Yine Devrik Cümle

Sabahattin Eyuboğlu


Benim gibi sanatın kendini yapmayıp lafını edenlerin başına sık sık gelir: bir şeyi tutturur, mühimser, mesele yaparız. Kimse için mesele bile değildir belki bu; ama herkesi ilgilendiriyor, düşündürüyor gibi gelir bize. Onun için korkarım mesele olmayan bir şeyi mesele yapmaktan. Hele politikaya düşüncenin baş köşesini veren; vermek zorunda kalan zamanımızda sanatın, edebiyatın iç meseleleri çoğu okuyuculara ıvır zıvır gibi geliyor. Elalem can pazarında, sen tutmuş kelimeler, cümleler, renkler, biçimler üstünde oynuyorsun diyorlar size. Siz de mazur görüyorsunuz bu öfkeyi, haklı görmeseniz bile. Doğrusu bu zamanda sanatçının da, sanat lafım edenin de halkın karşısına en içten, en köklü en sahici kaygılarıyla çıkması gerek.

Yeni Ufuklar gibi pir aşkına hizmet gönüllüsü bir dergide Devrik Cümle üstüne düşündüklerimi yazarken önemli bir memleket meselesi üzerinde durduğumdan emindim. Evdeki pazar çarşıya uymadı yine, Okuyan eş dost ya hiç lafım etmedi, yahut ta: Böyle bir meselemiz yok, dil zorlanmaya gelmez, kendiliğinden gelişir, asıl kafadır değişmesi gereken, kelimeler, cümleler birer vasıtadır nihayet... deyip kestiler. Bu meseleyi benden önce ele alanlar da başka türlü karşılanmadı, hatta aralarında, zararlı düşünce yaymak, öz geleneklerimizi yıkmakla suçlandıranlar oldu. Neden acaba? Belki de biz gereğince anlatamıyoruz bu meselenin önemini, devrik cümlenin yazı dilimize girmesiyle neler kazandığımızı ve kazanacağımızı, şimdiye kadar hor görülmüş olmasından neler kaybettiğimizi.

Evet, her halde iyi anlatamıyoruz ki Muvaffak Şeref dostumuz bile, meseleyi ciddiye alıp Forum’da uzun bir yazı yazdığı halde, beni, bütün iyi niyetlerime rağmen, yanlış bir yola girmekle suçlandırıyor, kendimi harcadığım için acıyor da bana üstelik. Güya ben artık hiç düz cümle kurmayalım, asıl Türkçe cümle devrik cümledir demişim. Böylece ben devrik cümle yasağına karşı, ondan daha anlamsız bir düz cümle yasağım savunmuş oluyorum. Arkasından Muvaffak Şeref, dilimizi Arnavut ağzına çeviren devrik cümle örnekleri ve en iyi şairlerimizin, genç hikayecilerimizin bol bol kullandıkları düz cümle örnekleri veriyor. Sanki düz cümle ile rahat söz edilemez, her devrik cümle ise kendiliğinden güzeldir, diyen varmış, olabilirmiş gibi. En aşırı devrik cümlecilerde bile böyle bir saplantı, böyle bir sapıklık gördüğümü hatırlamıyorum. Muvaffak Şeref böyle bir taktiğe neden başvurdu acaba? Tartışmada kolay bir başarı sağlamak için değil her halde. Buna düşmeyecek kadar olgun kişidir. Devrik cümle akımında aşırılık, ölçüsüzlük gördüğü, bunu yazı dilimiz için bir tehlike saydığı için olacak. Bu gidişle gençlerimiz bütün cümlelerimizi devirecek, Türkçe alt üst olacak diye korkmuş belki. Öyle ise aşın bir kuruntuya kapılmış Muvaffak Şeref. Şimdilik Türk düşüncesi aşın, ölçüsüz, insafsız bir düz cümle yapmacıklığı içindedir. Günlük gazeteler bir yana, Forum dergisinin baş yazılarına henüz bir tek devrik cümle girmemiş, kolay kolay gireceği de yoktur. Bunca gayretlere rağmen konuşur gibi yazmayı laubalilik, densizlik sayan, devrik cümleyi ciddilikle uzlaştıramayan düşünce ve bilim adamlarımız ezici bir çoğunluk henüz.

Muvaffak Şeref yazı dilinde kabuk kırmak isteyenlerin aşırılığından değil, kabuklar içinde rahat edenlerin yenilik filizlerini koparmasından korksun. Ama asıl düşüncesini belki de yazısının sonunda söylüyor Muvaffak Şeref. Birdenbire, usanmış gibi bu girdiği münakaşadan:

Devrik, düz, eksik cümle mesele, hele memleketimiz için her şeyden önce, düşüncelerde, dertlerde, aydının işe yarar düşüncesi, anlatacak derdi olsun. O zaman:

Kurban olam kalem, tutan ellere!

Yani, küçümsüyor benim büyüttüğüm meseleyi. Bırakalım cümle oyunlarını da düşüncelere, dertlere gelelim demek istiyor. Hangi düşüncelere, hangi dertlere acaba? Yazı dilimizin düşünülecek, dert edinilecek tarafı hangi meselemizden, niçin daha az önemlidir? Aslında bütün meselelerimiz birbirine bağlı değil midir? Bir meselede varılan aydınlık öteki meseleleri de aydınlatmaz mı? Muvaffak Şerefin iktisat kadar edebiyat meseleleriyle uğraşması bundan değil midir? Aramızdaki anlaşmazlık bunlardan gelmiyor sanırım. Muvaffak Şeref şekille özü ayrı ayrı düşündüğü ve önceliği öze verdiği için şekil kaygılarını bir özden kaçma yahut bir özsüzleşme sayıyor. Özün yanında sözün lafı mı olur onca: Peki ama nasıl ayırabiliyor özü sözden, düşünceyi biçimden? Birlikte, birbirinden, bir anda doğmuyor mu bunlar canla ten gibi? Öz değişince, söz değişince öz de değişmiyor mu?

Gelelim şimdi bizim meselemize, küçük meselemize: Ben dedim ki yahut diyorum ki, yazı dilimizde devrik cümleden yana bir gelişme var. Aşırısı, ölçülüsüyle, tabiisi zorlamasıyla bu gelişme önümüzdeki bir gelişmenin belirtisidir. Kelime yenileştirmeleriyle kalan Dil Devrimi de, cümle kuruluşunun katılaşmış kalıplarını zorlayan devrik cümle de çağımıza uyma çabamızın, halktan ve hayattan yana gidişimizin tabii sonucu, ister istemez gidilecek yoludur. Aslında bu, devrik cümle meselesi değil, yazı dilimizin eski harfimiz, eski lügatimiz gibi, güzel de olsa kapalı, içine çevrik, kısır kalıplardan sıyrılıp konuşurca, düşünürce, yaşarca olmasıdır. Şairin iyisi gibi, yani halk gibi kurmağa başlıyoruz cümlemizi: İçimizden düz gelirse düz, devrik gelirse devrik, eksik gelirse eksik, Laubalilik değil, ciddiliğin (ki sahihliğe varır bugünce anlamı) ta kendisidir böylesi cümle kuruluşu. Doğulu milletler de hep geçmiş bu yoldan. Onun için şiir dilleriyle felsefe dilleri arasında fark yoktur onların cümle kuruluşu bakımından. Dili zorlayan vezin, kafiye kalıplarını kırmaları da ikiliği ortadan kaldırmak içindi. Hoş Şiirin iyisi her zaman vezne kafiyeye rağmen de serbest konuşurdu ya.

Kısacası, mesele cümle kuruluşumuzun hep ayni kalıba dökülmeyerek içten gelme, düşüncenin akışına bağlı, kendinden, değişken bir düzene kavuşması meselesi. Ama, diyeceksiniz, ne diye zorlayalım kendimizi? Hep düz cümle ile yazmağa alışmışız: bekleyelim, yavaş yavaş, kendiliğin devrik cümle de yazılarımıza girsin, ne diye acele edelim, yadırgatalım kendimizi? Tabii olmakta, hür düşünüp yazmakta, çağımıza ayak uydurmakta çok geç kalmışız da ondan. Hem en tabii şeyler de kendiliğinden doğmuyor her zaman. İnsan doğumu bile bazen, hele yaşlı kadınlarda, bıçak istiyor. Harflerimizi, bilim terimlerimizi, isimlerimizi de kendimizi zorlayarak değiştirmedik mı? Ayak uydurmak için bir kaç zoraki, hatta gülünç adım atmışız ne çıkar? elverir ki katıldığımız yürüyüş ileriye, yeni değerlere doğru olsun.

Bu açıklamadan sonra umanın anlaşırız Muvaffak Şeref dostumla. Geriye devrik cümle örnekleri üstünde zevk birliğine varmak kalır ki bu kadarını artık isteyemeyiz birbirimizden. Benim rahat dediğime zorlama, usta dediğime acemi diyor Muvaffak Şeref; desin. Devrik cümlenin nerede yerinde olduğunu o daha iyi bilsin. Benim şairlere baş vurmam, devrik cümlenin Türkçede, en güzel Türkçe yeri olduğunu belirtmek içindi. Okullarda bize şairlerin devrik cümlelerini hep düzleştirirler, doğrusu budur sanısını verirlerdi diyordum. Verdiğim örnek değil bu yanlış yolda üstünde durulması gereken. Devrik cümle akımında Bay Ataç’ın payına gelince, Muvaffak Şeref bir başkasını gösterinceye kadar, ben yine onu öncü bilmekte direneceğim, hoşgörsün.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült