Edebiyatta Deneysel Düşünme Ve Üretme

Aydın Şimşek


"İmkansızı ancak saçmalamaya yeltenenler başarır."

Albert Einstein

Yazıyı içselleştirmiş her yazar, yazmaya başladığı ilk günden itibaren bir takım sorunlarla karşılaşmıştır. Yazı hayatı boyunca da yine birtakım sorunların kendisini beklediğini bilir. Yazmak da, yazar olmak da, yazıyla düşünmek de epeyce sorunlu bir alandır. Tarih boyunca da şairlere, yazarlara pek de iyi bir gözle bakılmamıştır. Şaire, yazara avare, hayalci, işi gücü olmayan insan, şiire, yazıya da bu adamların tuhaf işidir denmiştir çoklukla. Dahası, farklı düşünen, sağduyuyla uyumlu yaşayamayan bu insanların çoğu, yazdıklarından dolayı çeşitli şiddetlere maruz kalmışlardır, günümüzde de kalmaya devam ediyorlar. Küçük görüldükleri, hafife alındıkları da sıklıkla rastladığımız durumlardır. Birçoğu “bir baltaya sap olamamakla" suçlanmışlardır. Baştan bilinen, bilinmiyorsa da bilinmesi gereken sorunlar, yazarın yazı serüvenini de belirlemiş oluyor. Yol uzun, zahmetli, sıkıntılı, sancılı vs. Bunları göze almadan yola çıkılmıyor, çıkılmamalı.

Böylesine karışık süreçleri olan yazının, toplumda yeterince anlaşılması mümkün görünmüyor. Yazarın da bu uzun yolculukta, kendini gerçekleştirmesi kolay olmayacaktır. Yazarın söylemek istediğiyle toplumun ve okurun algısı çoğu zaman bütünleşemiyor. Yazı gibi tamamen bireysel bir alandan yola çıkan yazar, toplumsallaşmanın karmaşık ilişkilerini başından itibaren dışına koymak zorunda kalıyor. Yazarın yazıyı öncelemesi demek, toplumsal hayatın ve onun kurallarının hemen tümüyle çatışıklı bir hayatı göze alması demektir. Bu denli büyük kopuşlar gerekli olabilmektedir. Göze alınan yalnızlık. Çünkü yazı çıkarsız ve beklentisiz yaptığımız ve belki de sadece kendimizi gerçekleştirdiğimiz özel bir alandır. Dış dünyanın yazarı tanımlamasıyla başlayan, ona ilişkin bakış ve önyargısıyla oluşturduğu şiddet karşısında, karşıt korunaklar oluşturmak zorunda kalıyor yazar. Bu nedenle de yazı söz konusu olunca kendisini yer yer ona bırakıyor. Bir bakıma dış dünyanın, toplumsal hayatın şiddeti karşısında hem kendisini, hem de yazıyı koruma refleksi de denilebilir bu tutumuna. Hayatında olabildiğince tesadüflere yer bırakmak istemeyen yazar, çoğu zaman yazı da güzelliği tesadüflerle bulur. Dışarısı planlardan, projelerden, kesinliklerden, inanç birliklerinden oluşurken, yazar yapıtlarının gruplarla akrabalık bağı taşımasına sıcak bakmaz. Kesinlikler ve birliktelikler için projesi yoktur. Kalabalığın bayıltıcı şiddetinden, işgal ediciliğinden uzaklaşmanın bir yolunu bulur. Ustalaştıkça yalnızlığını gönüllü olarak artırır.

Yazı ile yazarın çelişkilerinde insani ve yaratıcı bir durum varken, dış dünyayla yazar arasındaki çelişki oldukça sert geçer. Dış dünya sadece bakar ve bakıp gördüğü üzerinden kesin bir sonuca yönelir. Yazar bakar, görür ve gördüğü tarafından da görüldüğünü algılar. Bu tutumu, onun “öteki' ile gireceği ilişkisini açıklar. Çünkü öteki bir üst dildir. Üst dil ise kesinlemelerden uzak tutar yazarı, olasılıkları görmeyi önerir, bakanın aynı zaman da bakılan olduğunu duyumsatır. Sonuca yönelik değil, devinime yöneliktir üst dil.

Toplumsal gerçeklikle yazı gerçeği arasında önemli mesafeler vardır. Yazar bu mesafeleri göze alır ve kendini toplumsallığa, yerleşikliğe, alışkanlıklara karşı dayatır. Oraları kendi gücüyle törpüler. Bir nevi yadsımadan bahsedebiliriz. Toplumun yadsıdığı yazarın, karmaşık itiş ve çekişlerin içerisinde oluşturduğu yapıtının da toplumsal alışkanlıkları, yerleşik düşünme biçimlerini ve ezberleri yadsımasıdır söz konusu olan.

Her yapıtında yeni bir estetik biçemle karşımıza çıkan yazar, yadsımalarını nasıl yapar? Yazardan yazara farklı durumlar söz konusudur. Ama yine de kimi genellemeler yapmak olası gözüküyor. Burada ısrarla deneysellik ve deneyse! düşünme üzerinde durmak yarar var. Yazı deneyseldir, bu yüzden her yazar evrim geçirir. Tüm sanat akımları bu deneysellik içinde olgunlaşmıştır. Tabi ki yazarlar da. Bir yazarın kendini açıklaması, yadsımaları ve aşındırdıkları sadece metin içerisinde, yani yapıtlarında gerçekleşmelidir. Yazara ulaşmanın biricik yolu yapıta ulaşmaktır. Yapıta ulaşmak kavramı, yapıtı okumaktan daha çok ve ileri bir beklentidir. Yazarın içine doğduğu sanat ortamı, sanat anlayışı, dili her yapıtta bir nedenselliğe dayanır. Yapıta ulaşmak, bu nedenselliği, üst dili ve ötekini algılamaktır. Böylelikle yazar için deneysellik ve deneysel düşünmeyle ortaya konmuş olan yapıt, okura da deneysel düşünme alanı açar.

Yazıyla düşünmenin sözlü düşünmeden ayrılmasına neden olan şey, birinin geçiciliği diğerinin ise kalıcılığıdır. “Söz uçar yazı kalır1' seslenişi de kendi tarihini yapabilen, dahası bunu kayıt altına alabilen insanın, geleceği elinde tutma kaygısındandır. Ölümlülüğün karşısında yazı, bir çeşit sürekliliktir. Yazarın zamana karşı yazmasının nedeni de budur. Bir yazının, dolayısıyla da yazarın ömrünü belirleyen elbet de zamandır. Zamanla yazar arısındaki bu ilişki değerlidir. Yazarın yaşadığı zaman diliminden daha devrimci, daha deneysel, cesur olması gerekecektir. Geleceği göze almak, bu günün yerleşikliğine savaş açmakla başlıyor.

Günümüze kadar ulaşan yazı deneysellikleri içinde en çok ilgi çeken de, en çok tartışılan da kurgu konusudur. Özellikle öykü ve romanın gereksinim duyduğu kurgu, yazı disiplinlerinin tümünü içerir. Deneysel düşünme yöntemlerinin tümü kurguda da gözükür.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült