Yazlar Ve Kitaplar

Enver Aysever


“Yazın ne okumalı?” sorusuna ne kadar sinirlendiğimi anlatmama bilmem gerek var mı?... Mevsimine göre giyinmek, beslenmek zorunlu elbet, ya kitap seçimi için bu türden ölçütü ilk kim koydu? Sonbaharda şiir okumakta yarar var, çünkü sarı yapraklar sokaklarımıza tatlı bir hüzün katar, buna ancak lezzetli bir şiir eşlik eder, diye düşünülebilir sözgelişi! Ya da kış soğuğuna direnmek için içinde ev, sıcaklık, sevgi geçen öykülere yolumuz düşmeli desek, yanlış olmaz! Bahar doğaldır ki yaşam sevinciyle gelir, zihinler açılır... Deneme okumak için iyi zamandır... Bu aptalca akıl yürütmeleri çoğaltabilirim.

Söz konusu yaz olunca tembelliğe uygun ve sıcağa dayanıklı roman okumak gereği de sanırım buradan doğar! Kitapçıların yaz başında hafif kımıldanması, satışın artması, tatil sürecinin başlamasından kaynaklanır, bunu anlarım. İnsanların zamanını okuma eylemi için ayırması da bir yere dek anlaşılır. Hoş ben, okur oburların mevsimi olduğundan kuşkuluyum ya, onlara dört mevsim yetmiyor! Romanlar ve yazlar arasında modaya uygun bir sürecin olması yadırgatıcı elbette. Plaj kitapları denen acayip kavramın ne anlama geldiğini bulmak zorundayız. Üstelik hangi roman sorusuna yanıt bulmamız da gerekiyor.

Modern zaman yaşantısı, sınırlı günlere indirgenen tatillere mahkûm ediyor hepimizi. Tüm bir yılı, bu dinlence düşünü kurarak geçirenlerin olduğunu okuyoruz! Hal böyle olunca da, sürekli ertelenen eylemlerin açığa çıktığı bir süreçten söz ediyoruz. Sayılı gün çabuk geçer derler. Hasretlik için ya da cezaevinde bu sözlerin anlamı yerli yerinde olur, oysa içinde haz, mutluluk olması gereken tatil günlerinin çabuk geçeceği kaygısı, daha işin başında tadı kaçırır sanırım. Eh tüm zamanını bu kısacık süreci iyi geçirmek isteyen kişinin, plajda okumak için doğru, mevsimlik kitabı bulması da büyük beceri işidir. Her derde deva magazin dergileri, kimi köşe yazıcıları, reklamın dahi çocukları burada anahtar görevini üstlenir. “Yaz kitapları” böylece oluşur.

Bir “Yaz kitabı nasıl seçilir?” sorusu, anlaşılan hayli anlamlı. Hangi renk bikini giyileceği konusunda kafa patlatan birinin, buna uyumlu bir kapakla sahilde arzı endam etmeyi istemesi doğal. Yazları turunculu, yeşilli, sarılı kitap kapaklarının talihi açık demek ki! Dahası kalın ama kolay taşınır bir kitap olması da şart! Bavulda çok yer tutmamalı ve dahası çarçabuk bitmeli ki, kişide doygunluk hissi uyandırsın. Bir de hafif dokunuşlar olmasında yarar var. Polisiye biraz olmalı içinde, tutkulu bir aşk, hararetli sevişmeler... mutlu da bir son eklense iyi gelir. Sahil püfür püfür eserken hoş düşlere dalınır. En önemli mesele, okurken kapanan gözkapakları açıldığında kişinin nerede kaldığını ve öyküyü unutmamasıdır! Böylece yaza uygun kaba bir tarif yapmış olduk.

Kişisel gelişim kitaplarında kimlik ve umut bulmaya çabalayan okurun derdine de deva olmak gerek, karanlık kıştan hüzünle sıyrılan aşk açılısına da! Ülkedeki siyasal tartışmalardan yorgun düşen ve acilen entelektüel takviye gereksinimi duyan okurun sorunu da çözülmeli, tarihi bir tartışmada yenik düşmek istemeyenin de! Bu listeyi uzatmak mümkün! Eh madem

pazarlama çağının denklemi içinde yolumuzu bulmaya çabalıyoruz, biz yazarlara düşen gereğini yapmak ve yaz kitapları için kolları sıvamaktır!

Bu modanın kökü nedir, diye düşününce pop müzik şarkıcılarının “haydi bütün eller havaya” diye tabir edilen yaz şarkıları üretmelerine dayanan bir geçmiş çıktı karşıma. Yaza yaklaşırken oynak, kıvrak, şen şakrak şarkılar yapılarak kış uykusuna yatmış duyguları uyandırmak hedefleniyor. Bronz ten, şaha kalkmış duygulara eşlik etmek için kurgulanmış benzersiz eserler bunlar! Ağırlıklı olarak tıs çak çak çak, tıs tıs türü ritimlerle bir altyapı oluyor, üzerine tekerleme tadında bol aşk, sevda, sevişme, tepişme türü sözler ekleniyor. Nakaratta heyecan doruğa yükseliyor ve konuya adını veren “haydi şimdi bütün eller havaya” kıvamına erişilmiş oluyor. Mesele bu!

Yaz kitabı yazacak kimse, bu pop şarkı üretme eyleminin edebiyattaki karşılığını bulmakla görevli. Yöntemi kaptıktan sonra hemen çalışmaya koyulup, uygun bir yaz kitabı yapmak mümkün. Eğer bir roman yazacaksanız, ki yazın iyi gider, sınırlı zekada birinin kolayca kavrayacağı bir aşk buldunuz mu, hele bunu Türkçe, İngilizce ve bilmem nece olan başka dillerin karmaşası olan bir yapıda yazdınız mı, iş bitti demektir. Ha Twitter tadında olursa kitap daha da iyi. 140 karakterli düşünen bir kişinin anlayacağı derinlikte. Yok eğer bu kadar bile zaman yoksa, o zaman bir köşe yazıcıysanız, hemen yaza özgü bir seçki yapmak iyi gelir. Aşk, dostluk, ermişlik, ruhsal hoşluk, öte dünyadan haber verme başlıkları altında, okurda bir yaz esrikliği yaratacak biçimde kurgulanmak. Dil olarak ağdalı, hayranlık uyandıracak kalabalıkta olmasında yarar var! Üstelik ne yazacağınızdan önce, hangi kapak ve hangi reklamcı sorusuna da yanıt bulmalısınız!

Muhtemelen yaz sıcaklarından kafayı yemiş durumda yazdım bu satırları. Tarihi bir belge olarak kalsın istiyorum.

Başıma güneş geçmiş, soluk alamaz vaziyette yazdığımı da söylemeliyim. Kitap dağları arasında kıvranıyorum. Ne tek satır okumak, ne yazmak geliyor içimden. Bedenim ve doğam bu iklim koşullarına uygun değil demek. Denedim, acaba yaz kitapları iş görür mü diye, a bir baktım yoğun bir kusma eklendi rahatsızlığıma... Neden anlamadım!

Geceleri kabus görmemek için yağlı ve ağır yemekten kaçıyorum. Mümkün olduğunca kımıldamamaya özen gösteriyorum. Televizyondaki hareketli resimlere bakıyorum ama ne izlediğimden de emin değilim. Kitaplardan tırım tırım kaçıyorum. Bir yaz şarkısı vardı, dilimde hep o:

“Oynatmaya az kaldı, doktorum nerdeeeeee...”

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült