkuyorum.

Evlendik.

Zaten ilk günden beri evleneceğimizi biliyordum. Biraz ağladım evlenelim diye, ama olsun, evlendik işte... Ne de olsa erkekler evlenmekten korkuyorlar.

Bu gece salonda müzik setine yabancı bir kadın şarkıcının CD sini koymuş keyifle dinlerken buldum onu.

Hemen, "Hangi sürtüğün şarkılarını dinliyorsun gene, sen artık beni sevmiyorsun galiba?", diyerek üzerine saldırdım şaka yollu. Öyle şaşırdı ve şoke oldu ki anlatamam.

"Kıskançlığın bu kadarına da yuh!", dedi.

"insanın böyle böyle beynine girer bu kadınlar, sen bilmezsin", dedim.

Hemen ortadan kayboldum tabii, bu konuşmaların bir açıklığa kavuşmaması gerekiyor ne de olsa. Bıraktım o kendi kafasından boşlukları doldursun.

Eski karısı aradı.

"Sesi aynı porno yıldızları gibi çıkıyor, vardır bir nedeni," dedim.

Dün gece televizyonda Meg Ryan'ın oynadığı bir filmi seyrediyorduk. Güzel filmdi. Kocam da iyice kaptırmış kendini...

"Saçlarımı yarın sarıya boyatacağım," dedim olmadık bir anda.

"Ben san saçtan hiç hoşlanmam, yapma sakın," dedi.

"O zaman ne diye kadının ağzına düşecekmiş gibi seyrediyorsun?"

Çok eğleniyorum bunları yaparken. O şaka mı yoksa gerçek mi olduğuna bir türlü karar veremiyor.

Biraz önce iş yerini aradım. Yarım saat önce aradığımda şirket dışında toplantıda olduğunu söylemişlerdi. "Neredeydin?", dedim ilgisiz bir sesle.

"Toplantıdaydım", dedi.

"Kimler vardı toplantıda, kadınlar var mıydı, asıldılar mı sana, kırıştırdın mı hepsiyle?..."

Kocam da cevap olarak "Ne diyorsun yaa?" dedi.

Ne dersem diyeyim, boş laf mutlaka bir yer doldurur.

Bugün çatladım. Gene eski karısı arayıp telesekretere not bırakmış.

Eve geldiğinde "Bir daha aramasın bu porno yıldızı sesli kadın", dedim.

"Bir şey soracakmış", dedi.

"Gitsin kocasına sorsun, o aptal mı bilmiyor. Sen benim kocamsın, sorulacak şeyleri ben sorarım", dedim.

Oh be!

Tomb Raider gibi dijital sürtüklerin olduğu oyunları oynaması yasak!

Çekmecesinde bir kızın fotoğraflarını buldum. Bir yerden tanıyorum, ama nereden?

İçim daraldı. İşten gelene kadar telefon edip kavga etmemek için zor tuttum kendimi. Ne de olsa telefonda harcanacak mesele değil.

Gelir gelmez nefes almadan attım önüne.

Ablasının kızıymış meğer. Tanıdığı bir ajans varsa versin diye getirmiş fotoğraflarını.

Çok güldü.

Gülsün.

Aptal mıyım da ben böyle şeyler yapıyorum? Elbette bugünün işini yarma bırakacak değilsiniz. Sınırlarınızı ilk günden belirlemeniz ve bu sınırların dışına çıkıldığında da kolay kolay affetmemeniz gerekiyor. Zorla affettiğiniz zaman bile arada bunu ısıtıp önüne sürmelisiniz ki, artık rahata erdiğini sanmasın.

Ayrıca inanın bu tür kıskançlıklara bayılıyorlar. Ne de olsa egolarını besleyecek bolca malzeme veriyorsunuz. Kendilerini o kadar iyi hissediyorlar ki, çevrelerindeki bütün kadınların onların peşlerinde olduğuna o kadar çabuk inanıyorlar ki, kısa zamanda bu ilgiden sıkılıp her kadına (sizden başka, bazen haddini bilemeyip size de) kötü davranmaya başlıyorlar. Ee, kim ne yapsın böyle kaba bir erkeği? Onlar da herkesi kendinden kaçırdıktan sonra, kendisini hala olduğu gibi seven kadına tıpış tıpış dönüyorlar.

Aldatılmanızı engelleyecek en önemli şey aslında böyle kötü bir durumda sevgili / kocanızın kendini atacağı riski onun gözünde abartmaktır. Kaybedeceği şeyin değerini ölçmeyi ona bırakmayıp kendiniz belirlerseniz, eninde sonunda o da sizin kendinize biçtiğiniz yüksek değere ikna olacaktır. Hiç yoktan "Kimbilir daha bilmediğim, salaklık yaparsam da öğrenemeyeceğim neleri var?", gibi bir hisse kapılır. Bu hissi ne kadar canlı tutarsanız, o kadar yararınıza olur.

Gittiğinde asla geri dönemeyeceğine, dönse bile artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına inandırmak çok önemli. O zaman, "Kısacık bir şey için kurulu düzenimi bozmaya değer mi," diye düşünür, sizin de aynı nedenlerle onu affedebileceğiniz aklına bile gelmez, kendini anında buna değmeyeceğine ikna eder.

Yani bir başka kadın, evinde onu şefkatle kucaklayan kadından ne kadar olağanüstü olabilir ki? Takla mı atar? iyi amuda mı kalkar? Siz onu şefkatle ve içtenlikle, bütün yüreğinizle severken, ama minicik bir halt ettiğinde bile şu acımasız ve zorluklarla dolu hayatta onu bir başına bırakıp terk edecekken başka kadınlar havada parende atsa ne olur?

Zemini kaygan tutmayı sakın ihmal etmeyin, böylece üzerindeki size ihtiyaç duyar. Başka maceralar arayacak hali de kalmaz yorgunluktan.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült