Homer

Stuart Kelly


(yaklaşık olarak İ.Ö. 8. yüzyılın sonları)

Aslında Homer bir...

Burada asıl sorun bu cümlenin yükleminin ne olacağı. Hatta Homer adında biri gerçekten yaşadı mı?

Homer diye biri vardı ya da var olduğuna inanılmaktadır. Aristotle gibi kuşkucular, Herodotus gibi kolay inananlar bir zamanlar bir tür Homer'in var olduğunu biliyorlardı.

"Homer o lanet olası lirini tıngırdattığında... Çalıntı yaptığını biliyorlardı; o da onların bildiğini biliyordu..." demektedir Rudyard Kipling.

Pope'un yorumu ise, "Ama ne zaman ki sıra her bir parçayı incelemeye geldi, farketti ki doğa ile Homer aynı şeydi" biçimindedir.

Samuel Butler, "The Authoress of Odyssey" (Odisse'nin Kadın Yazarı) (1897) başlıklı çalışmasında Homer1'in en az yarısının kadın olması gerektiğini ileri sürmekteydi.

E.V. Rieu, 1946'da cesurca şu serzenişi dile getiriyordu:

"Homer'in Iliad ile Odyssey'i (İlyada ile Odisse) zaman zaman akademisyenler için birinci sınıf bir savaş alanı olmuştur. Özellikle on dokuzuncu yüzyılda Alman eleştirmenler bu iki eserin tek bir kişinin ürünü olamayacağını, eserlerin her birinin karışık ve oldukça da düzensiz bir biçimde biraraya getirilmiş birer uydurma iş olduğunu kanıtlamak için bıkıp usanmadan çalışmaktaydı. Bu süreç içinde Homer ortadan kayboldu."

Yok edilemeyen Homer yine de önemini yitirir. Homer denince önce bir tereddüt, ardından da sonu belirsiz bir duraklama söz konusu. Dilerseniz işe bildiklerimizden başlayalım: Iliad ve Odyssey. Elimizde Iliad ve Odyssey adlarında iki uzun şiir bulunmakta ve her nasılsa Homer adında biri ya da birileri bunlarla iç içe geçmiş durumda.

Iliad ve Odyssey, Yunanlılar tarafından yazınsal ilerlemelerinin anıtları olarak görülmekteydi ve sonraki yüzyıllar ve uluslar da bu görüşü paylaştı. Metinlerin Mısır papirüslerine kayıtlı parçaları, diğer bütün metinlerin ve yazarların toplamını aşmaktadır. Her ikisi de birçok trajediye temel oluşturmuştur; ve eleştirmenler, retorik uzmanları ve tarihçiler tarafından adeta bir huşu havasında değinilmektedir. Şiirden şair hakkında bilgiler çıkarmak çok cazip bir çalışmadır, tıpkı "An Enquiry into the Life and Writings of Homer" (Homer'in Yaşamı ve Yazıları Üzerine Bir İnceleme) (1735) başlıklı çalışmasında eser ile dünya arasında güzel bir benzerlik bulan Thomas Blackwell'in yaptığı gibi. Ya da arkeolog ve iflah olmaz hırsız Schliemann gibi, insan Anadolu sahillerini şiirlerdekine benzer sıcak ve soğuk su kaynaklarını bulmak için arşınlayabilir. Ama Homer’in kendisi ister erkek ister kadın olsun engellenemez bir biçimde belirsizliğini korur.

Gelenekleri ele alalım. Iliad içinde bronz silahlar bol bol varken demire ender olarak rastlanır. İnsan, bu Şiirin Miken sonrası bir Bronz Çağı muharebesini betimlediği izlenimine bile kapılabilir. Fakat ölüler asla gömülmez, hepsi de yakılır (bu uygulama ise Miken sonrası Demir Çağı’yla bağlantılıdır). Mızrak ile onun etkileri tarihsel açıdan birbiriyle uyumsuzdur. Kullanılan dilin kendisi tutarsızlıklarla dolup taşar. İyon lehçesi ön plana çıksa da Aeolik{7} izlerin ve Arkadya Kıbrıs lehçesinin de belirtileri mevcuttur. Bütün bunlar, oradan oraya gezen bir ozanın gittiği yerlerde kaptığı şeyler midir, yoksa sözlü özgün bir metnin üstüne eklenmiş dilsel yamalar mıdır? Ya da bir döngü biçiminde derlenmiş, birbirinden kopuk mitlerin derinlerde yatan nitelikleri, bir Roma evinin Gotik katedralin yapımında kullanılmış tuğlaları mı? Ürüne bakarak üreteni kestirmek zor.

Yunanlar’a göre Iliad ve Odyssey bir şairin değil şair’in eserleriydi. Argos halkı kendilerinin de Iliad içinde yer almasından o kadar etkilenmişti ki Homer’in bronzdan bir büstünü dikip her gün ona adaklar sundular.

Yedi kent birden Argos, Atina, Chios, Colophon, Rodos, Salamis ve İzmir Homer’in doğum yeri olduğunu iddia eder ama burada önemli olan bu kentlerin tümünün de bu savı Homer’in ölümünün ardından geliştirmiş olmasıdır. Ne zaman doğduğu da bir o kadar tartışmalıdır! Eratosthenes, İ.Ö. 1159 yılını uygun görmektedir; böylece Truva Savaşı hala insanların belleklerinde canlı bir biçimde korunuyor olabilecekti. Ancak İ.Ö. 685’e kadar uzanan çok sayıda doğum tarihi de ileri sürülmüştür. Birçokları, bütün tarihlerin ortalaması sayılabilecek İ.Ö. 9. yüzyılın sonları olduğunu savunmaktadır. Homer’in babasının adı Maeon, Meles, Nınesagoras, Daemon, Thamyras ya da Menemachus adlarından biriydi ve tüccar, asker ya da din görevlisi bir katipti. Annesi de Metis, Cretheis, Themista, Eugnetho adlarından birini ya da babası gibi Meles adını taşıyordu.

Çok ayrıntılı bir soyağacı araştırması, Homer’in büyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbüyükbabasının tanrı Apollo olduğu sonucuna varır ve bu da söylencesel şair Orpheus ile onun karısı, sanat tanrıçalarından Calliope’den (aynı zamanda annesi olduğu da söylenir) yola çıkarak gerçekleştirir. Calliope bir tanrıça olduğu için hiç kuşkusuz ölümsüz olması gerekir ve bu her ne kadar kulağa sevimsiz gelse de olanaklıdır.

İmparator Hadrian, bu çelişkili açıklamaları çözmeye çalışırken Delphili Sibyl’e fikrini sormuş ve şu yanıtı almıştı: "Memleketi Ithaca, babası Telemachus, annesi de ölümlülerin en bilgesi Nestor'un kızı Epicasta" Eğer haklıysa ve

Odysseus’un oğlu Telemachus, Homer’in babasıysa Odyssey epik bir şiir olmanın yanı sıra Homer’in büyükbabasının da biyografisi haline gelir.

Daha ileri tarihlerde, Chios’ta, bir grup epik şiir aşığı kendilerini HomeridaeHomer’in oğullarıilan ederek Şair’in eserlerini öğrendi, ezberledi ve korudu. Bu figüratif çocukların yanı sıra yazınsal takipçileri de var mıydı? Tzetzes’in ifadesine göre Truva Savaşı’nın girişini ele alan ve Stasinus adında birine atfedilen The Cypria adındaki Şiirin büyük bölümü Homer tarafından yazıldı ve şair Stasinus’a, paranın yanı sıra bir drahomanın parçası olarak verildi. Bundan Homer’in bir kızı olduğu sonucu çıkarılabilir. Ancak bazen de The Cypria ’nın Troezenli Hegesias’ın eseri olduğu görüşü dile getirilmektedir. Şiirin pek azı günümüze kaldığı için varsayımsal kız evlat konusunu onaylamak olanaksız.

Ancak anlatımlar önemli bir nitelik konusunda hemfikir. Doğum yerinin İzmir olduğu savı "homer" sözcüğünün, bu halkın konuştuğu lehçede "kör" anlamını taşıdığı savıyla desteklenmektedir (ama Odyssey içinde Cyclop’lar betimlenirken bu anlam kullanılmaz)Deloslu Apollo’ya İlahi içindeki bir bölümün Homer’in ya da İzmirliler tarafından "kör" olarak takdis edilmeden önceki adıyla Melesigenes’inkendi kendisini betimlediği bölüm olduğu, bir gelenek gibi kabul görmektedir:

Sizce kızlar, buraya gelen en tatlı dilli ozan kimdir ve en çok da kimden hoşlanırsınız?" Ve ardından, her biri, tek bir ses halinde yanıtlar: "Kör bir adamdır o ve kayalık Chios'ta yaşar, şarkıları da her zaman en iyisidir! Bana gelince, dünya üzerinde gidebildiğim yere kadar giderken senin pek de gerçek olan bu ününü taşıyacağım

Görünüşe bakılırsa Homer kör doğmamış, sonradan katarakt, diyabet bağlantılı glokom, nematod toxocara ve enfeksiyon yüzünden kör olmuştu. Daha sonraları yaşayan şair Stesichorus, Helen’e hakaret ettiği için tanrılar tarafından kör edildi. Ancak ve ancak eserini yeniden kaleme alıp Helen’in evlenmek için kaçmadığında ısrar ederek mucizevi bir biçimde görme duyusuna yeniden kavuştu. Helen, Mısır’a götürülmüştü ve onun yerine de bulutlardan yapılmış bir hayalet geçmişti. Stesichorus, geçici körlüğünden ötürü ve olayların gelişmesinden dolayı Homer’i suçlamaktaydı. Belli ki Homer’in körlüğüne de benzer bir suç neden olmuştu. Eğer Iliad sonrasında kör edildiyse, bu durumda Odyssey içinde Polyphemus’un Cyclop’lar tarafından kör edilmesinin kişisel deneyimlere dayandığı varsayılabilir.

Homer’in öldüğü yer, neyse ki pek tartışmalı değildir: Ios adası. Aslında Delphili Sibyl, Homer’e Ios adasında, bir çocuk bilmecesini işitmesinin hemen ardından öleceğini önceden söylemişti. Kadın, adadan söz ederken Homer’in annesinin doğum yeri ifadesini kullanmıştı (iyi de Nestor’un kızı Pylos’tan gelmekteydi, yani neredeyse 200 kilometre uzaktan. Rahibelerden biri yanılmış olmalı!). Sonuçta Homer, Creophylus'un yanında kalmak üzere Ios'a gitti. Bu Creophylus'un, ozanı tam da öleceği söylenen yere seyahat etmeye zorlayacak ne tür niteliklere ya da olanaklara sahip olduğunu hayal gücünüze bırakıyorum. Kumsalda balık tutan birkaç çocukla karşılaştı. Bir şey yakalayıp yakalamadıklarını sorduğunda, "Yakaladıklarımızın tümünü geride bıraktık, yakalamadığımız her şeyi götürüyoruz" yanıtını aldı. Şaşıran Homer bir açıklama istedi ve çocukların pirelerinden bahsettikleri bilgisiyle ödüllendirildi. Birdenbire kahini ve onun, çocukların bilmecesi konusundaki uyarısını anımsayan Homer kendi mezar taşı yazıtını oluşturdu ve üç gün sonra da öldü.

Hiç değilse elimizde metinler var; Homer'e ait 27.803 satır. Ama bunlar bile hataya açık. Homeridae'nin bütün çabalarına karşın metinler istikrarlı değildi, yanlış anımsanıyordu. İskenderiye kütüphanecileri, Zenodotus, Bizanslı

Aristophanes ve Aristarchus... Bütün bu kişiler daha sonraları metinleri sabit bir hale getirmeye, sürekli eklemelerin önünü kesmeye çalıştı. Bu iki Şiirin her biri Yunan alfabesinin harf sayısına uygun olarak yirmi dört kitaba bölündü.

Kayıtlı başka hiçbir epik eser için böyle titiz bir numaralandırma

kullanılmamıştı. Daha önceleri Aristotle, İskender için kendi elleriyle bir edisyon hazırlamış; İskender de bu eseri Arbela savaşında Kral Darius'tan ganimet olarak alınan ve üzerinde "Dünyada yalnızca bir tek şey bu kadar masraflı bir korumaya değer" yazan, mücevherlerle süslü altın bir kutuya yerleştirmişti. Fakat hataları ne pahalı kutular tutabilir ne de kilitler ve anahtarlar. Bu akademisyenlerden herhangi biri Iliad ile Odyssey'i güvenceye alana kadar o kadar da saygılı olmayan kişiler metinleri zaten elden geçirmişti.

İ.Ö. 6. yüzyılda yaşayan Atinalı tiran Peisistratus'un genellikle aydın bir kişi olduğuna inanılıyordu. Vergi konusunda reform gerçekleştirdi ve Solon öğretisine uygun yasa dizgelerini geliştirdi. Aynı zamanda sanat eserlerinin de hamisi ve Dionysia festivalinin kurucusuydu; ayrıca Homer1'in eserlerinin standart bir metnini oluşturmakla ilgileniyordu. Bu amaçla Onomacritus adında bir yazarı işe aldı ve yazar göreve başladı.

Yüzeysel açıdan Onomacritus kusursuz bir seçim gibi görünüyordu çünkü ne de olsa Musaeus'un şiir ve kehanetlerini elden geçirmiş biriydi. Fakat Herodotus'un verdiği bilgiye göre bu adamın pek de profesyonel olmayan bir yönü vardı. Lirik şair Pindar'ın öğretmeni olduğu söylenen Hermioneli Lasus, Onomacritus'u Musaeus'un eserlerini elden geçirirken hatalı davranmakla, hatta sahtekarlığa başvurmakla utanmadan kendi sözlerini eklemekle suçlamıştı.

Onomacritus, metinde değişiklik yapması yönünde belki de doğrudan siyasal bir emir doğrultusunda hareket etmekteydi. Peisistratus, yakın zamanlarda bir askeri harekat gerçekleştirmiş ve Salamis limanını Megaralılar'dan almıştı. Savaşta verilen bir aranın ardından Sparta devleti, Salamis'in gerçek sahibi konusunda Atina ile Megara arasında arabuluculuk yapmayı kabul etmiş ve Atinalılar da savlarını Homer’den alıntılar yaparak özellikle de ikinci kitapta yer alan 558 numaralı şiir yoluyla desteklemişlerdi. Bu şiirde Salamis’in eskiden beridir Atina egemenliğinde olduğu anlatılıyordu. Hiddetlenen Megaralılar daha sonraları Atinalılar’ı utanmadan eklemeler yapmakla suçladılar.

Yani Avrupa’nın yazınsal başarısının doruğuna yerleşmiş şiirlerin korunması, sınır anlaşmazlıkları konusunda apaçık çıkarları olan bir tiranın desteğiyle güvenilirliği tartışmalı bir adama teslim edilmişti. Onomactirus, konumunun kıymetini bilerek titiz mi davrandı? Yoksa bu sabıkalı adam eserlerle oynayarak, eserleri kurcalayarak ve her şeye burnunu sokarak üçkağıtçılık yapma dürtüsüne yenik mi düştü? Metin üzerinde düzeltmeler gerçekleştirdi mi? Homer’in en azından küçücük bir parçası en küçük bir satır, ufağından üç sıfat değiştirildi mi? Eleştirmen Zoilus, kutsal sayılan Homer'e yönelik mızmız eleştirilerine, başka işi yokmuş gibi tuhaf sözcükler ve ufak ayrıntıları vurgulamasına karşı çıkan Atinalılar tarafından bir uçurumdan aşağı atılmıştı. Zoilus, Onomacritus’un ifade tarzını sorgulamış olsaydı Atinalılar bu kadar aceleci davranırlar mıydı?

Iliad ile Odyssey, Cypria’dan ve Homer İlahileri denen eserden bazı parçalar dışında Homer tarafından yazılan ya da ona atfedilen başka epiklerin de olduğunu öğreniriz. Çok bilmiş Herodotus’un Homer'in Yaşamı adlı eserindeki bir tabakhanede bestelenen Amphiarus Gezisi adındaki bir şiirden haberimiz olurdu. Eustathius Oechalia'nın Alınması’ndan söz etmiştir. Elimizde tek bir satır mevcut ve o da ne yazık ki Odyssey’ de 16. kitabın 343. satırı ile aynı. Oedipus’un kaderi ile yedi kahramanın Thebes kentine saldırısını işleyen Thebais adında bir şiir de bulunmaktaydı. Şiir, 7000 mısradan oluşuyordu ve şöyle başlıyordu: "Tanrıça, kralların geldiği, güneşin altında kavrulmuş Argos'u anlat" Bunun devamı niteliğindeki Epigoni’de de yedi kahramanın yedi oğlu yarım kalan işi tamamlamaktaydı. Bu şiir de 7000 mısra uzunluğundaydı ve şöyle başlıyordu: "Ve şimdi de Periler, geçmiş zamanların insanlarını anlatmaya başlayalım."

Ama hepsi içinde en iştah kabartan Margites başlıklı olandır. Poetics adlı eserinin dördüncü bölümünde Aristotle şöyle diyordu:

Homer, gerçek anlamda üstün bir şairdi... Komedinin alacağı biçimleri ilk işaret eden kişiydi, çünkü nasıl ki Iliad ve Odyssey bizim trajedilerimizle ilişkiliyse, Margites de aynı biçimde komedilerimizle ilişkiliydi!

Sava göre Margites, Homer’in ilk eseriydi. Bu esere (Colophon halkına göre) henüz Colophon’da öğretmenlik yaparken başladı. Eserin kahramanı Margites’in adı deli anlamına gelen Yunanca "gapyoa" sözcüğünden türetilmişti. Şairin ilk eseri bir aptalın yaşam öyküsüydü.

Homer olamamayı asla içine sindiremeyen Alexander Pope, konuya daha fazla açıklık getirmekteydi:

MARGITES, Antik Çağlarda kayıtlara Birinci Dunce olarak geçen kişinin adıydı. Hakkında duyduklarımızdan yola çıkarsak geçmişte bol miktarda rastlanan, serpilen bir ağacın kökü olmaya bile değmeyecek biri. Bu nedenle de onu öven şiir uygun ve kesin bir biçimde Dunce{8} üzerineydio zamandan bu yana ne yazık ki kaybolduysa da doğası yukarıda belirtilen şaşmaz belirtilerden ötürü yeterli düzeyde bilinmekte. Ve görünüşe bakılırsa da Dunce konulu ilk eser Homer'in kendisi tarafından yazılmış ilk epik şiirdi ve Iliad ile Odyssey'den bile önce yazılmıştı

Bu da Pope’un, önsözünden yukarıdaki satırların alındığı Dunciad’ı{9} yazması için yeterli bir nedendi.

Başlığa bakarak kitabın ne hakkında olduğunu çıkarabilir miyiz? Deliliğin tanımı asla kesin olmayıp akıcıdır, içinde yer aldığı kültür tarafından biçimlendirilir ve akıllının, akılcının ya da bariz olanın nasıl tanımlandığına bağlıdır. İ.Ö. 5. yüzyılda mantıklı, bilimsel konulardan anlayan bir Yunan, burnu kanayan bir kadının o ay adet kanamasını atladığına, güneşin gübre içindeki sinek kurtçuklarının doğumunda babalık görevini üstlendiğine, çok kuzeyde Arimaspi denen tek gözlü bir insan ırkının yaşadığına inanmaktaydı. Deliliğin sınırlarına, öldüresiye hiddet ve hafifmeşreplik, ödleklik ve korkusuzluk, sessizlik ve boşboğazlık da girmektedir. Eserin başlığı her türlü anlama gelebilir.

Homer’in komik epiğinden günümüze kalanlar yalnızca birkaç satır; ve onlar da, başka eserler içinde korunmuş durumda. Aeschines zamanında onun yaşam öyküsünü kaleme alan bir yazar, Margites’in etimolojik açıdan da talihsiz adına uygun kısa bir açıklama ekler: "Yetişkin olmasına karşın onu doğuranın annesi mi yoksa babası mı olduğunu bilmeyen ve bu nedenle de karısıyla yatmayan, karısının annesine onun hakkında yanlış bilgiler aktarmasından çekindiğini söyleyen bir adam... Margites." Bu noktada Margites, sanki Nietzsche’nin Schadenfreude olarak betimlediği kaba komedi türüne uygunmuş gibi görünmektedir. Okuyucular olarak güleriz, çünkü biliriz ki bizler kuşları ve böcekleri birer gizem olarak gören zavallı Margites’ten üstünüz.

Plato ile Aristotle, ayrı ayrı, şiirden ufak birer parça kaydetti. Plato’nun tamamı elimizde olmayan Alcibiades adlı eserinden öğrendiğimize göre, "Birçok şey biliyordu ama bildiklerinin tamamı da yanlıştı." Karşımızda duran Margites bir şarlatan, bir palyaço, bir yarım akıllı. Komediyi oluşturan unsur, onun kaosla dolu bir dünyadaki masumiyeti değil, kendi yarım yamalak kuramlarının ve üstünde çok düşünülmemiş görüşlerinin kaosudur. Aristotle, Ethica Nicomachea'da{10} (Nikomakhos'a Etik) farklı bir ipucu sağlamaktadır: "Tanrılar ona ne kazmayı ne de tarla sürmeyi öğretti, ne de başka bir beceriyi. Her meslekte başarısız oldu" Tuhaf. Gerçekten de tuhaf. Aristotle’in Margites’i bir geri zekalıdır, hiçbir işlevi, hiçbir toplumsal zekası yoktur. O bir yedek parça, bir ektir. Kürekle çapa arasındaki farklılık karşısında kafası karışan bu yaratığa belli belirsiz bir tembellik suçlamasının yöneltildiği sezilir.

Karşımızda duran kişi saf Stan Laurel mi yoksa insanın bocalamasına neden olan Oliver Hardy mi? O komedi oyunundaki yardakçı, köylü oğlan, sudan çıkmış balık, yabancı diyarlardaki masum adam ya da köyden gelen kuzen midir? Zenobius da ayrı bir betimleme sunar: "Tilkinin birçok oyunu vardır ama kirpinin tek bir hilesi hepsini alt eder" biçiminde, Archilochus’a da atfedilen bir ifade. Günümüze kadar gelebilen parçaların hiçbirinde Margites’in bir sahtekar, hilebaz ya da düzenbaz bir birey olduğu iması yer almaz. Zenobius farklı bir görüşü ileri sürer: akıllı küçük adam. Chaplin, Forrest Gump, Candide, Aslan Asker Schweik, Homer Simpson gibi.

Varlığını sürdüren tek komik epik Margites değildi. Bugün kaybolmuş olan Titanlar Savaşı ile Iliad’ın devamı niteliğinde bir eser yazan Miletli Arctinus, Cercopes’in yazarı olabilir. Suda'nın{11} belirttiğine göre:

...dünya üzerinde yaşayıp her türlü hilekarlığı yapan iki erkek kardeş vardı. Kandırıcı eylemlerinden ötürü bunlara Cercopes (yani Maymun Adamlar) deniyordu. Birinin adı Passalus, diğerinin de Acmon'du. Menınon'un kızlarından olan anneleri, yaptıkları düzenbazlıkları görünce, Kara Dip'ten, yani Heracles'ten, uzak durmalarını söyledi. Cercopes, Theia ile Ocean'ın oğullarıydı ve Zeus'u da kandırmaya çalışınca taşa dönüştürüldükleri söylenir. Yalancı ve düzenbazlar, telafisi olanaksız durumlarda becerili kaşarlanmış hilekarlar Dünyanın çok yukarılarında boş dolanırken sonsuza dek insanları kandırmayı sürdürdüler.:

Bu komedi türü Margites’ten ince bir farklılık içerir; çünkü karşımızda bir çift derbeder, bir çift düzenbaz durmaktadır. Sonunda da hak ettiklerini bulduklarını biliriz. Kayaya oyulmuş bir freskte Herakles bu iki iflah olmaz adamı ayak bileklerinden bağlanmış, tepetaklak bir biçimde taşımaktadır.

Cecropes’te okuyucu çifte empati ile karşı karşıyadır. Kahramanların hiç utanıp sıkılmadan gerçekleştirdikleri kabalıkları ve delice saçmalıkları zevkle izlerken sonunda hak ettiklerini bulmalarına da seviniriz. Margites söz konusu olduğunda bu tür bir anlayışın nerede yattığı ise o kadar net değil. Iliad ile Odyssey’in kahramanları kusursuz olmaktan çok uzaktır. Achilles huysuz ve zalim, Odysseus güvenilmez ve kincidir. Ama kusurlu bir kahraman aynı zamanda gerçek bir kahraman olabilir, kusurlu bir saf kişi ise açıkçası tamamen olanak dışı görünür. Margites günümüze kalsaydı neler öğrenebilirdik? Yunanlar neye ya da neyle gülmekteydiler? Kendi yerleşik bilgilerinin tam tersine her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran bir aptalın özlemini mi çekmekteydiler? Derdi olanlarla alay etmeyi mi yoksa taklitçilere zorla da olsa gülümsemeyi mi seviyorlardı?

Kayıp bütün kitaplar içinde Margites en az açıklanabilir olan, en fazla hayal kırıklığı yaratandır. Ancak yazarı aşırı düzeyde itibar görmüştü. Diğer eserleri içinde apayrı bir yere sahipti. Ama belki de yalnızca belki de kayıp olmasından ötürü o kadar da üzülmemek gerekir. Yitirilenin yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. Tüm zamanların en büyük şairinin yazdığı bir komedi ortalarda olmayınca onu izleyen nesiller de hicivli, duygusal, saçma, ciddi, nazik ve kara komediler, sözcük oyununa ya da argoya dayanan komediler, düşüp kalkmalara ve gizem çözmeye dayanan komediler hayal etme özgürlüğüne kavuştu. Yepyeni biçimlerin ortaya çıkışı karşısında bir tekinin ortadan kaybolması kabul edilebilir.


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült