Sabahattin Ali Ve Dürüstlük

Mustafa Kutlu


Kendi hareketleri, davranış ve düşünüşlerini sıkı sıkı eleştiren yazar, kendi kendisine karşı son derece samimi olduğu için, içi dışı bir olmaya dikkat eder. Onun eleştirici gözleri topluma ve kişilere aynı gözle baktığı, bilhassa ruhi meselelerde, psikolojik tahlillerde çok başarılı olduğu için, dürüstlüğü ve riyakarlığı birbirinden ayırmaya önem vermiştir. Kişinin en çok yaklaşabileceği ve dikkatle izleyebileceği ruh, öncelikle kendi ruhudur. Ve kişilerin çeşitli durumlarda göstermiş oldukları reaksiyonlar insanın yapısını teşkil eden ortak özelliklerden dolayı bir yerde ayniyet gösterdiğinden, yazar kendine yönelmiş, içinde bulunduğu durumlarda vicdanının muhasebesi ile hareketlerini değerlendirmeye çalışmıştır.

«Hiç bir telkin, hiç bir nasihat beni biraz olsun sükûnete getiremezdi. En akıllıların sözlerinde bile zayıf ve alay edilecek taraflar bulmakta büyük bir maharet sahibi idim.» (Bir Skandal).

Bu ince sık dokuma merakını en fazla (içimizdeki Şeytan)ın Ömer’inde görüyoruz.

«Seyyar fazilet abidesi halinde gezmek istiyor.

Belki de iyilik etmek ihtiyacını duyan ve bunu hasbi olarak yapan biridir... Kendimiz iyi olamıyoruz ve başkalarının iyiliğini küçük görmek için onlara reklamcı, hayır dua avcısı hatta riyakar diyoruz..» (içimizdeki Şeytan).

Yazar, hareketlerin çıkış noktalarını yakalamak ve bunların geçerlikte olan morallerin dışında hür bir değerlendirmesini yapmak istiyor. Ama içinden geldiği gibi hareket eden bir insanın bu hareketlerinin gerçek değerlendirilmesi o kadar zordur ki, yanılmalar alabildiğine olur. Ömer mütereddittir. Sonunda kabahati kendisinde bulur. Oysa bütün bunlar çelişkilerinin sonucudur. O, değerler sistemini kuramamış, S. Ali’nin marazi tiplerinden biridir.

«Ömrümde yapmadığım şey. Ne kimse beni teselli etmeli, ne ben kimseyi. Riyakarlık tesellide son haddini bulur. Bu arada çehrelerin aldığı teessür ifadesi, o biraz yukarı kalkıp birbirine yaklaşan kaşlar, o hafif hafif anlayışlı bir tavırla sallanan baş ve o derinden çıkarılmaya çalışılan matemli ses insanı deli eder.» (içimizdeki Şeytan).

Bu moral dışı değerlendirme tutkusu, daha doğrusu yazarın olay ve hareketlerin dibinde yatan gerçeklere eğilme alışkanlığı (Çilli) hikayesinde de açıkça görülmektedir. Hikayenin kahramanı «Nigar» sevdiği tarafından aldatılmasını dürüstlük açısından şu şekilde değerlendirmektedir:

«Babamdan izin çıkarsa nikah edeceğim deyip tutturdu. Canım keyfine kalmış bir şey, ister etsin ister etmesin vız gelir. Ama günün birinde baktım gebeyim, hemen çocuğu aldır dedi. Ne lüzumu var diyecek oldum; olmaz olmaz, nikahsızken çocuk istemem dedi. Baktım asıl korkusu çocuk olursa balta olurum diye; bana namus numarası yapıyor. Bir gözümden düştü, bir gözümden düştü...» (Çilli).

Sabahattin Ali’de dürüstlük belli bir sebebe dayanmayan, tamamen vicdani bir meseledir. Onun en düşmüş addedilen kahramanları bile iç temizlikleri, vicdanlı oluşları ve merhametleri ile pırıl pırıldır. Buna en güzel örnek (Hanende Melek) hikayesidir. Melek, Anadolu’da dolaşan bir gurupta şarkı söylemektedir. Yıllar boyu Anadolu’nun ücra kasabalarının karanlık ve köhne kahvehanelerinde sarhoş avutmak, eline geçenleri patronuna vermek, ömrünü bu çark içinde tüketmek bahtsızlığına düşmüştür. Halkın nazarında düşük bir kadındır. Bir gün bulunduğu kasabada her gece kendisini dinlemeye gelen alkolik davavekili Hüseyin Avni Bey ile karşılaşır. Davavekilinin Melek’e verecek hiçbir varlığı yoktur. Üstelik bir meczup gibi Melek’le buluşmakta direnir. İşi, karısının sandığında son kalan mücevher kırıntılarını getirip vermeye kadar götürür. Nihayet bir gün müşterilerin alayları arasında sarhoş davavekili kahvehaneden dışarı atılır. Yağmur alabildiğine yağmaktadır. Davavekili çamurlar içinde sızar kalır. Bu sırada küçük kızı babasını götürmek için kahvehanenin önüne kadar gelmiştir. Babasını o durumda görünce ağlaya ağlaya eve götürmeye çalışır. Ama koca adamı kaldırmaya bir türlü gücü yetmez. Program bitmiş, müşteriler dağılmıştır. Melek kaldığı otele gitmek için çıkar. Çamurlar içinde kalan Hüseyin Avni Bey’i görür. Aslında adamdan tiksinti duyduğu halde, özünde yaşattığı erdemlilikten ötürü adama merhamet duyar. Hem çantasında onun verdiği bir kaç mücevher kırıntısı da bulunmaktadır. Adamı kaldırır, küçük kızı da alarak evine götürür. Davavekilinin karısı ile ayak üstü konuşur. Sonunda çantasından çıkardığı mücevherleri iade eder:

«Alın bunları... Bunlar sizin galiba...» Sonra başını azıcık önüne eğerek:

Bana bunları boşuna vermişti diye ilave etti...

Gitmek için döndü. Kapının kenarına dayanmış duran küçük kızı gördü. Kendisini tutamayarak onu kolundan çekti, sırılsıklam saçlarından tuttuğu başını göğsüne bastırdı. Sonra eğildi, şaşkın şaşkın kendisine bakan kızın yaşlardan ıslanmış yüzünü sıkı sıkı öptü...» (Hanende Melek).

İnsan dürüst olmayı çoğu kere arzu eder. Fakat içinde bu şekilde düşünme ve davranmaya karşı koyan kuvvetler de vardır. Mücadele kaçınılmazdır. «İçimizdeki Şeytan» ın Ömer’i sık sık bu nevi durumlara düşmüştür.

«Zavallıcığın daha haberi yok... Bir türlü söyleyemiyorum, bir hafta evvel babası öldü... Ne yapacağım bilmem, diye mırıldandı.

Ömer, içinde birdenbire sevince benzer bir şey parladığını hissetti ve gene bir anda bu histen dolayı müthiş bir utanma duydu. Bu ölümü kendisine yardım edecek bir hadise olarak telakki etmenin pek dürüst bir şey olmadığını düşündü. Fakat içimizde ahlak tarafımızla hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek, hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir hesabi tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor, onun dediği oluyordu.» (içimizdeki Şeytan).

Burada Ömer’in insanın hesabı tarafının fiilde galip çıkmasını kabul etmesinin sebebi evvelce de söylediğimiz gibi onun zayıf yapısından ve irade noksanlığından ileri gelmektedir. Ömer roman boyunca bir çok kereler ahlaki davranışların hangi yönde gelişmesi lazım geldiğini belirlemesine rağmen, bunu gereği gibi yerine getirememekte ve suçu içinde bulunan gizli bir kuvvete yüklemektedir. Daha sonra bu içindeki şeytanı inkar edecek ve dürüstlüğün gerçekleştirilememesini insan yapısının aczine, bencilliğine, hakikatleri görmekten kaçma alışkanlığına bağlayacaktır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült