Kişisel Gelişim

 

 

Adamlığın Okulu Nerede?

Seha L. Meray


"Okumuş" olmakla, "adam" olmak çok başka şeyler. Kimileri vardır, okumuşlukları, işleri, güçleri ne olursa olsun, "adam" olmadıklarını olamadıklarını biliriz. Onlar da yanıltmazlar bizi. Sanki bekleyişimizi boşa çıkartmamak istercesine, ne yapıp yaparlar, bir davranışlarıyla, "adamlık dışı" düşerler.

Çok mu zor "adam olmak?" Kimilerine bakınca, öyle olduğu anlaşılıyor. O hep bildiğimiz öyküdeki baba, kuşaktan kuşağa yaşamakta; "Ben sana, vezir olamazsın, demedim; adam olamazsın, dedim!" sözleriyle, şaşmamıştı oğlunun yaptıklarına. Şeyh Sadi'nin sözlerini nerelere assak, yaramayacak kimilerine: "Ne kadar çok bilim okursan oku, davranış yoksa cahilsin. Bilimine uygun davranmayan kimse üzerine birkaç kitap yüklenmiş bir hayvandan başka bir şey değildir. O beyinsizin üzerinde odun mu var, defter mi, haberi yok!"

Bakın Atatürk ne diyor Napoleon için: "Napoleon kimdir? Taç ve macera peşinde koşan bir insan!" Ya Bismark? "Bismark ise tacidara hizmet eden adam, ben böyle değilim." Tarihimizden bir Cemal Paşa için yargısıysa şöyle: "Cemal Paşa değerli bir adam idi. Fazla jest ve gösteriş o zavallıyı böyle hiçine kurban etti."

"Okumuşluk", yalnız, belirli yaşlarda, birtakım okullara gidip, öğretilenleri ezberleyerek, sınavlarda ya da sınav dışında "bülbüller gibi ötmek" mi? "Diploma" aslında, bir zamanlar öğrenebilmiş olduğumuz, sonra da unutulmuş konuların adlarını gösteren bir dizelgeden başka bir şey mi? Hele, bilginin her an yenilendiği bir ortamda kendimizi yenilemiyorsak?

"Okumuşluk", sanırım her şeyden önce, gerçek bir alçakgönüllülük vermeli kişiye. Öyle yapmacık, öyle "Aman beni bir kat daha övsünler." özlemiyle değil, içten, bilinçli bir alçakgönüllülük.

Nasrettin Hoca vaaz verirmiş camide. Dinleyenlerden biri bir soru sormuş. "Bilmiyorum." demiş Hoca. Bir başkası bir başka soru atmış ortaya. "Bunun da karşılığını bilmiyorum." demiş Hocamız. Bir üçüncü soruyu da yanıtlayamamış. Cemaatten biri, "Peki, Hoca" demiş, "hem sorduklarımızı bilmezsin, hem de kalkar, o yüksek yere çıkarsın; oldu mu ya?" Hoca gülmüş: "Ben bildiklerimle orantılı olarak bu kadarcık yükseğe çıktım; bilmediklerim oranında yükselecek olsaydım, başım arşa değerdi!".

Kimi okumuşlar, aldırmıyorlar Hocanın dediklerine. Cicero'nun Pompeius'u tanımlarken söyledikleri, onlara da uygun düşüyor: “Kendilerini rakipsiz sevenler!” Bu kadarla da kalmayanlar var; "rakipsiz hayran" oluyorlar kendilerine. Böyleleri, kendilerine toz kondurmazken, başkalarında kusurlar arayıp dururlar. La Rochefoueauld da görmüş böylelerini: "Kendimizde hiç kusur olmasaydı, başkalarının kusurlarını seçmekten böylesine zevk alır mıydık?" diyor. Şu sözler de onun: "Yalnız küçük kusurlarımız olduğuna inandırmak isteriz herkesi."

Kimi okumuşların yanlarına varılmıyor kendilerini beğenmişliklerinden. Kendini beğenmişlik de yetmiyor kimilerine: Bir de kıskançlık ekleniyor. Sanki başkasını kıskanıp durmakla, kendinden daha iyi olanı çoğu zaman o yokken yerip karalamakla, kendi bilgisini daha büyük gösterecek sanıyor kimileri!

Korkaklık da eklenir kimi zaman. Belki korku yatıyor her şeyin altında; korkak oldukları için her şeyi öğrenmek istiyor kimileri; korktukları için "bilgi" ile silahlanmak istiyorlar. Kıskançlık için söyleneni Cervantes korku için söyletiyor Don Kişot'da: "Korkunun pek çok gözü var, yer altındaki şeyleri bile görür!"

Tutku, kendini beğenmişlik, kıskançlık, korku, hepsi bir araya gelince, "adamlık" nasıl yer bulsun kendine? Kendini beğenmiş, kıskanç, korkak, tutkulu kişine ölçüde bilgili, ne kadar "okumuş" olursa olsun aklı hep başka şeylerde: Kendinden güçlüyü saymalı, kendinden güçsüzü ezmeli; "daha büyük" olandan korkmalı, "daha küçük" olanı korkutmak durmadan. Kolay iş değil, doğrusu, "Tutsak olanın bir efendisi var ancak! Tutkusu olanın, çıkarlarına yararlı sandığı kaç kişi varsa, o kadar efendisi oluyor." demiş La Bruyere.

Yanlış sonuçlar da çıkarmayalım bütün bunlardan: Bilgiye saygımız yine sonsuz kalmalı. Bilgisini adamlıkla birleştirenin elini öpülür sayalım yine. Bilginin kendi başına suçu ne? Hölderlin haklı değil mi: "Meyvesi çamura düşüyor diye ağaca mı lanet ediliyor?" Bilgi, kimi zaman, "adamlık" nasibi olmayanlara da "düşüyor"; işte o kadar.

Rahmetle anarım anacığımı. Böylelerini gördükçe, "Doktorluğun, mühendisliğin, avukatlığın, şoförlüğün, şu ya da bu mesleğin okulu var; adamlığın okulu yok ki!" derdi.

•
 Çocuklarımıza eğitim verirken kendi dünyalarında ilk önce tanrıları ve gökteki yıldızları öğretmek büyük bir kötülük ve aptallıktır.  

MONTAIGNE

•
 Okul benim ciddiye aldığım, zaman zaman beni kızdıran biricik çağdaş kültür sorunudur. Okul bende çok şeyin canına okumuştur; benim kadar ünlü sayılmayan pek çok kişi tanıdım, onlarda da benimkine benzer bir durum söz konusuydu. Okulda sadece Latinceyi ve yalan söylemeyi öğrenmişimdir.

Hermarn HESSE

•
 Gün geçtikçe neyi bilmediğimizi anlarsa, aylar ilerledikçe neyi kazandığımızı unutmazsa, bu kimse için öğrenmeyi gerçekten seviyor, diyebiliriz.

Tzu HSRA

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült