Mizahın Yaratılması

Arthur Koestler


Mizah, öncelikle şaşırtmaca etkisine dayanır: iki bağlanımlı şoka. Şaşırtmak için mizahçının bir nebze özgünlüğü düşüncenin basmakalıp alışkanlıklardan ayrılma yetisi olmalıdır. Karikatürcü, yergici, saçmacı mizah yazarı, hatta uzman gıdıklayıcı, her biri birden fazla düzeyde iş görür. Amacı ister toplumsal bir mesaj, ister yalnızca eğlendirmek olsun, uyumsuz kalıpların çarpışmasıyla oluşturulan zihinsel sarsıntılar sağlamak zorundadır. Her türlü durum ya da konuya sarsıntıyı sağlayacak olan uygun ya da uygun biçimde uygunsuz bir arabozanı zihinde oluşturmak zorundadır.

Öğretmenin sandalyesinin ayaklarını kesme fikrini bulan ilk öğrenci bir dahi olsa gerektir (bu tür uygulamalar, Macaristan’daki okul günlerimde hiç de az rastlanır değildi). Bu öğrenci, saldırganlığının alışılmış çıkış yollan, gerektireceği ağır cezalarla engellenmiş olduğundan, kendisini sorununa özgün bir çözüm aramaya iten yaratıcı bir gerilim altında çalışıyor olmalıydı. Şansına yapılan bir gözlem Newton’ın elmasının düşmesi gibi farklı bir anlam çerçevesi için gerekli halkayı sağlamış olmalıdır; içerlediği nesne, yerçekimi yasasına bağlı olan bir kütle oluvermiştir. Artık yapması gereken tek şey, işlemler sahnesini, ket vurulmuş M1 kalıbından yardımcı M2 kalıbına taşımaktır. Bu tuhaf görünüyorsa, Bergson’un mizah kuramının bu tek yön üstüne temellendiğini anımsamalıyız.

Tüm kötü niyetli zeka biçimlerinde, şu ya da bu nedenle, mantıklı tartışmaya, fiziksel şiddete ya da doğrudan hakarete özgü olağan yöntemlerle doyurulamayacak saldırgan bir eğilim iş başındadır. ‘Oyunun kuralları’ mevcut duruma ya da eldeki soruna uygulanamaz olduğunda bir kalıba, ‘ket vurulmuş’ diyorum; bu durumda, bir beceriyi, bu beceri her ne kadar esnek ve uyarlanabilir olsa da, uygulamanın türlü yollarından hiç biri amaçlanan hedefe ulaşamaz. Viyana fıkrasındaki fahişenin kurumlu yanıtına içerleyen genç subay, öfkeli öğrenciyle aynı durumdadır: şu yanıtı, kabalık yapmanın sakıncalarından kaçınmadan veremez: ‘in şu atından, tek ilgilendiğin şey para, biliyorum.’ Chamfort Markizi papazı öldüremez bu, affedilmez bir savoirfaire2 eksikliği olurdu. Picasso, simsara dayanılmaz bir başbelası olduğunu, bir Kokoschka’yı bir Klee’den ayıramadığını söyleyemez; bu, kibar bir davranış olmazdı.

İyi de, durumu kurtaran esin dolu karşılığı nasıl keşfediyorlar? Bu basit bir soru gibi görünüyor, ama ruhbilim bunun yanıtını bilseydi bu kitabı yazmanın hiçbir anlamı kalmazdı.

İlk adım olarak sıradan bir gerçeği belirtelim: subayın eğretilemesel düzeyden düzanlamsal düzeye yaptığı zihinsel sıçrama daha önceden tartışılmış olan bir olguya işaret eder: dikkatin, görünürde önemsiz bir özelliğe kaydırılması bu durumda, Şiirsel çağrışımlarından kadının kalbinin somut uzamsal konumuna doğru. (Wilde’ın benzer bir kaydırma etkisini farklı bir amaçla ‘How else but through a broken heart...?’ [‘Kırık bir kalpten başka nasıl ki...’] dizesinde kullandığını anımsıyoruz.) Markiz alayla öldürme amacına, dikkatini, kendi önceliklerini Papazın gasp ettiği konusundaki apaçık düşünceden, önemsiz bir yan soruna başka bir adamın işini yaptığına kaydırarak ulaşıyor; sanki konu, delikleri kimin deleceği konusunda Kazan Yapımcıları ile Tersane işçileri Sendikaları arasındaki sınır çizme tartışmasıdır.

* savoirfaire: yol yöntem bilirlik; doğru şeyi yapma yeteneği; feraset; beceriklilik (ÇN).

Böylece, ele aldığımız durumların bazılarında, bir biçimde ‘farklı düşünerek’, durumun ya da sorunun daha önce göz ardı edilen ya da yalnızca algının sınırlarında yer alan bir yönüne dikkati kaydırarak çözüme ulaşılır. Mizahçı, rastlantıyla bu çözüme varabilir; ya da olası, tanımlayamadığı bir sezgiyle yönlendirilir. Bu, yaratıcı eyleme karışan bilinçdışı süreçler hakkında ilk dolaylı bilgileri verir bize. Daha önceki bölümlerde mizahçının incelikli diyagramlarla sunulan başarısı, saf zihinsel geometrinin bir uygulaması gibi görünür: ‘Verilmiş bir açıyla eğilmiş iki yüzey oluşturun ve belli bir noktada kesişen iki eğri yaratın.’ Ama gerçekte, iki bağlanımlı eylem, mizahta olduğu kadar diğer yaratıcı dallarda da, değişen ölçülerde sınırda yer alan bilinçli ya da bilinçdışı süreçlerden gelecek yardımlara bağlıdır. Picasso’nun aydınlatıcı homurtusu kesinlikle bu türden süreçlerden esinlenmişti. Diğer yandan, ortalama karikatürcü ve gülünç’ün diğer uzmanları çoğunlukla, oyunun bildik kurallarının hüküm sürdüğü belli bir açıda sabitlenmiş, aynı bildik kalıplarla iş görürler; görevleri de yeni bağlantılar sözcük oyunları, şakalar, parodi konuları tasarlamaya indirgenmiştir. Bu, bilimde ve sanatta da uygulamacıları olan, mekanikleştirilmiş türden iki bağlanımlı bir tekniktir.

Paradoks ve Sentez

Yaratıcı ile tüketicinin duygusal tepkileri arasında açık bir karşıtlık vardır: şakayı ya da gülünç fikri bulan kişi bu süreçte çok seyrek olarak güler. İşini yaparken duyduğu yaratıcı gerilim, izleyicide ortaya çıkarılan duygularla aynı türden değildir. Yaratıcı, entelektüel bir uygulamaya, beceri isteyen zihinsel akrobatlığa girişmiştir; tümüyle kin duygusuyla harekete geçirilmiş olsa da, damıtılıp yüceltilmelidir. Fikri yakalayıp mantıksal yapısını, şakanın temel örüntüsünü oluşturduktan sonra, izleyicinin duygularını ortaya çıkarmak, ayrıca şaşırtma etkisini onların üzerinde kullandığında da bu duyguların kakalarla patlamasını sağlamak için, sanatının hilelerini gerilim, vurgulama, imleme kullanır.

Mizahçı da, fikri yakaladığı anda şaşkınlık duygusuna kapılabilir özellikle de bu fikir bilinçaltı tarafından yaratılmışsa. Ama dışarıdan dayatılan şok ile insanın bir bakıma kendi kendine yarattığı şok arasında temel bir fark vardır. Mizahçı, iki uyumsuz kalıbı, karşıt bir bireşim içinde bir araya getirerek sorununu çözmüştür. Diğer yandan, izleyicisinin beklentileri, ikinci kalıbın birinciye çarpmasıyla paramparça olmuştur ve aklı da açıkça aşağılanmıştır; kaynaşım yerine çarpışma vardır; bunu izleyen zihinsel kargaşa içinde de mantığın terk ettiği duygu, kahkahaya dönüşerek taşkınca akar.

Mizahçının zihninde böyle bir ayrılma oluşmaz; onun gülecek bir şeyi yoktur. Esinin geldiği anda, olsa olsa masasına vurup, “Hah, buldum,” diyebilir. Oysa yengiyi, üstesinden gelinen karşı koymayı simgeleyen bu tür küçük hareketlerle boşalan yaratıcı gerilim, yüceltilmiş bir yapıya sahiptir izleyicinin kocaman kahkahalarıyla boşalan ilkel duygulardan çok farklıdır. Bu karşıtlık, bir kişinin akla hitap eden çetin soruların çözümünü bulmakta başarısız olduğu durumlarda daha belirgin biçimde ortaya çıkar bu kişi, çözüm kendisine söylendiğinde masaya değil de cahil kafasına vurmaya başlar. Bu aşın gerginlik, kendi kendini cezalandırmanın simgesel bir hareketiyle giderilir gene bu hareket, en az dirence sahip gülme kanallarından çok, entelektüel görevlere bağlanmış enerjiler için daha özel bir çıkış yoludur.

Şaka ne kadar az fikir verici, ne kadar çok imalıysa, tüketicinin tepkileri zihinsel çabasını yeniden yaratmaya zorlandığı üreticinin tepkilerine o kadar yaklaşacaktır. Şaka nükteli söze, alay da meydan okumaya dönüştürüldüğünde, ilkel duygular için taşma tepkesine artık gerek duymaz ve gerilimin boşalması da daha bireysel, incelikli biçimler alır; Homerosca kahkahanın gürültüsünün yerine, Arşimedes’in insanın yüreğine işleyen çığlığı ya da Kepler’in kutsal hezeyanları geçer.

Mizahçının yaratıcı edimi, alışılagelmiş biçimiyle uyumsuz olan iki kalıp arasında anlık bir kaynaşma oluşturmaya dayanır. Bilimsel keşif, şimdi göreceğimiz gibi, benzer terimlerle betimlenebilir daha önce uyumsuz olduklarına inanılan düşünce kalıplarının sürekli kaynaşması olarak. Kopernicus’un dünyanın hareketiyle ilgili kuramının, XVII. yy.’a kadar, sağduyu yaşantısıyla açıkça uyumsuz olduğu düşünülmüştü; bu nedenle de Galileo’nun çağdaşları tarafından büyük bir şaka olarak ele alınmıştır. Onlardan biri, ünlü bir nükteci, şöyle yazmıştı: “Senyör Galileo’nun tartışmaları, alşimik duman içinde yokolup gitmiştir. Eh, sonunda yine buradayız, güvenli biçimde sağlam toprağa basıyoruz, bir balonun etrafında yürüyen karıncalar gibi dünyayla birlikte uçmak zorunda değiliz artık[3]

Bilim tarihi, uyumsuzların evliliği gibi göründükleri için evlilik ürün vermeye başlayıp eşlerin sözde uyumsuzluğunun önyargıdan kaynaklandığı anlaşılıncaya dek kahkahalarla karşılanan buluş örnekleriyle doludur. Diğer yandan mizahçı, sonuçta gerçekleşen çarpışmadaki gizli uyumsuzluktan göstermek için uyumsuz davranış yasalarını ya da söylem evrenlerini bilerek seçer. Gülünç olanın keşfi ifade edilmiş paradokstur bilimsel keşifse, çözülmüş paradokstur.

Ama burada gene, belirgin bir aynın çizgisi yerine süreğen geçişler buluyoruz. Achilles ve Kaplumbağa, ya da Kretalı Yalancı paradoksları iki bin yıl boyunca düşünürleri gıdıklayıp matematikçileri yaratıcı çabalara kışkırtmıştır; Juvenal’in Si Natura negat, facit indignatio versum ifadesi her zamanki gibi doğrudur.


 

[3] Santillana, G., The Crime of Galileo, Chicago Univ. Press., 1955, s. 124.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült