Mizah Yazarlığından Gülmece Öykücülüğüne

Sulhi Dölek


Arapça "müzah" (şaka, eğlence, latife) sözünden gelen "mizah"a Türkçe karşılık olarak "gülmece"nin kullanılması yazınımızda bugün artık yer etmiştir. Mizahın özünde bulunan gülme öğesini tümüyle bunun karşıladığını söylemek güç olsa gerek. Humour, kara mizah gibi kavramlarla da değişik tanımlar getirilen "mizah"a Aziz Nesin’in yaklaşımı ise şöyledir: "... gülmece, her şeyden önce, içinde doğduğu toplumun, ekonomik ve sosyal koşullarına, kültür düzeyine, tarihine, geleneklerine, göreneklerine, törelerine bağlıdır ve bütün bunları gülünecek biçimde yansıtır."(1) Gülünecek şeylerin ortaya çıkarılıp yansıtılmasında "gülme" edimi, "neşelenme"nin ötesinde bir anlam taşır. Lunaçarski, bunu, "Gülme eğlendirdiği kişiyi değil, kendisiyle eğlenen kişiyi öldürür,(2) düşüncesiyle başka bir boyuta taşır. Kışkırtıcı olduğu kadar, öldürücü bir yanı da vardır.

Muzaffer İzgü ise, şöyle bir açıklama getirir buna: "İki tür gülmece var. Birisi karnı tok sırtı pekleri eğlendiren, onları kasıklarım tuta tuta güldüren gülmece. Bu bence gülmece değil şaklabanlık. Gerçek gülmece sınıfsaldır, düşündürücüdür, iğneleyicidir, asla burjuva düşüncesi gibi eğlendirme aracı değildir. Gülmece ciddi bir iştir. Gülmece zor bir iştir.”(3)

Şakir Balkı’nın bunları bütünleyen şu düşüncelerine de göz atmakta yarar var: "Mizah, sorumsuzlukların kol gezdiği yerlerde, haksızlıkların ve vurgunların yoğunlaştığı ülkelerde oluşur, biçimlenir. Nerede kokuşmuş ve adaletsiz bir yönetim varsa, orada mizahın keskin ve parlayan neşteri söz sahibi olur. Kuşkusuz, her ülkenin mizahı kendine özgüdür ama, o görkemli 'neşter’ aynıdır. (...) Mizah, her yönüyle eleştiriyle iç içedir. Siyasal çarpıklıkların ve toplumsal çelişkilerin gün yüzüne çıkarılması eylemidir. Soyut gibi görülen bir eleştirinin, espri yoğunluğu içinde somutlaştırılmasıdır. Çaresiz kalan insanların yazılı, çizgili ve sözlü silahıdır mizah. Toplumdaki birikimlerin anlatış biçimidir de, yoz toplamların mizahı ortadadır; sulu mizah, eleştiriden uzak. Bu gibi ülkeler sulu şakayı oluşturur. Sululuk, şımarıklık gerçek mizahın düşmanıdır. Aslında mizah, ciddi ve soylu bir iş olarak bilinir. Sarsıcıdır üstelik. Egemen, en çok mizahtan korkmuştur. Sırça köşkler için alay, taşlama ve şaka ürkütücüdür." '[I]

Mizah’ı genel tanımıyla ele alıp alt başlıklarda ise, diğer anlatısal öğelerin ayrımını göz önünde tutarak, ayrı ayrı tanımlar getirmek en doğrusudur sanırım. Çünkü, bugün, yazınımızda da imlediğimiz ayrımları örnekleyen ürünler oldukça yaygındır.

Burada, öncelikle, mizah yazarlığının yazınımızdaki tarihine kısaca değinerek; gülmece öykücülüğümüzün geldiği çizgiyi belirlemeye çalışacağım.

 (1) Aziz Nesin, Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, 1973, Akbaba Yayınları, s. 27. )

(2) Anatoli Vasilyeviç Lunaçarski, Sanat ve Edebiyat Üzerine, çev.: Kevser Kavala. 1982, Adam Yayınları, s. 112.

(3) Aykut Poturoğlu, "Muzaffer İzgü ile Söyleşi”, Cumhuriyet, 25.03.1979.

Yazınımızda mizah yazarlığı, sözlü mizah geleneğinden yazılı mizaha geçiş sonrası gelişir. Mizah yazarları, dönemlerinin etkili birer yayın organı olan mizah dergi ve gazeteleri çevresinde kümelenirler. Yergilerini, hiciv ve alaylarım, toplumsal eleştirilerini halka iletmede en etkili yoldur bu yayın organları.

Ülkenin toplumsal yapısındaki değişim evrelerinde, ülke gerçeklerine yönelen yazarlar için mizah, toplumsal ve siyasal konuları yansıtmada önemli bir araçtır. Çoğunlukla bu amaçla yayın yaşamında yer alan dergi ve gazeteler, mizah yazarlığını geliştiren başlıca yayın organları olmuştur.

İlk mizah gazetesi, Filip Efendi tarafından çıkarılan "Terakki"nin I868’de haftalık özel eki olarak yayımlanan "Letaifi Asar"dır. Bunun çevresinde kümelenen yazarlar, yazılarında, güncel sataşmalar, şaka yollu sataşmalar yaparlar.

1870’de Teodor Kasap tarafından çıkarılan ülkenin ilk bağımsız mizah gazetesi "Diyojen", politik ve toplumsal konulara değinen yazar kadrosuyla, Tanzimat dönemi Türk mizahında önemli bir yer edinir. Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Ali Bey (Direktör) gazetenin başlıca yazarlarıdır. Ayrıca bu dönemde Batılı anlamda ilk mizah örneklerine Ethem Pertev Paşa Av’avaname sinde yer verilir. Yine aynı dönemde Ziya Paşa’nın yazılarında hicvin örnekleri görülmektedir. Namık Kemal, "DiyojeıTde yayımlanan şiirleriyle toplumsal ve siyasal konudaki hicvin ilk başarılı örneklerini verir. Yine "Diyojen"deki yazılarıyla Ali Bey, Zafername’siyle de Ziya Paşa modern mizah anlayışına yönelik bir çaba içinde görülür. "Diyojen"in çıkışıyla başlayan "Mizah Gazeteleri Dönemi", Türk edebiyatında mizah yazarlığının gelişiminin ilk devresini oluşturur.

Birinci Meşrutiyet’in ilanı sonrası, 1877 Nisan’ında Mebusan Meclisi’nde Basın Kanunu tasarısının görüşülmesinde, mizah dergilerinin yasaklanması gündeme getirilir. Uzun tartışmalardan sonra, Meclis’teki bu teklif benimsenmez. 13 Şubat 1878’de Meclisi Mebusan’ın süresiz olarak kapatılması, Abdülhamit’in istibdat yönetimini başlatır. 32 yıllık süreç içinde, yayın yaşamında hiçbir mizah dergisinin çıkmadığı görülür. Bu dönemin hiciv alanındaki önemli adı Mehmet (Şair) Eşref, baskı yönetimine karşı yazdığı, elden ele dolaşan şiirleriyle, toplumsal yapıdaki bozuklukları, yöneticilerin becerisizliklerini keskin bir mizahla yermiştir.

Birinci Meşrutiyet’in ilanına kadar ki süreçte yayımlanan "Hayal" (1871); "Çıngıraklı Tatar" (1872); "Kamer", "Latife" (1873); "Şafak", "Kahkaha" (1874); "Geveze", "Meddah" (1875) ve Meşrutiyetin ilanıyla yayına giren "Çaylak" (1876) gibi dergi ve gazetelerinde yazan dönemin diğer yazarlarının başlıca yönelimi, Batı basınını örnek almakla birlikte; yönetimi, kişileri eleştirmek ve halkın güncel yaşamından kesitler sunmaktadır.

Serveti Fünun yazarları içinde mizaha yönelik ürünlere 1908 sonrası rastlanır. Cenap Şahabettin ve Hüseyin Suat (Yalçın), bu yönelimin başlıca adlarıdır. Abdülhamit’in baskı döneminde toplumsal hicvin örneklerini veren Süleyman Nazif yazılarıyla, Tevfik Fikret şiirleriyle bu türün etkili kalemleri arasında yer alır.

İkinci Meşrutiyet’in ilam (1908), mizah yaşamına canlılık getirmiştir. Yaratılan özgürlük ortamında, iki yıl içinde otuzun üzerinde mizah dergi ve gazetesi çıkar. Ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısındaki çöküşü önlemek amacıyla ortaya çıkan siyasi akımlar, düşünce yaşamına canlılık getirir. Mizah yazarının işlevi, bu siyasal canlılık ortamında, kamuoyunu etkileyici bir araç durumuna gelir.

Siyasal nitelikteki mizah dergilerinin ilki sayılan "Kalem" (1908), dönemin etkili bir yayın organıdır. "Kirpi" takma adıyla mizah yazıları yazan Refik Halit (Karay), daha sonra "Cem" adını alacak olan bu derginin başyazarlığını da üstlenir. Bu dönemin önemli bir romancısı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, öykü ve romanlarında İstanbul’un yoksul ve orta kesim insanlarının sorunlarına yaklaşırken, toplumsal mizahın başarılı örneklerini verir. Ahmet Rasim’le birlikte çıkarttıkları "Boşboğaz ile Güllabi" (24 Temmuz 1908) adlı mizah dergisiyle de bu çaba içinde etkince yer alırlar. Ahmet Rasim fıkralarıyla, Fazıl Ahmet (Aykaç) düzyazı ve şiirleriyle, Ömer Seyfettin "Efruz Bey" dizisindeki öyküleriyle dönemin başarılı mizah örneklerini sergilerler.

Birinci Paylaşım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yılları Türk mizahının durgunluk dönemidir. Sedat Simavi’nin 1918’de çıkardığı "Diken" dergisini "Güleryüz" izler (1921). Kurtuluş Savaşı’ın destekleyen bu dergilerin yanı sıra Refik Halit’in Ankara hükümetine karşı bir tavırla çıkardığı "Aydede" (1922), dönemin ünlü mizah dergisidir. Bu dönem mizah yazarlarının büyük bir kısmı Batı burjuva mizahından etkilenerek taklitçi, dost bir anlayışa yönelirler. İkinci Paylaşım Savaşı bitimi süresine değin uzayan bu anlayışın, diğer yazınsal çalışmaların yanı sıra, bu alanda ürün veren başlıca mizah yazarları arasında Yusuf Ziya (Ortaç) ve Orhan Seyfi (Orhon) gelir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında geniş bir yazı kadrosuyla yayın yaşamına giren "Akbaba", Cumhuriyet döneminin ilk mizah dergisidir. Dergi, "Aydede"nin yazarlarından Yusuf Ziya ile Orhan Seyfi tarafından çıkarılır. "Aydede"nin süreği gibidir. 55 yıl sürecek yayın yaşamının ilk evresinde, toplum sorunlarından uzak bir mizah anlayışını sürdürür. Dönemin mizah yazarlarının başlıca yönelimi; yeni kurulan Cumhuriyet yönetiminin devrimlerini desteklemek, bunları geniş kitlelere benimsetmek, toplumsal yapının geçmişten gelen çelişkilerini, aksak ve eksik yanlarım yansıtmaktadır. Neyzen Tevfik, Sermet Muhtar (Alus), Ercüment Ekrem (Talu), Osman Cemal (Kaygılı), F. Celalettin, Faruk Nafiz (Çamlıbel), Nurettin Artam, Orhan Seyfi (Orhon) bu dönemin mizah yazarlarıdır.

İkinci Paylaşım Savaşı’nın hemen sonrası, Türk mizahının gelişme ve atılım döneminin başlangıç yıllarıdır. Aziz Nesin ve Sabahhattin Ali tarafından çıkarılan "Markopaşa" dergisi (25 Kasım,1946) yeni bir mizah anlayışının gelişmesinde öncü bir yayın organıdır. Ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısındaki bunalımla birlikte artan siyasal baskıların yoğunluk kazandığı dönemde bir işlevi olması gerekliliğinden hareket edilir.

"Markopaşa", tek partili dönemden çok partili döneme geçiş yıllarında toplumda etkin bir yer edinir. Dergide yazan Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat İlgaz’ın yazıları mizahın, mizah yazarlığının siyasal yaşam üzerindeki etkinliğini somutlar niteliktedir.

Bu dönemde toplumcu gerçekçi edebiyatın gelişimine koşut olarak, mizah yazarlığının da geliştiği; mizahın etkin, öncü bir güç olduğu görülür. Ülke gerçeklerine yönelen bu kuşağın öncü yazarı Sabahattin Ali, bu türün ilk etkili örneklerini verir. Dönemin diğer önemli yazarı Aziz Nesin; fıkra, öykü, roman ve taşlamalarıyla, çıkardığı mizah dergileriyle Türk mizah edebiyatında siyasal mizah anlayışının öncülüğünü yapar. Bugüne değin uzanan bu çabalarıyla Türk mizahının kuruluşunu hazırlar, yeni bir kuşağın gelişmesinde etkili olur. Siyasal gülmece yazarlığının kamuoyunda etkin bir güç olduğunu sergileyen öncü yazar kimliğiyle uluslararası düzeyde bir üne kavuşur ve Türk mizahının diğer uluslara ulaşan etkili bir sesi olur. "Markopaşa" döneminin bir başka önemli adı da Rıfat Ilgaz’dır. Eleştiri ve yergileriyle, bu kuşağın bugüne uzanan etkili kalemlerinden olmuştur.

Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarındaki etkili mizah dergisi "Teftir. Yeni bir mizah anlayışını getiren bu derginin kısa süren yayın yaşamı süresince dergide yazan birçok önemli imza, yeni dönemin etkin sesi olmayı başarabilmiştir. "Akbaba"nın iktidarı destekleyerek yeniden yayın yaşamına girdiği yıllardaki diğer mizah dergileri "Dolmuş", "Taş" ve "Karikatür"dür. Bu dergiler çevresinde kümelenen mizah yazarları, dönemin gerçeklerini toplumsal eleştiri ve yergileriyle dile getirirler. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Adnan Veli (Kanık), Altan Erbulak, Süavi Süalp, Oktay Verel, Selçuk Kaskan, Hasan Hüseyin (Korkmazgil), Vedat Saygel, Bülent Oran’ın yanı sıra küçük fıkra dalında Çetin Altan, İlhan Selçuk, Doğan Nadi, Bedii Faik, Refik Erduran dönemin başlıca yazarlarıdır. Ayrıca bu dönem bazı öykülerinde mizah öğesine oldukça yer veren Orhan Kemal ve Haldun Taner’i de dönemin yazarları içinde saymak gerekir.

27 Mayıs’la birlikte gelen yeni koşullar, mizahta değişik yönelimleri ortaya çıkarır. Aziz Nesin’in çıkardığı "Zübük", bu dönemin ilk dergisi niteliğindedir. Dönemin asıl etkin dergisi de "Akbabadır. Mizahta genç yazarların çıkmasına öncüldür yine. Eski ustaların yanı sıra Muzaffer İzgü, Nurettin Türkel, Yalçın Kaya, Şakir Balkı toplumsal mizahın örneklerini verirler.

Genç kuşak yazarları içinde bu türün bugünkü verimli kalemleri arasında Sulhi Dölek, Erhan Tığlı, Kandemir Konduk, Mehmet Semih, Yalçın Pekşen, Muzaffer Abayhan, Ahmet Önel, Attila Atalay, Metin Üstündağ, Gani Müjde... gelmektedir.

Bu gelişim evreleriyle bugün çağdaş bir düzeye erişen Türk mizahı, uluslararası düzeyde tanınmış, ödüllendirilmiş yazarlar yetiştirmiştir. Aziz Nesin 1956 ve 1957’de İtalya’da Altın Palmiye, Bulgaristan’da 1960’ta Altın Kirpi, 1977’de Hitar Petar, 1969’da SSCB’de Krokodil, 1975’de Asya Afrika Yazarlar Birliği Lotus; Bulgaristan’da 1976’da Mehmet Semih, 1978’de Muzaffer İzgü Altın Kirpi; 1980’de Vedat Saygel Gümüş Kirpi ödüllerini kazanmışlardır.

*

Sulhi Dölek (1948) yazın yaşamına "Akbaba" dergisinde yayımladığı yazı ve öyküleriyle başladı. 1969’da Yusuf Ziya Ortaç Armağanı’nı kazanınca bütünüyle yazıya yöneldi. Korugan (1975), Geç Başlayan Yargılama (1980), Kiracı (1982), Teslim Ol Küçük (1988), Truva Katın (1991) romanlarının yanı sıra Vidalar (1983), Aynalar (1991) adlı öykü kitapları olan Dölek’in öykü ve romanlarında yer yer öne çıkan bir öğedir gülmece. Öyle ki; toplumumuzun son otuz yıllık değişim süresinin yansılan onun anlatılarında yer eder. Mizahı bir gülme öğesi olarak değil, daha çok kara mizaha yakın çizgide, eleştirel söyleme dayalı biçimde, araç olarak işler. Her bir anlatısında diğer bir başat öğe de ironidir. Toplumumuzun altüst oluş sürecinde insanın "komik" olan yanını değil, trajik görülen durumlarım konu edinir. "Gülmece ve Öykü" denemesini onun bu yanma açılan bir pencere olarak almak.

Nazlı Eray’ın (1945) ilk kitabı 1976 yılında yayımlansa da, onun da yazın serüveni daha ötelere dayanıyor. İlk öyküsünü yazdığı tarih: 1959, "Mösyö Kristo". Ah Bayım Ah ilgiyle karşılandı. Öykülerindeki fantastik yan, düşle gerçeğin iç içe verilişi, anlatıcının humorist bakışı... öykücülüğümüze yepyeni bir soluk getirmiştir. Eray, o günden bu yana altı öykü kitabı (Geceyi Tanıdım, 1979; Kız Öpme Kuyruğu, 1982; Hazır Dünya, 1983; Eski Gece Parçalan, 1985; Yoldan Geçen Öyküler, 1987; Aşk Artık Burada Oturmuyor, 1988); sekiz roman (Pasifik Günleri, 1980; Orphee, 1983; Deniz Kenarında Pazartesi, 1984; Arzu Sapağında inecek Var, 1990; Ay Falcısı, 1992; Yıldızlar Mektup Yazar, 1993; Uyku İstasyonu, 1994; Aşık Papağan Ban, 1995) yayımladı. Ortaya koyduğu bu ürünlerinde değişmeyen bir yan vardı: Fantastik gerçekçiliği... Hayata bakışının ayrılmaz bir parçası durumuna gelen bu düşsellik, Eray’ın anlatısında bir başka boyutu da var ediyordu: humour. Onu (tıpkı Sulhi Dölek gibi) tümüyle bir gülmece öykücüsü olarak nitelendirmek haksızlık olur. Ama yazınımızda Aziz Nesin’le başlayan bu kanalın nasıl açılıp geliştiğini, zenginleştiğini görebilmek için Dölek’in ve Eray’ın humour, kara mizah, düş ve fantezilerle yüklü anlatı dünyalarına bakmamız gerekir. Eray, söyleşimizde, yazma serüveninin bu biçimlenişini dile getiriyor.


[I] Şakir Balkı, "Mizahı Öldürmek". Cumhuriyet, 08.10.1983.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült