Hikaye

 

 

Düşmanı Dost Kılan Musibet

O. Henry


Ev soyguncusu, pencereden içeriye çok hızlı bir şekilde süzüldü. Ve sonra da hiç acele etmedi. Yaptığı işi bir sanat olarak görüp, ona saygı duyan bir ev soyguncusu, bir şeyler almaya başlamadan önce genelde acele etmez.

Ev, özel bir konuttu. Ev soyguncusu, sıkıca kapatılmış ön kapısı ile kırpılmamış Boston sarmaşıklarını görünce anlamıştı ki; ev sahibesi, okyanus kıyısına bakan üstü kapalı bir balkonda oturmakta ve başına yatçı şapkası takmış halden anlayan bir adama, hiç kimsenin onun duygularını ve yalnız kalbini asla anlamadığım söylemektedir. Üçüncü katın ön pencerelerindeki ışıktan, ayrıca vaktin de geç olmasından, ev sahibinin eve gelmiş olduğunu, adamın kısa bir süre sonra ışığım söndürüp yatağına gideceğim biliyordu. Çünkü vakit, hem yılın hem de gönlün Eylül ayıydı; üstelik bu vakit evin iyi erkeği, teras bahçeleri ve havalı katiplerin yokluğunu düşünmeyi göz önünde bulundurur; eşinin kendisine geri dönmesini, adaba uygun davranışların daha uzun ömürlü kutsanmasını ve de ahlak hazretlerini arzulardı.

Ev soyguncusu bir sigara yaktı. Kibritin korunan ateşi, bir süreliğine onun göze çarpan noktalarım aydınlattı. Ev soyguncusu tiplerin üçüncü türündendi.

Bu üçüncü tür, hali hazırda tanınmış ve kabul edilmiş bir tür değildir. Birinci ve ikinci türlere polis sayesinde aşinayızdır. Onları sınıflandırmak kolay iştir. Ayırt edici olan işaret ise "yakadır."

Yaka takmayan bir ev soyguncusu yakalandığı vakit, en aşağı türün yozlaşmışı olarak tanımlanır, özellikle de tehlikeli ve ahlaksız olarak; üstelik 1878 yılında devriye polisi Hennessy'nin cebinden kelepçeleri çalarak, yakalanmamak için çekip giden azılı suçlu olmasından kuşkulanılır.

Herkesin malumu olan tür, yaka takan ev soyguncusudur. Gerçek hayatta bu tür, genelde "Piyango" olarak anılır. Gündüzleri sürekli olarak bir beyefendidir, takım elbisesi içinde kahvaltısını yapar, bir duvar kağıtçısı gibi poz verir; karanlık basıncaysa, ev soyguncularının tiksindirici sanatım sergiler. Son derece zengin ve saygıdeğer olan annesi Ocean Grove'da ikamet eder, ayrıca hücresine doğru yöneldiğinde hemencecik tırnak törpüsüyle "Resmi Polis Gazetesini" ister. Daima, Birliğin[1] her Devletinde bir karısı ve yine Birliğin kontrolü altındaki tüm Ülkelerde bir nişanlısı vardır; ayrıca tam beş doktorun umutlarını keseceği an, gazetelerin çarşaf çarşaf yayınladığı kadınlar haberleri olunca kendilerinden geçerler, daha sonra da aldıkları ilk dozla büyük ölçüde iyileşerek, sadece tek bir şişeyle hiçbir şeyleri kalmazdı.

Ev soyguncusu mavi bir süveter giyiyordu. Bu soyguncu, ne bir "Piyango," ne de "Cehennem Mutfağının" aşçılarından biriydi. Olurda polis onu sınıflandırmak isterse, apışıp kalırdı. Polisler, kendi konumlarının ne altında, ne de üstünde olan saygıdeğer ve alçakgönüllü ev soyguncusu türünü henüz duymamışlardı.

Üçüncü sınıfa giren bu ev soyguncusu, etrafı kolaçan etmeye başladı. Ne maske takıyordu, ne elinde hırsız feneri vardı, ne de ayaklarında kauçuk ayakkabıları. Cebinde 38 kalibrelik Taurus RT88 model bir revolver taşıyor, ayrıca düşünceli bir şekilde naneli sakız çiğniyordu.

Evdeki eşyalar, yaz tozu yüzünden koruyucularla sarıp sarmalanmıştı. Gümüşler, çok uzaklarda kasalar içindeydi. Ev soyguncusu büyük bir "vurgun" beklentisi içinde değildi. Onun maksadı, içinde ev sahibinin kim bilir hangi teselliyle yalnızlığın verdiği ağırlığı hafiflettikten sonra derin bir uykuda olabileceği hafif aydınlatılmış odaya girebilmekti.

Orada, meşrulaştırma alanına uygun profesyonel kazanç anlamında bir "para sızdırma" olayı yapılabilirdi; biraz başıboş para, bir saat, kıymetli taşla süslü bir kravat iğnesi; aşırılığın ve sağduyunun ötesinde hiçbir şey. Pencerenin açık bırakıldığım gördüğünde, fırsatı değerlendirdi.

Ev soyguncusu, ışıklandırılmış odanın kapısını hafifçe açtı. Gaz[2] en düşük ayardaydı. Yatakta uzanmış durumda uyuyan bir adam vardı. Şifonyerin üstünde karmakarışık bir sürü şey vardı; tortop edilmiş şekilde buruşuk kağıt paralar, bir saat, anahtarlar, üç tane poker fişi, ezilmiş sigaralar, ipekten pembe renkli ve fiyonklu bir saç tokası, sabah koruyucusu olan henüz açılmamış bir adet Bromo-Seltzer[3] şişesi.

Ev soyguncusu şifonyere doğru üç adım attı. Yatakta uyuyan adam aniden cızırtılı bir inleme sesi çıkarıp gözlerini açtı. Adamın sağ eli yastığının altına kaydı, ancak elini oradan çıkaramadı.

Kıpırdamadan uzan! dedi ev soyguncusu, normal konuşur gibi bir ses tonuyla.

Üçüncü türden ev soyguncuları pek tıslamazlar. Yataktaki vatandaş, ev soyguncusunun elinde tuttuğu tabancanın yuvarlak ucuna baktı ve daha sonra yatağında uzanır halde kaldı.

Şimdi iki elini de havaya kaldır! diye emir verdi ev soyguncusu.

Vatandaşın küçük, sivri uçlu, kahverengi-gri sakalı vardı, aynen şu ıstırap vermeyen dişçi gibiydi sakalı.

Diğerini de kaldır! Belki amfibiksin[4] ve sol elinle de ateş edebiliyorsundur. İkiye kadar sayabilirsin, değil mi? Hadi bakalım, çabuk biraz! diye emir verdi yine ev soyguncusu.

Diğerini kaldıramam! dedi vatandaş, yüzünü buruşturarak.

Derdi nedir onun?

Omuz romatizması.

İltihaplı mı?

Öyleydi. İltihap iyileşti.

Ev soyguncusu, tabancasını hasta olan adamın üzerinden ayırmadan kısa bir süre öylece kaldı. Şifonyer üstündeki yağmaya bir bakış fırlattıktan sonra biraz çekingen bir tavırla yataktaki adama geri döndü. Sonra, yataktaki de aniden yüzünü ekşitti.

Yüzünü şekilden şekle sokarak orada dikilme! Eğer soygun için geldiysen, neden yapman gerekeni yapmıyorsun? Etrafta bir sürü şey var alacak! dedi vatandaş, huysuz bir biçimde.

Özür d... Aslında bana da bir tane geçirdi o şey! Benim de romatizma geçirmiş olmam senin yararına oldu. Ben hariç birçok kişi, sen sol pençeni yukarı kaldırmadığında sana ateş ederdi, dedi ev soyguncusu, pis pis sırıtarak.

Ne kadar süre çektin? diye sordu vatandaş.

Dört yıl. Sanırım tamamen de geçmedi. Bir kere romatizma oldun mu, bu, tüm ömür boyunca sürecektir diye düşünüyorum.

Hiç çıngıraklıysan yağını denedin mi? diye merakla sordu vatandaş.

Litrelerce hem de! Eğer yağlarını kullandığım yılanların tümünü uç uca ekleseydiler son derece sıkıcı Satürn'e olan uzaklığın sekiz katı kadar mesafe ederdi, hatta çıngırak sesleri Amerika Indiana'daki Valparaiso[5] şehrinden duyulup oradan da geri dönerdi.

Bazıları Chiselum[6] Haplarını kullanıyor, diye belirtti vatandaş.

Boş laf! Beş ay kullanım onları. İyi değiller. Finkelham Özü, Belesan Yağı[7] [8], lapa ve Potts'un Ağrı Püskürtücüsünü kullandığım sene biraz rahattım, ancak bu işin en baba dalaveresi cebimde taşıdığım atkestanesidir diye düşünüyorum, dedi ev soyguncusu.

Seninki sabah mı yoksa gece mi daha kötü oluyor? diye sordu vatandaş.

Gece. En meşgul olduğum zaman hem de! Haydi, indir şu kolunu, sanmıyorum ki beni vs... Desene bir, sen hiç Blickerstaff Kan Yapıcısı'nı denedin mi? diye sordu ev soyguncusu.

Hiç kullanmadım! Seninki şiddetli ve ani nöbetle mi geliyor, yoksa düzenli bir ağrı mı?

Ev soyguncusu yatağın ayakucundaki yere oturdu ve üst üste attığı bacaklarının üzerine de tabancasını yerleştirdi.

Zonklar! Onu hiç beklemediğim bir anda bana çakar. Bu yüzden, ikinci katlara çıkıp iş yapmaktan vazgeçtim artık, çünkü tam yarı yoldayken gelip çakıyor bana. Sana ne diyeceğim, o lanet olası doktorların buna neyin iyi geleceğini bildiklerini sanmıyorum.

Al benden de o kadar! Tam bin dolar harcadım, hiçbir iyileşme olmaksızın hem de. Senin ki hiç şişer mi?

Sabahları. Ne zaman bir yağmur yağsın; Kristof aşkına! Bende de. Bir masa örtüsünün ölçüsündeki bir rutubet alanını bile, Florida'dan ta New York yoluna kadar ilerlemeye başladığı zamanı sana hemen söyleyebilirim. Üstelik bir tiyatronun önünden geçerken, bir East Lynne[9] matinesi varsa, rutubet sol kolumu diş sancısı gibi zonklatmaya başlar.

Bu, su katılmamış bir cehennem! dedi ev soyguncusu.

Yerden göğe kadar haklısın! dedi vatandaş.

Ev soyguncusu aşağıya, tabancasına bakıp onu, beceriksiz bir teşebbüsle, ancak içi rahat olarak cebinin içine soktu.

Babalık desene bir, kafurlu[10] İngiliz sabunu hiç denedin mi? dedi ev soyguncusu, yapmacık bir edayla.

Domuz boku! diyen vatandaş, kızgın bir şekilde devam etti:

Restoran yağıyla ovsan bile daha iyi gelir!

Kuşkusuz! diyen ev soyguncusu onunla hemfikir olduğunu belli ederek devam etti:

Evet, küçük Minnie'nin parmağını kedi tırmaladığında, yaraya merhem sürmekle denk bu. Bak sana ne diyeceğim! Biz mücadele ediyoruz. Buna iyi gelen ve rahatlatan tek bir şey budum. Ha, ne mi? İçki içmeyi unutmayalım diye, iyileştiren, eski küçük umumi tuvalet! Haydi, bu iş başlamadan bitti; Özür d... Kıyafetlerini giy de gidip biraz kafa çekelim! Özür d... Saygısızlık ettim, ancak, ah! İşte! Yine zonkluyor...

Bir haftadan beri, yardım almadan kıyafetlerimi bile tek başıma giyemiyorum. Korkarım ki Thomas şu an uyuyordur, üstelik...

Yataktan kalk, kıyafetlerini giymen için sana yardım edeceğim! dedi ev soyguncusu.

Gelenek, bir gelgit dalgası gibi nüksetti ve vatandaşı istila etti. Kahverengi-gri sakalını okşadı.

Bu hiç alışılmamış... diye başladı.

İşte gömleğin, hadi düş önüme. İki hafta içinde Omberry Merhemini hazırladığım söyleyen bir adam biliyorum, sonra da öyle bir sağlam oluyormuş ki, iki eliyle dört atlı bir arabayı bile sürebiliyormuş, dedi ev soyguncusu.

Vatandaş, kapıdan çıkmak üzerelerken, döndü ve geri gitmeye başladı.

Paramı unutmayı seviyorum, dün gece şifonyerin üzerine bırakmıştım, diye açıkladı.

Ev soyguncusu onu gömleğinin sağ kolundan yakaladı:

Hadi ama! dedi açık sözlü bir şekilde ve devam etti:

Sana diyorum, bırak onu orada kalsın. Bende mangiz var! Sen hiç fındık ve keklik üzümü yağlarını denedin mi?


[1] Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten meydana gelen bir federal birliktir.

[2] O günlerde, evlerde elektrik yerine havagazı kullanılıyordu ve bu gazla tüm evin ısı-ışık enerji ihtiyacı karşılanıyordu.

[3] Antiasit; mide ekşimesini gideren bir ilaç: İlk defa mucit Isaac E. Emerson’un, ABD Baltimore Maryland’da sahibi olduğu ilaç şirketinde, 1888 yılında üretip sattığı ilaç.

[4] İki yaşamlı; hem karada, hem de suda yaşayabilme yeteneği olan.

[5] Cennet Vadisi.

[6] İngilizce “Chiselum’s Pills”: O. Henry sözcük oyunu yapmış olabilir. “Chisel” İngiliz argosunda kokain anlamına gelir. İngilizce “um” ise “hımm” anlamındadır: “Hımm, peki kokain aldın mı hiç?” gibi.

[7] Vaftiz suyuna damlatılan ve vaftiz olacak kişinin yüzüne sürülen yağ.

[8] Hıristiyanlıkta bir Azizin adı.

[9] İngiltere’de Victoria döneminde, kadın yazar Ellen Wood tarafından 1861 yılında yazılmış ve en iyi satan olmuş sansasyonel bir roman.

[10] Kâfur ağacından elde edilen, hekimlikte kullanılan, beyaz ve yarı saydam, kolaylıkla parçalanan, güzel kokulu bir madde

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült