Hangi Doğrultudaki Düşünceleri Seçeriz?

Hanri Benazus


Hani, neredeyse insanın, düşüncenin verdiği görüntülerin bir fiziksel beden sahibi olma üstünlüğünden kaynaklanmıyor diyesi geliyor. Belki de doğmadan önce sahip olduğumuzu varsaydığımız tüm düşünce ve bilgilerimiz genlerimize sinip bugün bizi yönlendirmeye devam ediyorlar. Belki de bu dünyadan göçerken tüm düşüncelerimiz, bilgilerimiz ve deneyimlerimiz, bir bilgisayar ekranına yansıyıp bizden sonra da aksedip duracak.

Yıllardır kullandığımız elektriğin, her türlü nimetinden yararlandığımız, her türlü fizik kanunları ile çerçevelediğimiz halde hala somut bir şekilde ne olduğu bilinmiyor ve anlatılamıyorsa, düşünce de tıpkı bir elektrik akımı gibi durmadan üreten ve akış içinde olan, ancak sırrını vermeyen bir enerji kaynağı gibi bir şey’dir.

İnsan, hep anne babasının, büyüklerinin ve çevresindekilerinin düşündüğü doğrultudaki düşünceleri seçerek yetişir. Önemli olan, bir alışkanlık ve hatta yaşam tarzı olarak bellenen bu zinciri bir defa olsun kırmak.noktasına gelebilmektir. Gerçeklerin bu peşin olarak kabullenmeler ve yapay doğrular dışında şekillendiğini görebilmek, insanın kendi kişiliğine, oluşumuna atabileceği en büyük adımdır. Bu insanın düşünce kalıbını değiştirmesi ve kişisel bir formasyon oluşturmasıdır.

Aslında iyi ya da kötü düşünce diye bir şey pek yoktur. Olan, yalnız ve yalnız bireysel tepkilerimizde! Eğer iyi bir yaşam istiyorsak, olumlu ve güzel düşünceler üretmesini öğrenmeliyiz. Sevgi dolu bir yaşam istiyorsak, sevecen düşüncelere sahip olmasını bilmeliyiz. Düşüncelerimiz yolu ile üreteceğimiz ve dolayısıyla vereceğimiz her mesaj; oluşturacağımız her eylem, bize eşdeğer sonuç olarak yansıyacaktır. Yani, bir yerde oluşan sonuçlar düşüncelerin başlangıcının kaynağında yatar. Bir şeyi unutmayalım; geçmişimizin düşünce, inanç ve alışkanlıkları bugünkü bizi yaratmıştır. Sonuçları bu yaş takvimimizin yapraklarında olduğu gibi yansımaktadır. Yani, kısacası bizi biz yapan mimarımız olmuşlardır.

Bu, şu demektir; şu andan başlayarak düşündüklerimiz bundan sonra yaşayacaklarımızın bir yansıması ve yaratıcısı olacaktır. Eğer, yarın umudumuz sönmedi ve sürüyorsa, gelecek size hala bir şeyler ifade ediyorsa... ya da şu anda bulunduğumuz noktadaki eksikliklerimizin ve hatalarımızın farkında isek; daha farklı bir düşünce ve eylem tarzına geçme imkanlarını aramalıyız. Yoksa, bugünkü bulunduğumuz nokta samimi olarak bize büyük bir haz ve memnunluk veriyorsa olduğunca devam etmekte hiçbir sakınca yoktur.

Ancak, bir yetersizlik, bir olumsuzluk, bir kusurluluk bugünümüze yansımış ve bize sürekli ıstırap üretiyorsa; kendimize bir çekidüzen vermenin, dünün düşünce ve eylem zincirini kırmanın ve yeniden düşüncelerimizle şekillenme zamanımızın geldiğini kabullenmenin zamanı geldi ve geçiyor demektir.

Unutmayalım, insan kendi dünyasının merkezidir. Neyi ve nasıl düşünmeyi seçerse o düşüncelerin ürettiği cennetini de, cehennemini de yaşar. Bundan kaçabilmenin seçeneği eyleme geçiş nedeniyle pek kalmaz. İnsanlar düşünceleri ile hayatlarını şekillendirirler. Eğer düşünceleri ile ürettikleri; hep kızgınlık, nefret, intikam, kavga, kırgınlık, hoşgörüsüzlük ve korku ise yaşamının şekillenmesinde bu etkenler hep ön planda olacaktır. Hayatın en büyük açmazı; sorun yaratan, ıstırap üreten düşüncelerimizden uzak kalmasını bilmememiz ya da en azından onları aşabilme gücü ve alışkanlığına sahip olamamamızda yatar.

İnsanın düşünce tarzını değiştirebilmesi, geçmişinin derinliklerinde adeta gömülü bulunan; eski, köhnemiş ve peşin yargılı düşünce ve alışkanlık putlarından kendisini sıyırma çabasına girmesi ile mümkündür. Bu da her şeyden önce farkındalığımızı yakalamaktır. Bu, bir tür dürtü, bir iğne ucunun batış farkındalığıdır. Bu, bizi bize kazandırması, başkalarının tarz ve dayatmaları ile alışageldiğimiz düşünce kalıplarımızı parçalamamızdır.

Bu, bazen «olmaz, olamaz» dediğimiz bir karşı düşünce ya da eylemin ardından veya bir başka düşünce sahibinin oluşturduğu eyleminin kendi eski ve baskılı kararlığına rağmen asıl gerçeğimizi hissetmemizle mümkün olur.

Bir direnç göstermekle başlayan ve zaman zaman inatlaşmaya da dönüşen bu dürtü, zaman içinde köhnemiş eski düşünce tarzımızın yerini almaya başlar. Bu, aslında içimizde varolan seçenek üreten düşünce gücümüzün su yüzüne çıkışı müjdesidir.

Aklımızın yaşamımızı yönlendirdiği konusunda hemen hemen önyargılıyadır. Çünkü aklımızın bunun böyle olduğunu düşünmesi için eğitilmişizdir. Oysa, aklımız onu istediğimiz gibi kullanabileceğimiz işlevsel bir ana aracımızdır. Ancak dikkatli bir gözlem, aklımızın hali hazır durumu ile bir alışkanlıklar ve tutkular birikimi olduğunu göstermektedir. Ama alışkanlıklar değiştirilebilir, tutkuların putları kırılabilir. Yani, kısacası; aklımız istediğimiz şekilde düşünce üretebileceğimiz en önemli varoluş aracımızdır.

İnsan düşünmeye başlayınca, o anda ürettiği düşünceler, çoğunlukla bundan önce yaşam deneyimlerini yansıtır. Bunun olduğu gibiliği’ni kabullenmek, düşünceye geçmişin tutsaklığını bedel biçmektir. Ancak, bu tarz düşünüşe tavır koymak; araştırıcı, yargılayıcı ve hatta infaz edici olmak «Düşüncenin Istırabı»nı aşmak için en büyük eylemdir. Bilinçli düşünce tercihlerimizle düşüncemizi denetim altına almak, kişiyi eylemlerine yanıt veren zekası ile uyumlu bir hale getirir.

Nedense çoğumuz düşüncelerimizi bizim denetlediğimiz ve yönettiğimizi kabulleniriz. Oysa, biz aklımızın egemeni ve düşüncelerimizin üreticisiyiz. İstersek düşüncelerimizi akageldikleri gibi bütün olumsuzlukları ile değil, ancak kendi ısrarlı denetimlerimizle yönlendireceğimiz yolda üretken hale getirebiliriz.

Evet, eski düşündüklerimize artık hükmedemeyiz. Onlar, o anlarında getirdikleri sonuçları ve oluşturdukları eylemleri ile işlevlerini tamamlamışlardır. İyi ya da kötü iz bırakmış, belki de bağnazlığa dönüşüp bir alışkanlık haline gelmişlerdir. Ama ne olursa olsun geçmişte kalmışlardır. Onları artık değiştiremeyiz.

Ancak tüm bunlar onları yorumlamamıza ve hatta yargılamamıza engel değildir. Yine de bir şeyi unutmalıyım; tüm bunları ancak bugünün düşüncesinde şekillendirebiliriz. Yoksa geçmiş, artık dünde kalmıştır. Artık önemli olan, şu anda sağlıklı, mantıklı ve olumlu bir düşünce tarzına sahip olmamızdır.

Gelecekteki düşüncelerimiz daha çok ileridedir ve asla bugünün düşüncelerini yargılama gücünde değillerdir. Denetim altına alabilme gücünde olduğumuz tek düşünce, olsa olsa bugün ürettiğimiz düşüncelerdir. Elinizden geliyorsa, düşüncelerinizin esirliğine son verin, onların efendisi olun. O size değil, siz ona hükmedin!

İnsan, hep istediği şeyleri düşüneceğim diye başlar ve hep istemediği şeyleri düşüne düşüne «Düşüncenin Istırabı»na teslim olur. Oysa, istemediğimiz şeyleri düşünerek, ancak istemediğimiz şeylerin üreticisi oluruz. Bu da bir alışkanlık haline öyle bir gelir ki; hayatımız hep istemediğimiz düşünceler, olaylar ve eylemler tarafından parsellenir.

Gün geçtikçe, insan dikkatini ve düşüncesini neye, ne kadar çok yoğunlaştırırsa hepsi de daha kalıcı hale gelir. Gün gelir, insan istemediği, olumsuz bulduğu bu düşüncelerin tiplemesinde bir yansımaya dönüşür. Olumlu yönde düşünme alışkanlığı edinme; bir eğitim olayı, bir yaşam felsefesidir. Çünkü insanoğlu hep, olumsuz ifade’ler, korkular ve yorumlarla düşünmeye alışmıştır. Bu durumda sonuçları da hep olumsuzlukları kapsar.

Akıl, bütün yaratıcı, yayılmacı ve gelişmeci gücüne rağmen aynı zamanda çok büyük bir sınırlayıcıdır. Bu sınırlayıcılık, doğuşumuzdan başlayarak kendisine kabul ettirilen önyargılar ve inançlardan kaynaklanır. Bu arada edinegeldiği bilgilerin kısıtlanmış kuralları da düşüncelerine koyduğu ikinci bir ambargoyu oluşturur. Çünkü, insanın düşünebildikleri ancak bilebildikleri kadardır. Bilmediği, öğrenmediği, görmediği şeyleri düşünebilmesi mümkün değildir. Ancak aklı, insana hayallerinin etrafında dolaşmasına öncülük eder. Fakat bu hayal dünyamızda güzel ve huzur verici bir şeylerin olabilmesi için insanın biraz da iç dünyasına iyice dönebilmesi gerekmektedir.

Belki de kurduğumuz bu hayallerin bizimliği, görüp öğrendiğimiz şeylerin akıl yolu ile seçenek yaratıcılığından çok belki de kaynağını net olarak algılayamadığımız çok çok eski, hatta doğum öncesi öğretilerimizden gelmektedir. Bu da şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır; her ne kadar bilgi ve öğreti düşünceyi sınırlıyorsa da, idrak düşünceye yeni bir boyut veren en büyük aşamadır.


 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe