Roman Nasıl Biter?

Asuman Kafaoğlu Büke


Aureliano içinde yaşadığı anı anlatan bölümün şifresini çözmeye koyuldu. Bir yandan şifreyi çözüyor; bir yandan okuduklarını yaşıyor, konuşan bir aynaya bakıyormuş gibi son sayfalarda yazılı olayları söyleyerek yaşıyordu. Sonra kendi ölümünün nasıl ve ne zaman olacağını öğrenmek için bir sayfa daha atladı. Son satıra gelmeden önce, o odadan bir daha çıkamayacağını anlamış bulunuyordu. Çünkü elyazmalarında Aureliano Babilonia'nın şifreleri çözdüğü anda aynalar (ya da seraplar) şehrinin rüzgarla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenmeyeceği yazıyordu. Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.12

George Eliot, “(S)onuçlar, çoğu yazarın en zayıf olduğu noktalardır, bunun nedeni, sonucun kendi doğasındadır, çünkü en iyi sonlar, romanın ters biçimde bitmesiyle oluşur,” demiştir. Bazı romanlarda yazar özellikle okurun şaşıracağı biçimde romanı bitirmeye çalışır, bu her zaman iyi netice vermez, okur zorlama hissedebilir. Victoria döneminde romanların mutlu sonla bitmesi için yazarlara baskı yapıldığı bilinir. Bu baskıyı sadece yayımcılar değil, okurlar da yapıyordu; şimdi bu romanlara bakıldığında sonlarının ne denli yapıştırma olduğu dikkat çeker. Uydurma ya da yapıştırma bir son bütün romanın değerini azaltabilir.

Tersi bir baskı da söz konusu olabilir: Mutlu sonun eserin değerini düşüreceği korkusuyla roman boyunca süren belli bir yalınlık, son bölümlerde terk edilerek daha karmaşık bir sona gidilir. Böyle bir zorlamayla sanat eserindeki en önemli unsur olan bütünlük, bozulmuş olur. Romanın sonu, sadece olay dokusunu neticelendirmek açısından önemli değil, aynı zamanda romanın biçemini görmek açısından da önemlidir.

“Her romana bir son gerekli midir?” diye sorabiliriz. Günümüzde çoğu roman klasik biçem kaygılarından uzak bir tavırla yazılır. Her romanın son bölümü konuyu toplamak zorunda değildir. Bir çelişki gibi görünse de, yazar romanın bütünlüğünü bozmamak için sonunu açık bırakır. Bazı yazı türleri için son çok önemlidir. Örneğin polisiye ya da cinayet romanlarının sonunda cinayetin aydınlanması, katilin bulunması gerekir; ayrıca dikkatli okurun katili tahmin etmesi beklenir. Pembe dizi aşk romanlarında sevgililer mutlu sonla buluşmak zorundadır. Macera romanlarının sonunda da, kahraman genellikle eve döner. Bu türleri, yazı stillerinden çok, sonları belirler. Giriş, karakter gelişmesi, kriz yaratma ve son bölümler, bir kalıp olarak romanın hem formunu hem de bir ölçüde türünü belirler.

Romanların son anda bir şaşırtmacayla bitmesi zordur, oysa öykülerde buna çok sık rastlarız. Genelde öyküler bir defada okunduğu için, okumaya başladığınız anda mıknatıs gibi çeken sona ulaşmak istersiniz, bu da öyküyü romandan çok daha fazla sona bağımlı bir tür yapar. Bir roman ise, günler hatta bazen haftalar süren bir birlikteliğin sonunda bittiği için amaç hiçbir zaman sona ulaşmak değildir. Bir sonraki bölümde neler olacağının heyecanından çok okuduğunuz satırların tadını almak istersiniz.

Yazarlar için de benzer durum söz konusu olabilir: Bir romana başladığında sonunu nasıl getireceğini bilmediğini söyleyen çok yazar vardır. Romanın kendi akışını bulduğu, neredeyse kendine bir son hazırladığı görüşü yaygındır. Öykü yazarken bu çok daha ender karşılaşılan bir durumdur. Roman sonundan bahsederken belki bir ayırım yapmamız gerekir.

Birincisi romanın sonu olarak akılda kalan, diğeri de kitabın son sayfalarıdır. Birincisiyle ikincisi arasında genelde çok büyük bir fark olur. Buna bir örnek Tolstoy’un Anna Karenina romanı olabilir. Romanı yıllar önce okumuş herhangi bir okura romanın sonu nasıl bitiyor, diye sorduğunuzda, Anna’nın kendini trenin altına atmasıyla bittiğini söyleyecektir, halbuki intihardan sonra neredeyse 60 sayfalık, 19 bölümden oluşan 8. kitap vardır. Bu bölümler epilog tarzında yazıldığı için, romanın iç bütünlüğü için çok önemli olsa da, roman bittikten sonraki bir dönemi anlatır.

Anna Karenina’da Sergey İvanoviç’in altı yıl süren çalışma sonunda kitabını bitirdiğini ve Moskova’dan ayrılmaya hazırlandığını öğreniriz. Aynı trende Arına Karenina’nın sevgilisi Kont Vronski’nin de bulunması, Anna’nın ölümünden sonra yakınlarının nasıl etkilendiklerini anlamamızı sağlar. Arına intihar edeli iki ay olmuştur ama Vronski hala toparlanamamıştır. Savaş sürmektedir ve dedikodu olarak eskise de Anna’nın ölümü büyük iz bırakmıştır. Romanın sonunda Levin’in mutlu evliliği ve aile babası olarak sürdürdüğü yaşamın anlatımıyla, hayatın acılara rağmen neredeyse kayıtsızlık içinde devam ettiğini görürüz.

Ne denli büyük trajedi anlatsa da romanın son satırlarının olumlu bir tonda bitmesi, gelecek umudu taşıdığını gösterir. Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler romanı da, “'Ömrümüzün sonuna dek böyle elele olalım! Yaşasın Karamazov.’ Öteki çocuklar bir kez daha katıldılar ona,” sözleriyle biter. Sonunda iyiliğin kazandığı bir dünya hayal etme isteği güçlüdür. Dostoyevski’nin özellikle biraraya toplanmış çocukların ağzından son yazması, gelecek umudu taşıdıkları için çocukları kullanmış olması, romana farklı bir anlam katar.

Thomas Mann’ın Venedik’te Ölüm romanında ise kitabın son satırları, romanın da son satırlarıdır.

Ancak birkaç dakika geçtikten sonra birileri sandalyesinde çöken yaşlıca adamın yardımına koşturmayı akıl edebildi. Onu otel odasına taşıdılar: Saygıdeğer insanların dünyası ölüm haberiyle sarsıldığında akşam karanlığı çoktan çökmüştü.

Venedik’te Ölüm bir novella olduğu için ve bir öykü gibi bir defada okunabileceği için, kitabın başlığıyla hazırladığı ölüm haberini kitabın son satırlarında verir. Önceden bilinmesine rağmen ölüm haberi romandaki karakterler gibi okuru da şoke edecek şekilde aniden söylenmiştir. Bu küçücük son paragrafın ilk tümcesinde sandalyesinde “çöken” ya da “yıkılan” yaşlıca adamın ölüp ölmediği kesin değildir, ardından odasına taşırlar ve hala ölüm sözcüğü söylenmemiştir. Ancak kitabın son tümcesi kuşku bırakmayan ölüm haberini doğrular.

Gabriel Garda Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanı, 1820 ile 1920 arasında Latin Amerika tarihinin en çalkantılı yıllarında yedi nesil boyunca Buendia ailesinin epik öyküsünü anlatır. Vatansever Jose Arcadio Buendia ütopik Macondo kentinin kurucusudur. İlk başlarda refah içinde yaşam süren kent halkı sonraları Çingenelerin istilasına uğrar ve Melquiades adlı bir yaşlı Çingene yazar, romanın da yazarı olarak belirir. Beş yıl boyunca hiç durmayan bir tropik fırtına yüzünden kent neredeyse yok olma eşiğine gelir ve beşinci Buendia nesli, bu fiziksel çöküşün ahlaki boyutta da bir çöküşe neden olmasına izin verir. Sonunda kasırga kentin tüm izlerini yok eder. Romanın sonunda Melquiades anlatıcı olarak ön plana çıkar; gizemli elyazmaları aslında romanının metnidir. Bu son bölümde Garda Marquez, romanı kendi içinde toparlayarak, içine dönük bir anlatım oluşturur. Roman ve öykü iç içe geçer. Kendi içine dönen roman en etkileyici sonlardan biridir, çünkü bunun bir roman olduğunu unutmamamızı ister yazar.

12. Gabriel Garda Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık, çev. Seçkin Selvi, Can Yayınları, 1988.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült