Gecekondu Köleliği Ve İşsizlik Köleliği

İrfan Erdoğan


Kapitalizmin insanlığı insanca yaşamdan yoksun eden yapısının getirdiği bir başka kölelik biçimi de, kentlerin çevresini sarmış ve insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum edilmiş gecekondularda yaşayan insanların durumudur. Bu insanların durumu kapitalizmin yarattığı ekonomik köleliğin en acınacak ve en insanlık dışı biçimlerinden biridir. Hem bu biçimde hem de işsizlik köleliğinde, toplumun insanlarının insanca yaşam olanakları kapitalist ilişki biçiminin getirdiği yapılaşmış gerçekler ve ilişkiler sonucu ellerinden alınır. Ardından da, kapitalist ideolojinin en ahlaksız yanlarından birine başvurularak bu insanlar suçlanır, hor görülür, kötülenir, baskılar ve korkular altında bırakılır. Gecekondu köleliğinde kölelik insanlık dışı bir yaşamaya mahkum edilmenin getirdiği koşullardaki günlük yaşam ilişkilerinin biçimini anlatır. Bu kölelikte çoğu kez işsizlik hakimdir.

İşsizlik köleliğinde insanların köleliği bir sahibe, bir firmaya, bir efendiye, bir ağaya hizmetten yoksun bırakılarak ücretli köleliği özlemeyi candan bir arzu yapan, hizmete alınmama, ekonomik ilişkilerdeki ücretli kölelik durumu dışında bırakılma, her zaman kullanılmaya hazır yedek köleler kitlesi olarak tutulma durumunu ifade eder. İşsizlik köleliğinin ana nedeni nüfus artışı değil, sermayenin egemen olduğu sistemlerde kar ve ücret politikasıdır. Eğer bir toplum herkesi doyuracak, herkesi barındıracak, herkesi giydirecek bir üretim yapıyorsa (veya bu kapasiteye sahipse) ve bu toplumda yoksulluk ve yoksunluk geniş kitlelerin yaşam biçimiyse, milyonlarca insan gecekondu köleliği ve işsizlik durumuna düşürülmüşse, birkaç aile toplumun zenginliklerinin üzerine yatmışsa, tarım alanlarındaki üretim (hayvancılık ve ormancılık dahil) ve endüstriyel üretim (veya ithal) kentlerin ve dış ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak için harcanıyorsa, bu düzeni desteklemek, köleyi, işsizi, düşkünü suçlamak, aşağılamak, hor görmek egemen yapının psikolojik hastalığının ve sakatlığının bir ifadesidir. Bu egemen sakatlık ve hastalık, doğruyu ve haklıyı, en iyi şekliyle, gerçekten uzak olarak niteleyerek kendini meşrulaştırır. Bu sırada, kapitalizmin verdiği ütopyalarla hayal olan hayaller peşinde sürüklenen kitlelerin bir kısmı köleliklerinin zincirlerine ve zinciri vurana büyülü gözlerle bakar ve bu bakışa ve bakışın konularına karşı gelenlere düşman kesilirler. Bu hayaller dünyası, kapitalizmin özgürlük, vatan, millet, fırsat eşitliği, kısa yoldan köşeyi dönme masallarını okuduğu, iletişim araçlarındaki sunumlarla ağızlardan sular ve kudurmaya hazır salyalar akıttığı bir dünyadır. Bu dünyada erişilemeyen düşler peşinde koşuş ve engellenmeler ve engellenmelerin öfkesini ve kudurmuşluğunu kendine ve kendinden aşağıdaki durumda olanlara yöneltme egemendir. Bu ütopyalarla hayallenmeler ve hayaller peşindeki kölelik ve katliamlar dünyasında, bilim bu ütopyaların egemen güçlerin çıkarı yönünde sömürülmesine yardım eder. Bu bilimin başında da psikoloji ve bu bilimin bağlı olduğu reklamcılık, halk oyu araştırması ve iletişim endüstrileri gelir. Ütopyalar bilimin sömürü için durmadan tekrarlanan konusu olur. Ütopyaların hayal hayallenmelerinin taşıyıcısı kimselerin bu hayal hayallerine dokunamazsın, çünkü hiçbir şeyi olmayanın tek sahip olduğu ve tek avunduğunu da elinden almak aslanın ağzından et almaya benzer: Parçalanmasan veya. paralanmasan bile fena halde ısırılırsın. Gecekonduda yaşayan Şilili bir kadının bu hayal olan hayalleri işleyen araçlara karşı "bilinçlendirme" girişimindeki "idealistlere" dediği benim ne demek istediğimi en özlü bir şekilde anlatmaktadır: "Lütfen, tek umudumuz olan hayallerimizi elimizden almayın." Çünkü hayal hayaller bu insanları gerçeğe bağlayan, gerçekle ilişkisini düzenleyen, yaşamlarına ve mücadelelerine anlam veren tek varlıklarıdır. Bunun da kimcilerinin "bilinçlendirme" adıyla gerçekleri anlatarak bu hayallerin hayal olduğunu gösterip ellerinden alması, modern kölelik biçimlerinin altında inleyen ve bu inleyişlerini hayallerle popüler müziğin umutlu ağıtı haline dönüştüren insanlara karşı işlenen bir başka cinayettir. Bu cinayeti işleyen solcular suçludur ve öldürülmeseler bile beş paralık bir ücret karşılığı vatanı koruma hayalleriyle hayallenerek zevkle işkence yapan polislere verilmeyi hak ederler!. Hayal olan hayalin gücü mide doyurma ile birleştiğinde, cinayetler ve işkenceler, vatanı, demokrasiyi ve özgürlüğü koruma kılığında gelen kurtların kurbanı olur.

O zaman insanlar katı gerçeklerle yaşayıp katı gerçeklerle cebelleşip, katı gerçekler ötesinde hiçbir şeyi veya geleceği hayal etmesin mi?

Zaten hayalin ve hayallenmenin çıktığı yer katı gerçeklerdir: Hayaller insanın katı gerçeklere olan tepkisinin ifadelerinden biridir. Annelerimizin katı gerçek kölelik durumlarına karşı bu katı gerçeğin sunduğu ve bu gerçeğe ve gerçeğin ideolojisinin sunumlarına paralel veya karşıt olarak kendilerinin yarattığı umutlar ve hayaller dünyasını ve bu dünyayı kızlarına devretmelerini düşünün: Veya işçi memur babalarımızın veya kendimizinkini... Yani hayaller ve hayallenmeler asla durdurulamaz. Egemen ideolojilerin güçlülüğü ve güçsüzlüğü bu alanda da kendini gösterir. İdeolojinin gücü, yarattığı hayallerle kitlelerin önemli bir bölümünü peşinden sürüklemesinde yatar. Güçsüzlüğü ise, yarattığı hayallerin sakat ve çeşitli canilikler taşıyan ütopyalar olduğunu gören ve hayal olan hayalleri düşleme yerine gerçekleri düşleyen hayaller kuran insanların oluşumunda kendini gösterir. Bu "ütopya" farkını da, bu farkı vurgulayan yukarda bahsettiğim isimsiz Şilili kadına borçluyuz: Şili'de Ailende rejiminin seçimi kazanmasıyla farklı iletişim ve ilişki biçimlerinin egemen pratiğe konmasıyla gelen girişimler sırasında, değişimi ve değişimin getirdiği farklı hayallerin düşlenmesi önceki faşist sistemin hayal olan hayallerinin yerini almaya başladı. Aynı kadın aynı adamı bulup ona bu ütopya farkını en açık ve özlü biçimiyle söyledi: "Eskiden hayal olan hayalleri kuruyorduk, şimdi gerçeği hayal ediyoruz."

Hayal insanların yaşamında insanları hayata bağlayan ve değişim (ve tutma, koruma) peşinde koşturan önemli bir itici güçtür. İnsan hayallerle canlılığına canlılık katar. Bu canlılık kapitalist ideolojinin egemen ütopyasında, bırak büyük babalarımızın ve babalarımızın yaşadığı geçmişi, bizim katıldığımız veya şahit olduğumuz cehaletin cenk ettiği, caniliğin "davadan döneni vurduğu," insan ve doğa peyzajının talan edildiği, gelecekteki nesillere yoksulluk, yoksunluk, zehirli hava, iğrenç deniz ve su, temizlenmesi zorunlu pislikler hediye edildiği bir canlılıktır. Benim ve benim gibilerin ütopyasında bu canlılık bu iğrençliğe, sömürüye, talana ve hediyeye son vermek ve insanlığın felaketini getirmeye yönelik gidişi çevirmeye dönük hayaller vardır. Bu hayallerin kapitalizmin egemenliğindeki ücretli-maaşlı, işsiz, gecekondu, hizmet kölelerine işlenen hayallerden farkı, yapısal gerçekleri değiştirerek yeni yapılarla hayallerin gerçekleşmesi ardında koşan gerçeği düşleyen insancıl hayallerdir. Gerçeği düşleyen bu ütopya, eşitsizliğe, sömürüye, başkasının sırtından köşeyi dönmeye, başkasının sahip olduğuna sahip olarak başkalarını yoksun bırakıp kendine rahat ve zengin bir yaşam kurmayı hayal eden sakat gerçeklere dayalı ve hayallenen köleler için gerçekleşmesi ezebilme olanağına sahipliğe dayanan, dolayısıyla hayal olan ve insanları ezenlerin zenginlikleriyle hayallenen insanlık dışı hayaller değildir. Bu hayaller insanı ezmeyi ve köleleştirmeyi, yoksun ve yoksul bırakmayı toplumun yarattığı zenginliklerin adil bir şekilde bölüşerek ortadan kaldırmayı düşünen gerçeği düşleyen gerçekçi bir temele dayanan hayallerdir.

Hayali hayal yapan ütopyalar ardında sürünüp sürüklenme ve bu sırada kendi ve kendi gibilerin sömürüsüne ve meşrulaştırılmış örgütlü cinayetlere katılmayla, gerçeği düşleyen ütopyaları düşleme arasında gece ile gündüz gibi farklar vardır.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe