Benim Öykülerim

Enis Batur


Bir okur olarak tercihlerimi her zaman kronolojik sıranın, kıdem ve baremin önünde tuttum. Kaldı ki, "belli yapıtlar belli yaşları bekler" görüşünün doğruluğunu bana zaman gösterdi: Yaşam ilerledikçe klasik metinlerin cazibesinden sıyrılamaz oldum.

DÖRT yaşında okuma yazmayı söktüm; yedi yaşındayken Stevenson, Defoe, Dumas neredeyse ezberimdeydi; Savaş ve Barış ı okuduğumda on bir yaşındaydım; on üçümde...

Neyse ki o dahi çocuklardan biri değildim ben: Okuma yazma öğrenirken enikonu zorlandığımı anımsıyorum; bütün çocukluğum Pekos Bill, Kinova ve benzeri çizgi romanların arasında geçti; ortaokul sona geçtiğim yıl (iki hazırlık sınıf! okuduğuma göre 16-17 yaş hizasındaydım) bir öğretmenim elime Poe’yu tutuşturana dek kötü yola düşeceğime ilişkin herhangi bir belirti yoktu — sonra dağınık, koyu, kelebek üslubuna bağlı bir dönem başladı.

Bir okur olarak, oluşum yıllarımın 18-30 yaş arasına denk geldiğini söyleyebilirim. Kabaca 30 yaş sınırından başlayarak, bir denememde dile getirdiğim gibi, okuya yazmak sözkonusu oldu benim için, daha çok: Yazdıklarım, yazmak İstediklerim okuma güzergahımı geniş ölçüde etkiledi, keyfe keder okurluğun payı iyicene azaldı, bunu üzülerek itiraf ediyorum, gelgelelim elimden pek bir şey de gelmiyor bu konuda: Diyelim, delilik üzerinde çalışıyor, bir metin ya da kitap hazırlıyorsam, okumalarımı o tasarı yönlendiriyor.

Oluşum yıllarında, hele 1970-75 arası böyle değildi durumum. Ustam Bilge Karasu’yla 1971'de tanıştığımda, bir okuma defteri (listesi) tutmamı öğütlemişti, 1976'ya kadar sıkıdüzen içinde okuduğum her kitabı, gördüğüm her fili not ettiğim bu defterler duruyor. Bilge, sonuna kadar sürdürdü bu kayıt tutma işini, keşke ben de sürdürmüş olsaydım diye hayıflandığım olur.

Gene de, 19 yaşından başlayarak, 25'ime gelene dek okumuş olduklarıma akıp kimi gözlemler yapabiliyorum. Merak, açlık, savruluş, ufuk çizgisinin bir netleşen bir bulanan özellikleri, üç dilin (Türkçe, Fransızca, İngilizce) yarattığı sarhoşluk hemen göze çarpıyor.

Beni etkileyen, derinden etkileyen öyküleri, öykü yazarlarını, okuma defterimin yardımıyla en somut biçimiyle aktarabileceğim, sanırım. Bir gün, bu denemeyi şairlerle, düşünürlerle açmak İsterim.

1970-75 yılları arasında kalacağım. En belirgin etki, şüphesiz, Bilge Karasu’nun yapıtından sızıyor zihnime, duyarlığıma. Hala, son çeyrek yüzyılın en güçlü öykü kitabı olarak gördüğüm Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamının iki uzun parçası, “Ada” ve “Tepe”; önce. Masallar ve metinler, sonra.

Karasu’nun yanıbaşına koyduğum iki öykücü: Tahsin Yücel ve Vüs’at O. Bener.

Ben ve Öteki’nde bütünlendiklerinde, Memedali öykülerinin gücü iyice belirginleşiyor ama ben, daha “Yaşadıktan Sonra”yla birlikte çarpıldığımı anımsıyorum. Aynı duygu düşünce depremini Bener’in Dost’uyla da yaşıyorum.

Üç öykücü de, benim gözümde, ortak derslerin hocaları: Teknik açıdan yetkin birer anlatıcı var karşımda: Genel yapıyı kuruş biçimleri, anlatı tabakalarını hiçbir acemilik göstermeden içiçe yerleştirmeleri, cüretkar sözdizimleriyle beni hayran bırakıyorlar. Daha önemlisi: Biribirine hiç benzemeyen “iç dünyalarının ürkütücü derinliği. İnsan, o yaşta çok iyi yazılmış bir metin karşısında kolaycana büyüleniyor da, yazılanın da bir o kadar bağlayıcı olduğunu daha geç anlıyor ya da adlandırabiliyor, sanırım. (Neden Robbe Grillet’ye yakınlık duyamadığımı, buna karşılık Sarraute’u ya da Pinget’yi bir tür sıcaklık duygusuyla okuduğumu gerekçelendirmem bir vakit İstemiştir.)

Bu üç öykücüyü, gönlümde İshak izliyordu o yıllarda. Onat Kutlar’da atmosfer bana onlardan daha sersemletici gelmişti. Zaman geçtikçe döndüm o küçümen kitaba ve benim gözümde tılsımını yitirmediğini gördüm.

1970-75 yılları arasında kalacağım. En belirgin etki, şüphesiz, Bilge Karasu'nun yapıtından sızıyor zihnime, duyarlığıma. Hala, son çeyrek yüzyılın en güçlü öykü kitabı olarak gördüğüm Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nın iki uzun parçası, "Ada" ve "Tepe"; önce. Masallar ve metinler, sonra. Karasu'nun yalnız başına koyduğum iki öykücü: Tahsin Yücel ve Vüs'at O. Bener.

Aynı dönemde, Feyyaz Kayacan ile Leyla Erbil’in kimi öykülerine tutulduğumu eklemek İsterim. Sığınak Hikayeleri’nin birkaçı, Tuhaf Bir Kadın ya da “Bay Suret” bugün de gözdelerim arasındadır (bu sonuncuyu yazarı aforoz etmiş olsa bile).

1970'lerin sonundaydı, bir gece Cemal Süreyya, bana ”Papirüs”te çıkmış eski bir yazısını okuyup okumadığımı sorduydu. Gördüğü eğitimin özelliği nedeniyle, kendi dilinin edebiyatından önce yabancı bir dilin edebiyatını daha iyi tanıma olanağına sahip olmuş bir okuryazar “türü”ne dikkat çektiği bu yazısını, Murat Belge örneğinden harekede yazmıştı Cemal Süreyya, benim durumumun da böyle yorumlanabileceğine, sonradan, yanılmıyorsam günlüğünde değinecekti.

Doğruydu Cemal Süreya’nın saptaması. Gelgelelim, bu doğru, bizim kendi edebiyatımıza ilgisiz kalmamıza yol açmamıştı: Belli bir zamansal kaymayla da olsa, Türk edebiyatının da iyi birer okuru olduk sanıyorum, Belge de, ben de.

Bu ayrıntı gene de çok önemli görünüyor bana. Genç bir okur olarak, 1968-72 arası, önce avantgarde yazarları benimsedim. Hem şiirde, hem de anlatıda 1950 kuşağı bana çok yakın geldi. Öykücülerimiz sözkonusu olduğunda, türün gelişimi açısından Esendal, Sait Faik, Sabahattin Ali gibi ustaların önemini görmesine görüyordum, ama genç ustalar kadar büyülenmiyordum, çünkü Faulkner’dan ya da Pinget’den alıştığım arayış düzlemi bana klasik çizgiden daha çekici geliyordu. Bir okur olarak tercihlerimi her zaman kronolojik sıranın, kıdem ve baremin önünde tuttum. Kaldı ki, “belli yapıtlar belli yaşları bekler” görüşünün doğruluğunu bana zaman gösterdi: Yaşam ilerledikçe klasik metinlerin cazibesinden sıyrılamaz oldum.

1975'den bugüne, yirmi yıl içinde, başka gözde öykücülerim, gözde öykülerim oldu. “Dön Geri Bak”tan “Metal Yorgunluğu”na Tomris Uyar’dan hem derinlik öğrendim, hem hüzünlü keyifler aldım. Füruzan’ın öykücülüğü içimde derin izler bıraktı. Kendi kuşağımdan özellikle Hulki Aktunç etkiledi beni. Hala Şiir Erkök’ün, ismet Tokgöz’ün merakla yeni yapıtlarını bekliyorum. Hala Sami Altındağ’dan, Refik Algan’dan umut kesmiyorum. Benden sonraki kuşaklardan Cem Akaş, Perihan Mağden, Sami Baydar’ın imzalarına ne zaman nerede rastlasam hemen satırların arasına gömülüyorum.

Şehrazatlar Şehrazatları izliyor iyi ki, diyorum.

 

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Edebiyat

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült